BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sıradan bir gün

Sıradan bir gün

Orta yaşın tehlikeli sınırlarında yaşayan bir kadın.. Duygusal, olayların acısını -veya heyecan ve zevkini- her an yaşayan bir kadın.. Evlenmiş. Bizce, bilinmeyen sebeplerle eşinden ayrılmış. Ama içinde yaşadığı mutlu yılların unutamadığı hazzı var.



Orta yaşın tehlikeli sınırlarında yaşayan bir kadın.. Duygusal, olayların acısını -veya heyecan ve zevkini- her an yaşayan bir kadın.. Evlenmiş. Bizce, bilinmeyen sebeplerle eşinden ayrılmış. Ama içinde yaşadığı mutlu yılların unutamadığı hazzı var. Ve bütün bunların paralelinde, gene içinden atamadığı bir saplantı var.. Ölmek. Tıpkı bir ip cambazının yaşadığı kaygı ve mecburiyet gibi.. Giulia adındaki bu kadın, hayatının muhtelif evrelerinde yaşadıklarını unutamaz. Ve bir nefs muhasebesinde, ölüme karar verir. Yaşadığı nice “sıradan gün”e karşı, bu ölümün sıradan olmamasını düşünür. Ölümünün görsel bir tanığı olarak, bir kaset yapar. Ancak, ölüme, böylesine yakın olan kadın, evinde, bazı alışkanlıklarından kurtulmak için bazı tedbirler almıştır. Meselâ, sigara içmek istese bir özel araçtan çıldırtan sesler gelir. Bir an, seyirci bir tereddüd anı geçiriyor. Ölümü, böylesine özleyen bu kadının diğer taraftan hayata böyle bağlı kalması... Kanımızca tabii. Giulia’nın bu davranışı, yazar Dario Fo’nun, eşi ve sevgilisi olan Farna Rama’nın muhteşem işbirliğinden kaynaklanıyor. Dario Fo, gerçekte oyunun yazarı. Bir kadının hayat hikâyesini yazarken, kendisine çok yakın olan eşinin duygu, düşünce ve inançlarını bir süzgeçten geçirerek, bir kadının ruhsal portresini çiziyor. Hikâyesini yaşadığımız süreçte, Giulia’nın, bütün davranışlarını onaylıyoruz. Bir başka husus da, kendi mütevazı hayatını yaşarken, dış dünyadan -şu veya bu sebeplerle- kopmasıdır. Dış etkenler, tanımadığı, adlarını bilmediği “kişilerin” varlıklarından duyduğu huzursuzluk. Ve nihayet, bu zarif, bu hassas kadının bir telefona karşı duyduğu isyan ve haykırış. Bir akıl hastanesine gitmek istemiyorum. Oyunun bu son çığlıkla finali yazar karı-kocanın topluma savurdukları son isyan veya son hicivdir. Oynayanlar ve Reji: Yıllardır sinemadan başarılı bir sanatçı olarak tanıdığımız; nice filmi hakkında, gücümüz ölçüsünde, iyi-kötü yönleriyle eleştirdiğimiz Çolpan İlhan’ın mutlak başarısını söylemek gerekir. Son zamanda aynı sahnede değişik rollerde gördüğümüz Çolpan İlhan, kendi duygusal şiirine kendi sevgi dolu yüreğine, bu oyunda bir yansıma bulmuştur. Kanımızca, bunun bir başka sebebi otuzbeş yıllık sevgili eşi, Sadri Alışık adına kurduğu bir yuvada oynamasıdır. Yıllarca evvel aktör Alışık da, bu sahnede hayata başlamıştı. Belki kocasının hayalini görerek, sesini duyarak bu oyunda böyle bir zirveye yükselmişti. Rol alan diğer sanatçıları da kutlamak isteriz. Yönetmen Nefrin Tokay, tehlikeli virajları olmayan, kimliği kesin çizgilerle belirlenmiş bu oyunu, başarıyla sahneye koymuş diyebiliriz. Egemen Berköz’ün çevirisi de, dekor da, ışık da güzel. Yazanlar: Dario Fo-France Rame Çeviren: Egemen Berköz/Yöneten: Nefrin Tokyay Oynayanlar: Çolpan İlhan-Gökçe Yiğitel-Yiğit Sertdemir-Özgürol Öztürk Dekor: Çağla Köseoğulları Işık: Aydan Ocak. Sadri Alışık Tiyatrosu (Küçük sahne)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT