BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Teknolojiye yatırım büyütür

Teknolojiye yatırım büyütür

Uyumsoft Genel Müdürü Mehmet Önder, Türkiye'nin Bill Gates'i olarak biliniyor. Önder, "Teknolojiye yatırım yapan firmalar için devasa fırsatlar var. Teknolojinin getirdiklerini çok iyi görenler, ortalama 2 ile 3 kat büyüyebiliyor, çünkü kontrol gücü yükseliyor" diye konuştu.



Ülkemizin başarılı iş adamlarından Uyumsoft Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Önder bu haftaki konuğumuz. Kendisi sektöründe Türkiye’nin Bil Gates’i olarak tanınıyor. Yazılımları ile Türkiye’nin ilk sıradaki şirketinin ürünleri dünya devleri ile de yarışacak güçte. Çok yakında Amerika ve İngiltere ofislerini açmanın hazırlıkları yapılıyor. Ekibinde yer alan kişileri çalışanları değil, iş ortakları olarak görüyor ve yetenekli olduğunu fark ettiği çalışanlarıyla şirket kurmaktan, ortaklık oluşturmaktan hiç çekinmiyor. Birlikte büyümeye yürekten inanıyor. Kendisi bu hafta konuğumuz oldu ve bizde teknolojinin nereye gittiğini, gelecekte bizleri nelerin beklediğini ve şirketlerin nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini sizler için konuştuk. Uyumsoft’un özellikle yerli sermaye açısından bakıldığında sektörünün yabancı devleriyle yarışacak gücü var, size de Türkiye’nin Bill Gates’i dendiğini biliyoruz, bu hikaye nasıl başladı? Babam Anadolu’da yaşayan birçok insan gibi, “Ailesi için daha iyi imkânlar olur mu” diye İstanbul’a göç edenlerden. Ben Tokat’tan geldiğimizde 7 yaşındaydım. Ortaokul yıllarında bir tercih yapmaya karar verdim. Parayı, ağabeylerim gibi bir an evvel çalışmaya başlayarak, yoksa okuyarak kazanmak mı? Erken yaşta hayati bir karar vermeye çalışmışsınız... Evet, biz 5 kardeşiz ve içlerinde bir tek ben okudum. Ya başarılı bir öğrenci olmalıydım ya da okulu kafamdan silmeliydim. İmkânları sınırlı bir ailede çok da boşa harcanacak bir vakit yoktu. Bana göre okuyabilmenin yolu da matematikte başarılı olabilmekle alakalıydı. İTÜ matematik mühendisliğine girdim. O günün şartlarında ne kadar doğru karar verdiğimi bilmiyordum. Ama seksenlerin başı; bilgisayarlar yok, kart okuyucu makineler var ve ben ne iş yapacaktım? Üniversite de kalabilirdim, bir matematik öğretmeni olabilirdim. Ancak mezun olunca, tez hocam ve dekanımız özel sektöre teşvik etti. Sektöre böyle mi girdiniz? Aslında o sıralar çok bir şey de yoktu ama hocalarım bu sektörün gelişeceğini düşünüyordu. Dünyada bilgisayar pazarı yeni açılıyordu. Nitekim 1985’lerde ihtiyaç doğmaya başladı. “Bilgisayar” ismi çok şey bilmesek de hepimize havalı geliyordu. Büyük şirketler yatırım yapmaya başlamıştı. Ve ben de Kar Şirketler Grubu’nda işe başladım; 10 yıl grupta görev yaptım. 35 yaşındaydım, şirket bazı yatırımlarını durdurma kararı almıştı. Artık teknoloji daha çok hayatımıza girmişti, internetle tanışmıştık. Gruba bilişim üzerine bir şirket kurabileceğimden ve tüm yazılımlarını dışarıdan yönetebileceğimden bahsettim. Dünyada Kurumsal Kaynak Planlama şu anki adıyla ERP, 1970’li yıllarda, Almanya, Amerika, İngiltere’de yapılanmıştı, bize ise (ERP) 1990’lı yıllarda geldi. Şirketlerimizin buna ihtiyacı vardı. Başlangıçta bizim de “Türkiye’nin en iyi firması olalım” diye bir hedefimiz olmadı. Ancak 2 yıl sonra fark ettik ki, Türkiye firması olabilecek gücümüz vardı. 2008’lere gelince, Uyumsoft olarak, bir Türkiye firması olmuştuk. Bugün bakıldığında ihracatıyla da güçlü bir firmayız ve dünyaya “Uyumsoft Web ERP” ve yazılımlarımızı satacak güçteyiz. Tamamı Türk mühensiler tarafından gelişitirilen ürünümüz; Oracle, Microsoft ile rekabet edebiliyor. Yakında Amerika, İngiltere ve Almanya’daki ofislerimiz açılacak. ERP’nin işletmeler için faydası nedir? Rekabete karşı güçlendirir. Eğer, işletmelerde ERP olmazsa, üretim, satın alma, muhasebe durur, TIR’lar kapıda bekler. Depo, satın alma, sıfır stok, minimum maliyet, ürün bazında kârlılık, uluslararası ürün kalitesi, hangi noktada ne problem geldi, sosyal medya yansımaları, tamamen bu sistemlerde tutuluyor. Bir de iş zekâsı kavramı var. Evet, Kurumsal Kaynak Planlama (ERP)’nın ardından “iş zekâsı” ile patronlar ve yöneticiler, istedikleri zaman, istedikleri sonuçları, istedikleri bilgiyi anında görebiliyorlar. İş zekâsıyla sayfalar dolusu dokümanları incelemek yerine, istedikleri konuya ilişkin raporu, cep telefonlarına gelen rapordan yönetiyorlar. Bir önceki günün raporlarını görerek günlerini planlayabiliyorlar. Siz KOBİ Derneği Başkanlığı da yaptınız. Firmalarımız büyümekte güçlük çekiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki firmaların iki temel eksikliği var. Biri pazarlama, diğeri kaynak yönetimidir. Teknolojiye uzaklık, kaynak yönetimini güçleştiriyor. Oysa teknolojiye yatırım yapan firmalar için devasa fırsatlar var. Teknolojinin getirdiklerini çok iyi görenler, ortalama 2 ile 3 kat büyüyebiliyorlar, çünkü kontrol gücü artıyor. Düne kadar “tek tuşla her şey yapılabiliyor” diyorduk, bu kavram bugün yerini hareketli programlara yani “tek söz” dönemine bırakıyor. Almanya’da, Afrika’da, Nijerya’da fabrikalarınızın yurtiçi ve yurtdışı operasyonlarını, tek merkezden yönetebiliyorsunuz; geldiğimiz nokta burası artık. Bu duruma uyum sağlayamayan KOBİ’ler maalesef rekabet güçlerini kaybediyorlar. Düşünün ki ülkemiz genelinde, 3 milyon KOBİ var. Bunların içinde cirosu yüksek olan firma sayısı 10 bin civarında. Bu da teknolojiye uyumda zorlanan KOBİ’lerin durumunu özetliyor. Teknoloji iş hayatına gelecekte çok daha fazla şey katacak sanırım. Kalifiye iş gücü, yetenek kullanımı artarken bazı işler yerini robotlaşmaya bırakıyor. Tüketimin bile şekli değişti. Masanızın başından alışverişlerinizi yapabiliyorsunuz. Teknolojiyle birlikte, önümüzdeki dönemde, şaşalı ofisler de yerini esnek çalışma saatlerine bırakmaya başlayacak. Dünyada artık insanlar teknoloji sayesinde evden çalışabiliyor. Ayrıca 24 saat takip edilebilir durumdasınız. Twitter sayesinde herkes kendi mesajını, kendisi yayınlayabiliyor. Yani artık herkes tek başına bir gazete gibi. İşletmelerin de, kişilerin de söylediklerine, yaptıklarına çok dikkat etmesi gerekiyor. Zira, internet ortamında, 10 yıl önceki bilgileriniz yer alıyor. Bu hız şirketlerin yönetim anlayışlarında da değişikliklere sebep oldu sanırım. Doğru. Firmaların artık, geçmişteki 5 yıllık, 10 yıllık verilere itibar etmek yerine, son 3 yılın verilerine bakarak, vizyonlarını oluşturmaları gerekiyor. Bilgi çok hızlı değişiyor. 3 yıl öncesi ve sonrası çok önem kazandı. Zira dünyada 3 yılda bir veriler değişiyor. İşletmelerin esnek planlara sahip olması ve heyecanlarının da bununla örtüşüyor olması gerekiyor. Yeni model heyecan hız üzerine ve bu bizim kültürümüze, kişilik yapımıza çok uyuyor. Biz çok çabuk sonuç görmek isteriz. Çok yönlü düşünebilmemiz ve hızlı planlama yeteneğimizi artırmamız gerekiyor. Şu bilinmelidir ki bu hızlı değişim içerisinde gelecek 10 yıl içerisinde, şu an doğru olarak bildiklerimiz de değişecektir. Bunu, iş adamı, çalışanlar, tüketiciler, akademisyenler, öğrenciler görmek durumundadır. Ar-Ge’nin yanı sıra, inovasyona da bütçeler ayrılmalıdır. Bu arada, dünya pazarlarında rekabet için, firmalarımızın ortak iş yapma kültürünü de öğrenmeleri gerekiyor. GENÇLERE ÇAĞRI: GELİN ORTAK OLALIM Mehmet Bey gazetemiz aracılığıyla evinden çalışmak isteyen, şartları itibarıyla eve bağımlı olan bilgisayar, endüstri vb. mühendislerimize sesleniyor ve “Yeteneklerinizi gizli tutmayın, buyrun ev ofislerinizi oluşturalım ve birlikte çalışalım” diyor. Teknolojinin eğitime yansıması nasıl olacak? Fatih projesini önemsiyorum. Bu proje sadece çocuklara birer tablet vererek, oradan derslerinin takip edilmesi değildir. Bana göre 5- 10 yıl içerisinde eğitim modelleri de değişecek. Öğrenciler günün büyük bir kısmını okulda geçirmeyecek. Okullara fiziki bağımlılık azalacak. Eğitimde farklı sosyal ortamlar gelişecek. Eğitimde fırsat eşitliği daha fazla sağlanacak. Mesleğinde çok başarılı bir öğretmenin sınıfına bambaşka şehirdeki bir öğrenci bağlanabilecek. Artık bir hoca, sabahtan akşama kadar, 50 öğrenciye değil, belki sanal ortamda kendisini dinleyen yüzlerce öğrenciye, sahip olduğu bilgi birikimini aktaracak. Okullarda daha uygulamalı, takım çalışmasına yönelik gelişimlerin desteklendiği, ezber yerine yetenek geliştirmeye yönelik çalışmaların yapıldığı yerler haline gelecek. Kısacası teknoloji tüm hayatımızı yeniden şekillendiriyor anladığım kadarıyla. Günümüzün gençleri nelere önem vermeliler? Bizde “Akıllı ol” diye bir söz vardır. Genç neslin ilişki yönetimi, verimlilik, performans, inovasyon düşünce yeteneği gibi bireysel özelliklerini zenginleştirmesi gerekiyor. Artık sosyal zekâ çok daha fazla ön plana çıkacak. Çok iyi matematik bilen bir genç, aynı zamanda sosyal zekâsını da öne çıkartmalıdır. Kendisini bu alanda da yetiştirmelidir. Aksi halde çok sınırlı bir hayatı olur. Bugün gelişmiş ülkeler, çocuklarını, sosyoloji, idareci ve kaynak yönetimi konularında da eğitiyor. Dünyayı, ilişkiler ve duygusal zekâ yönetiyor. Bill Gates, Steve Jobs gibi kişilere baktığımızda duygusal zekâlarının ve ilişki yönetimlerinin ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT