BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya batarken Ya da çıkarken...

Ya batarken Ya da çıkarken...

91 yılında Saddam ve ekibi, batının büyük oyunlarına aldandı ve Kuveyt'e girdi... Arap dünyasının gazeteleri ise Saddam'dan 'Ortadoğu'nun yeni patronu' diye sözediyordu...



91 yılında Saddam ve ekibi, batının büyük oyunlarına aldandı ve Kuveyt'e girdi... Arap dünyasının gazeteleri ise Saddam'dan 'Ortadoğu'nun yeni patronu' diye sözediyordu... Ama patronluğa giden filmin nasıl bittiğini hep birlikte gördük. Irak'ın kuzeyinde ise Amerikalılarla hareket eden iki peşmerge lideri vardı. Biri Talabani, diğeri Barzani idi... O zaman birileri bize; -Bu adamlar bir gün Devlet Başkanı ve Başbakan olacak! deseydi, diyenlere 'deli' der ve güler geçerdik... Ve bizde ise; siyaset bilimciler, istihbaratçılar, stratejistler ve dış politika yazarları Irak'ın nereye sürüklendiğine ve ülkeyi kimlerin yöneteceğine dair bir tek öngörüde bulunamadı... Bizdekiler sadece sonuçlardan yola çıkarak değerlendirme yapan uzmanlığın ötesine geçemedi... Kriz olduktan sonra kriz masasını kuran ve dış güçlerin oynadığı hiçbir oyunu bozamayacak kadar basiretsiz olduklarını da anlamış olduk... Bugün de farklı bir noktada değiller... Suriye, İran, Irak, Arabistan ve Mısır'ı nelerin beklediğine ve Türkiye'nin ne yapması gerektiğine dair bir şey bilmiyorlar... * Tarık Buğra diyordu ki; - Vurguncular için iki büyük fırsat vardır... Bir, bir Devlet kurulurken, bir de, bir Devlet batarken... Kağıt duvarlarına dönüştürülen sınırlarımızın biraz ötesinde duran Irak'ta yaşananları çabuk unuttuk... ABD ve batı, bir devleti nasıl batırıp, yenisini de kurarken nelerin yaşandığına şahit olduk... 91 yılındaki savaşta Zaho, Dohuk, Sersengi dağlarında ellerine tutuşturulan silahlı şalvarlı adamlarının velvelesi eşliğinde kamyonetlerle dolaşan Talabani ve Barzani ile karşılaştığımızda Tarık Buğra' nın vurguncu tarifiyle ne demek istediğini daha iyi anlamıştık... Ve iki vurguncunun nerelere çıkartıldığını, daha binlercesine hangi makamların teslim edildiğini de birlikte gördük... * Suriye krizi bize bir daha gösterdi ki; devletlerin ebedi dostu yok! Düne kadar dostluk hikayeleri anlatan İran, kendi menfaatleri doğrultusunda Çin ve Rusya ile birlikte Suriye'deki zalim idareye destek olmasından anlıyoruz ki; dostluklar menfaat ipine bağlı... İranlı stihbarat ajanları sınırlarımızı yol geçen hanına çevirerek PKK'lılar ile işbirliğine bile başlamış... Lakin yakaladığımız bir tek İranlı ajan dahi yok... Yakalamışsak ve PKK ile ilişkilerini ispatlamışsak bunlar nerede? Ve İran'a uyarı niçin yapılmıyor? PKK'ya silah ve lojistik destek vererek büyük eylemler yapmasını isteyen İranlı ajanlara başka ülkelerin istihbarat güçlerinin de dahil olduğunu biliyor muyuz? Merhum S.Ahmet Arvasi 1986 yılında kaleme aldığı bir yazısında durumu özetliyor; -Siyonizmin ve her rengi ile emperyalizmin oyunlarına düşen müslümanlar, kendi vatanlarında zengin imkanlar içinde, aç ve sefil, dağınık ve perişan yaşamakta, anarşiye yuvarlanmakta, iç savaşlar ve ihtilallerle kendini mahvetmekte ve böylece ya tam veya yarı sömürge statüsü içinde kıvranmaktadır... Ve ateş çemberine dönüşen sınırlarımızda ya batacağız, ya da çıkacağız!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT