BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşure günü ve matem

Aşure günü ve matem

Bu gece Aşure gecesi, yarın da Aşure günü... Peygamber efendimiz bu günün önemini şöyle ifade buyurdu ...



Bu gece Aşure gecesi, yarın da Aşure günü... Peygamber efendimiz bu günün önemini şöyle ifade buyurdu: “Allahü teâlâ, Aşure gününü diğer günlerden üstün kılmıştır. Allahü teâlâ, gökleri, yerleri, dağları, denizleri, yıldızları, Arşı ve melekleri, Âdem aleyhisselamı Aşure günü yarattı. İbrahim aleyhisselamın dünyaya gelişi ve Nemrud’un ateşinden kurtuluşu Aşure günü oldu. Oğlu Hz. İsmail’in yerine kesmek için büyük koç ihsan edildi. Firavun’un boğuluşu, İsa aleyhisselamın göğe kaldırılışı, Eyyub aleyhisselamın beladan kurtuluşu, hep Aşure gününde olmuştur.” Aşure günü ayrıca Resululluh efendimizin mübarek torunu Hazret-i Hüseyin’in Kerbela’da şehid edildiği gündür. Bu elim hadiseyi hatırladıkça Müslümanların yürekleri sızlar, gözleri kan ağlar. Bu faciadan dolayı yüreği sızlamayan bir Müsliman zaten düşünülemez. Fakat bundan dolayı matem de tutmaz. Çünkü, matem tutmak, döğünmek bid’attir. Günahdır. İslamiyyette matem tutmak yoktur. İslamiyyette matem tutmak olsaydı, Aşure günü değil, Resulullahın Taif’te mübarek ayaklarının kana boyandığı ve Uhud’da mübarek dişinin kırılıp, mübarek yüzünün kanadığı ve vefat etdiği gün matem tutulurdu. Matem, İslamiyet öncesinin adetidir. Mesela, cahiliye devrinde kocası ölen kadın, bir yıl mağaramsı bir kulübeye kapatılır. Kimseyle temas etmez, yıkanmaz, saçlarını taramaz, tırnaklarını kesmezdi. Hatta bu devirde Araplar, ölümlerinden sonra kendileri için bağıra bağıra, iyiliklerinin sayılarak ağlanmasını, ağıt yakılmasını vasiyet ederlerdi. Böyle yas tutmayı Hz. Peygamber yasaklamıştır. İslam’da taziyenin, yani başsağlığı dilemenin süresi üç gündür ve üçüncü günden sonra taziye caiz görülmemiştir. Hadis-i şerifte, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Ancak kadın, kocasının ölümü halinde bunu dört ay on gün sürdürür” buyuruldu. Ölümden dolayı kişinin kederlenmesi, hüzünlenmesi normaldir. Zaten dinimiz, sessizce ağlamaya ve gözyaşı dökmeye izin vermiştir. Nitekim Peygamberimiz de oğlu İbrahim’in vefatında bizzat gözlerinden yaşlar akıtarak ağlamış; kendisine ağlamayı yasaklamış olduğu hatırlatılınca da, bunun yasak olan ağlama şekli olmayıp gözyaşı dökmekle Allah’ın azap etmeyeceğini, ancak bağırıp çağırmaya azap edeceğini belirtmiş ve “Muhakkak ki ölü, ehlinin, üzerine bağırıp çağırmayla azap duyar” buyurmuştur. Hz. Hüseyin gibi yüce bir imamın şehid edilmesi, bütün Müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hz. Osman’ın, Hz.Hamza’nın ve Hz. Ali’nin pek feci şekilde şehid edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamberimiz, Hz. Hamza’nın şehid edildiği günün yıldönümlerinde matem tutmadı. Matem tutmayı emretmedi. İslamiyette, ölü için yüksek sesle ağlamak, matem tutmak, siyah elbise giymek ve rozet, işaret takmak, matem işaretleri ve resim taşımak yoktur. Bütün bu açık hükümlere rağmen, cahiliye devrinden kalma bir adet olan matem, maalesef günümüze kadar gelmiştir. Bu maksatla, her yıl Muharrem’in onunda matem merasimleri düzenlenmektedir. Matem tutmanın ne yüce şehidimize ne bunu yapanlara bir faydası olmadığı gibi, aksine zararı vardır. Yine günümüzde Resulullah’ın yasakladığı ölüler için tutulan matemler, tabuta sarılarak, kendini yerlere atarak, dövünerek ve bağırarak ağlamalar, Müslümanlar arasında ne yazık ki, yer etmiş bulunmaktadır. Müslümanların bu tür davranışlara karşı duyarlı olmaları, Dinimizin emirlerine aykırı işler yapmamaları, Resulullahı ve mübarek torununu üzmemeleri gerekir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT