BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanıyorum öyleyse varım

Kıskanıyorum öyleyse varım

Kıskançlık oldum olası tartışılan bir konudur. İnsanı yiyip bitiren, huzurunu kaçıran ve hırçınlaştıran bir illettir. Ama diğer taraftan hayatın bir gerçeğidir de. Tabii bu duyguyu sınıflandırmak lazım. Çünkü her kıskançlık birbirinin aynısı değildir.



Kıskançlık oldum olası tartışılan bir konudur. İnsanı yiyip bitiren, huzurunu kaçıran ve hırçınlaştıran bir illettir. Ama diğer taraftan hayatın bir gerçeğidir de. Tabii bu duyguyu sınıflandırmak lazım. Çünkü her kıskançlık birbirinin aynısı değildir. Beni en çok rahatsız eden tipi, aynı sosyal sınıfı paylaştığı halde birbirine tahammül edemeyenlerin yaşamakta olduğu kıskançlık. Yani aynı apartmanda oturan ve durmadan diğerini takip edip “onun yeni mobilyası var halbuki bizimkiler eski” cinsi detaylara takılan insanların yaşamakta oldukları sendrom. Ne kadar tuhaf ve gereksiz bir hissetme biçimi. Benim böyle bir durumu anlayabilmem mümkün değil. Tabii bir de tahrik eden tipler mevcut. Hanımların kendi aralarında düzenledikleri ev toplantılarında sık sık rastlanabilecek bir konuşma şekli; “bizim bey hiç istemediğim halde bana yeni bir bilezik aldı, bak şekerim beğendin mi?” Bunu duyan zaten meraklı ve huzursuz tip, bir koşu kocasına gidip “bak bilmem kimin kocası neler alıyor, sen bana almıyorsun” diye yaygarayı basar. Başka insanları eleştirmeyi sevmem ama itiraf ediyorum hayatta küçümsediğim tek konu bu. Elimde değil, böyle davranabilenleri yeterince işi gücü yokmuş ya da milletle uğraşacağına oturup daha faydalı bir iş yapmaktan acizmiş gibi algılıyorum. Bir diğer kıskançlık biçimi ise sevileni paylaşamamak durumu. Bu çok normal geliyor bana. Sevdiğinizi paylaşabilmeniz zor çünkü. Çok iyi hatırlıyorum, küçücük çocuktum, teyzem beni almadan sokağa çıktı diye kıyameti kopartırdım. Zaten oldum olası sevdiklerime karşı tuhaf bir sahiplenme duygusu taşırım. Hele insanın eşini kıskanmaması bana göre olacak iş değil. Biraz klişe olacak ama ‘seven insan kıskanır’ demek zorundayım. Tabii her konuda olduğu gibi bunda da aşırı uçlara kaçmamak lazım. Tutup hayatı zehir etmek, olur olmaz problem çıkartmak iş değil. Sağda solda çok rastlıyorum; kadın eşiyle güzel güzel yemek yerken tutturuyor “o kadın sana niye baktı” diye. Ya da daha ileri gidip ciddi bir kavga başlatıyor. Kıskançlık meselesi gazetelerin polis sayfalarına da aşağı yukarı her gün konu oluyor. Eşini kıskanıp baltayla doğrayanlar, kocası eve geç geldi diye bıçaklayanlar vs. Buna benzer olayları basit kıskançlık olarak değerlendirmek mümkün değil. Bunlar çok ciddi ruh hastaları. Zaten incelendiğinde tamamına yakınına teşhis konuluyor. Bir de kariyer kıskançlıkları var. Mesela son yapılan araştırmalarda görülmüş ki erkekler kariyer sahibi kadınlarla yaptıkları evliliklerde depresyona giriyorlarmış. Tabii %100 oranında değil ama özellikle Türkiye’de büyük bir kısmı... Karısı çalışarak evin geçimine katkıda bulunduğu ve standardı yükselttiği halde buna memnun olmak yerine sıkıntıya düşüyormuş erkekler. Yaradılış ve yetiştirilme biçimi göz önünde bulundurulduğunda bunu anlayabilmek olası. Ama erkeklere kötü bir haberim var. Kadınlar bu saatten sonra iş hayatından asla çekilmeyecekledir. En iyisi bu duruma bir an önce alışmak ve karılarıyla anlamsız bir çekişmeye girmek yerine mutlu olup duruma iyi tarafından bakmak. İnsan demek hissedebilmek demektir. Ve hepimiz olumlu ya da olumsuz, yüzlerce duygu taşıyoruz. Hissedebilme biçimimizi genlerimiz organize ediyor. Ve biz de özellikle sivri hislerimizi törpülemeye gayret ediyoruz. Kısacası yaşayıp gidiyoruz işte... Levha Susmak, konuşmanın güvenlik alanıdır. Sözün Özü Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT