BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Özlemle baktı ailesine...

Özlemle baktı ailesine...

Mukadder hanım Serdar’ı okula göndermemişti. Akşamdan hazırladığı poğaçaları bir naylon torbaya doldurdu. Fehmi’nin temiz çamaşırlarını, bir havlu, bir sabun ve yatak takımını da yerleştirdi plastik çantaya.



Mukadder hanım Serdar’ı okula göndermemişti. Akşamdan hazırladığı poğaçaları bir naylon torbaya doldurdu. Fehmi’nin temiz çamaşırlarını, bir havlu, bir sabun ve yatak takımını da yerleştirdi plastik çantaya. Bir gün önce Feyyaz beyin bıraktığı paranın bir kısmını da torbanın içine güzelce yerleştirdi. Artık hazırdı. - Haydi oğlum, gidelim. Ana oğul çıktılar. Doğruca otobüs durağına geldiler. Belediye otobüsü çok geçmeden geldi. Yarım saat süren bir yolculuktan sonra Bayrampaşa’ya gelmişlerdi. Hapishanenin önü kalabalıktı. Haftalık görüş günüydü o gün. Cezaevine girdiğinden beri bir kere görebilmişti kocasını Mukadder. Hemen kapı önündeki sıraya girdi. Serdar ise o günden beri ilk defa karşılaşacaktı babasıyla. Heyecanlıydı. Merakla çevresini izliyor, diğer mahkum yakınlarını gözlemliyordu. Çok geçmeden büyük demir kapı açıldı ve teker teker içeri, avluya alındılar. Kimlik kontrolünden sonra tek katlı bir binaya girdiler. Görevliler beklemelerini söylemişlerdi. İsimleri okunan içeri girebiliyordu. Neredeyse bir saate yakın bir bekleyişten sonra ziyaretçileri çağıran tok ses isimlerini bağırdı tiz bir sesle: - Mukadder Başar! Hemen toparlandı genç kadın. Serdar’ın eline sıkı sıkıya yapışmıştı. Tahta, camlı kapıdan girdi. Uzun bir bölmeydi girdiği yer. Sol taraf tel bir örgüyle ayrılmıştı. Arkasında bir sürü insan telin kendi taraflarındaki yakınlarıyla konuşuyordu. Elindeki ziyaretçi kağıdını uzattı kapının yanındaki orta boylu, esmer gardiyana: - Fehmi... Fehmi Başar... - Bekle bacım, çağıralım. Endişeyle süzdü çevresini. Telin öteki tarafındaki resmi elbiseli bir adam içeri girdi. Demir büyük bir kapıdan geliyordu mahkumlar. Bir süre sonra Fehmi gözüktü. Zayıflamıştı. Rengi sapsarıydı. Eşini ve oğlunu görünce telaşlandı. Heyecan içinde olduğu adımlarından, titreyen dudaklarından belliydi. Koşar adımlarla onların bulunduğu yere doğru geldi. Parmaklarını dayadı tel örgülere: - Mukadder, Serdar! - Fehmi, nasılsın? İyi misin? Başını salladı adam. Boğazında düğümlenen hıçkırığı zorlukla zapt ettiği belliydi. Oğluna döndü: - Canım, canım oğlum, iyi misin? Anneni üzmüyorsun değil mi? Mukadder kocasının karşısında güçlü olmaya çalışıyordu. Gülümsedi: - Merak etme babası, o kadar efendi ki benim yavrum. Hiç yaramazlık yapmıyor. Bugün seni görmek için okula gitmedi. Öğretmeni izin verdi. Derslerine de çalışıyor. Benim koruyucum evde o artık. - Aferin Serdar’ıma... Hiç üzme sakın anacığını. Çileli kadındır o! Mukadder gülümseyerek oğlunun başını okşadı. Ciddileşti yüz hatları: - Feyyaz bey geldi dün Fehmi. Yardım edecek sana. Söz verdi. Para bıraktı. İki maaş kadar. Bir şeyler getirdim sana. Alırsın, müracaatta aldılar. Vereceklermiş. Para da koydum, ihtiyacın olur, çay kahve falan içersin. Rahat mısın? Başını salladı adam. Çökmüştü. Görüş günü olduğu için sabah tıraş olmuş, toparlanmıştı. Buna rağmen yaşadığı kötü günlerin izi gözbebeklerinden okunuyordu. - Merak etme sen beni. İyiyim. Sabah akşam yatıyorum. Feyyaz bey bana da geldi. Bana inanıyor. Yardımcı olacağını söyledi. Çetin beyden şüpheleniyor galiba. Ben de hatırladım. Anahtarlar masanın üzerindeydi o geldiğinde. Ama farkında değilim alıp almadığını, günahını da almayayım adamın. Ama hiç gelmezdi benim yanıma öylesine. Sadece para isteyeceği zaman girerdi içeriye. O gün ben de şaşırdım ama... - Meraklanma Fehmi. İlk mahkemede çıkar dedi Feyyaz bey. Az kaldı. Bir hafta sonra duruşman var. Allah razı olsun o adamdan. Canını sıkma hiçbir şeye. Bize sen lazımsın. Kötü bir anı olarak kalır bugünler. Yutkundu Fehmi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü yanaklarına. Özlemle baktı ailesine. Yumrukları sıkılmıştı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT