BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karnından konuşabilmek

Karnından konuşabilmek

Ne kadar hızlı bir çağda yaşadığımız herkesin malumudur. Baş döndürücü hızla gelişen teknoloji sayesinde bizim gibi, yani, Batı ile tam entegre olamamış toplumlar da, adam gibi konuşmasını ve tartışmasını öğrenebileceğiz!



Ne kadar hızlı bir çağda yaşadığımız herkesin malumudur. Baş döndürücü hızla gelişen teknoloji sayesinde bizim gibi, yani, Batı ile tam entegre olamamış toplumlar da, adam gibi konuşmasını ve tartışmasını öğrenebileceğiz! Evet; Doğulu toplumlar ve özellikle İslam Dünyası, 20. Yüzyılı içine kapanık geçirdi. Yani, bu toplumlar hep karınlarından konuştular! Daha açık bir ifade ile, bunların yerine hep başkaları konuştu, karar verdi! Bugün, gelinen noktada dünya, hızla küreselleşmeye gidiyor. Bu, öyle bir teknoloji ki, milletlere ve devletlere sınır ve duvar tanımıyor! Artık, koskoca bir dünya, masamızın üzerindeki bilgisayarımızın ekranında... Bundan böyle, konuşabileceğiz de ne olacak demeyin; neler olmayacak ki! İnsana, eskiler, konuşan hayvan demişler. İnsanlar, konuşarak anlaşır ve uzlaşır. Konuşamayan toplumlar ise, devamlı çatışır. İnsanları konuşturmamakla, onları fanusa hapsedersiniz! Dolayısıyla, dünyadan tecrit olurlar. Doğulu ve özellikle İslam toplumlarına bakın, neredeyse herkesi düşman bellemişler. Kendi içlerinde çatışma halindeler, komşuları ile çatışma halindeler ve dışlarındaki dünya ile çatışma halindeler! Tabii, böyle olunca da, asra uygun kalkınmayı gerçekleştirememişlerdir. Devamlı çatışma halinde olan, nasıl kalkınabilir? Bizde kabuğu, fanusu kıran merhum Özal oldu. Özal, eğer bu fanusu kırmasaydı, burnumuzun dibinde ve dünyada olup bitenlerden haberdar olamayacaktık. Zifiri karanlıktaki ışığı, Özal yakmasa idi, ‘Kralın çıplak olduğunu farkedemeyecektik! Şaşılacak bir haldir ki, Özal’dan sonra gelenler, eski statükoyu zorluyor. Hem de zamanı geri işletmek istercesine! Bu, tuzu kuru olanların, zamanı geri işletmek istercesine direnmeleridir ki, boşuna bir gayrettir. Çünkü, mevcut teknoloji, onları da aştı. İşin daha vahimini söyleyelim; bu direnci gösterenler, kendilerine aydın ve ilerici süsü verenlerdir. Zira, bu toplumun kaymağını, bu toplumu, seneler senesi uyutarak yiyen onlardır. Atatürk’ün işaret ettiği ‘Muasır medeniyet’i, dünyadan tecrit olarak, fanusta mı yaşayabileceğiz? Dünya, bugün öyle bir noktaya geldi ki, artık, bu benimdir diyerek kimse, evinin önünü pis bırakamaz. Globalleşen dünyada, sizin pisliğiniz, başkalarını rahatsız eder olmuştur. Nitekim, evet, senin evin ama, bizim sokağımız diyorlar adama! Teknolojiyi görüyor musunuz; en büyük devrimci kesildi, insanoğlunun başına! Eskinin özlemcileri, yani, karanlıkta kalıp, insanları karınlarından konuşturanlar, boşuna direnmesinler! Böyle yapmakla, hem gülünç oluyorlar ve hem de yalnızca kendilerini kandırıyorlar. Büyüklerimizin bir sözü var; (Gün ağarınca belli olur, geceyi kiminle geçirdiğin!) diye... Gün ağarmak şöyle dursun, güneş, tepemizde artık; bir şeyleri saklayabilmenin ve bir şeyler arkasına saklanabilmenin imkanı var mı? Burada olup bitenleri, bizden önce, başkaları görüp işitiyor ve hesap soruyor! Bu hesap verilmeden, medeni alemde işiniz yok diyorlar adama! AB maceramız, A’dan Z’ye kadar, bu işin muhasebesi değil mi? Aynı zihniyet dün, Gümrük Birliği’ne de karşı idi. Emin olun, bu zihniyet yarın, AB’ye de karşı çıkacaktır. Çünkü onların dertleri, kendi cepleridir. İnsan, insan hakları, hukuk, hukukun üstünlüğü, onlara göre, kitaplarda yazılan yaldızlı sözlerden ibarettir. Onlar da, bu teknoloji sayesinde, kazın ayağının öyle olmadığını görüp öğrenecekler ama!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT