BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İslam âlemi oyuna gelmemeli

İslam âlemi oyuna gelmemeli

“Birçok İslam ülkesinde ABD aleyhtarı gösterileri kışkırtanlar ile o deli saçması filmi çekenler arasında bir bağ olduğu kesin. Bugün, İslam’a karşı gizli bir savaş yürüten bu sapık zihinlilerin provokasyonlarına karşı uyanık olmak gerekli.”



KALABALIKLAR KIŞKIRTIYOR 11 Eylül saldırılarının yıl dönümünde, Libya’daki ABD büyükelçisinin öldürülmesi ile başlatılan protestolar, Sudan’dan Yemen’e, Irak’tan Mısır’a birçok ülkeye sıçradı... Gösterilerin arka planındaki kışkırtıcılar, küresel derin güçlerin devrede olduğunun göstergesi... Bu haftaki “Diplomatik Muhakeme”ye bir soruyla başlayalım: Amerikan başkanlık seçimine iki aydan az vakit kalmışken, dünyanın çeşitli yerlerindeki ABD elçiliklerinin basılması, yakılması hatta Amerikalı diplomatların öldürülmesi kimin işine yarar? Bu sorunun ardından da net bir hüküm cümlesi gelsin: Hazreti Muhammed’e ve onun şahsında tüm Müslümanlara hakaret içeren bir filmin fragmanının Youtube’a konulmasından sonra 11 Eylül saldırılarının yıl dönümünde Libya’daki ABD büyükelçisinin öldürülmesi, Sudan’dan Yemen’e, Irak’tan Mısır’a birçok ülkede ABD aleyhtarı gösterilerin kışkırtıcılar tarafından saldırgan eylemlere dönüştürülmesi küresel derin güçlerin işbaşında olduklarının göstergesidir. Uluslararası ilişkilerin komplo teorileriyle izah edilemeyeceğini bu sayfada defalarca yazdım. Komplo teorilerinin ekseriyetle zihin jimnastiği yapmamıza yardımcı olmaktan başka bir işe yaramadığını da sık sık vurguladım. Ama apaçık hile, oyun, kumpas, tuzak kokan bu son olayın arkasında birilerinin olduğunu söyleyenlere asla “komplo teorisyenleri” demeyeceğim. Ortada tek bir delil olmasa da -ki genellikle bu türden küresel tezgahlar kuranlar delilleri karartmayı çok iyi bilirler- deli saçması o filmi çekenlerle, barışçıl protesto hakkını kullanan kitleleri saldırganlaştıran ve ABD elçiliklerine yönlendirenler arasında bir bağ olduğuna kesinlikle inanıyorum. Geçen haftaki yazımı okuyanlar hatırlayacaktır. ABD seçim kampanyası sırasında yapılan anketlerde Başkan Barack Hüseyin Obama az farkla da olsa önde gitmekteydi. ABD’de, tarihinden verdiğim örneklerle, çok kötü bir yönetim sergilenmediği veya olağanüstü bir olay yaşanmadığı sürece bir ABD başkanının bir sonraki dönem için de şansının yüksek olduğunu anlatmıştım. Obama’nın rakibi Mitt Romney’in, ABD büyükelçisinin öldürülmesinin hemen ardından yaptığı açıklamada, bu olayı Obama yönetiminin güvenlik konusundaki zaafıyla açıklamaya çalışması, Cumhuriyetçilerin uzun süredir bekledikleri altın fırsatı yakaladıklarını düşünmelerine yol açtı. Öyle ya, ekonomide düzelme olabilirdi. Sağlık reformu çok sayıda alt sınıftan Amerikalının yüzünü güldürebilirdi. Obama’nın başkanlık döneminde büyük bir siyasi veya kişisel skandal yaşanmamış olabilirdi. Hatta El Kaide lideri Üsame bin Ladin gizli bir operasyonla Pakistan’da öldürülmüş olabilirdi. Seçimi ne pahasına olursa olsun kazanma histerisine kapılan radikal Cumhuriyetçiler için bunların hiçbirinin önemi yoktu. Onlara göre bu son olay, ABD’nin ve Amerikan vatandaşlarının hâlâ tehdit altında olduğunu göstermekteydi. George Bush’un başlattığı “teröre karşı savaş” yaklaşımını, “ABD Müslümanlarla savaş halinde değildir” diyerek bir kenara iten Obama, hem ABD’yi uluslararası alanda küçük düşürmüş, hem de uzunca bir süredir ABD‘yi doğrudan hedef alan saldırılar yapmaktan çekinen köktenci örgütleri cesaretlendirmişti. Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen yayın organlarında son bir haftadır yazılanlar ve söylenenlerden derlediğim yukarıdaki yorumlar, seçim gününe kadar Romney ve yandaşlarının bu konuyu diri tutmaya çalışacaklarını gösteriyor. Cumhuriyetçiler mahkemede kazandıkları 2000 seçiminden sonra 2004’te nasıl ve neden çok rahat bir şekilde seçim kazandıklarını unutmadılar. Bush’un 2004 seçim stratejisi güvenlik odaklıydı. Amerikan seçmeni tarihte eşine az rastlanıldığı şekilde o seçimde güvenlik ve dış politika konularını önceleyen bir tercihte bulunmuştu. Demokratların adayı John Kerry’nin 11 Eylül sonrasında meydana getirilen korku ve endişe atmosferinde yumuşak bir söylemle seçimi kazanması zaten mümkün değildi. Öyle de oldu. Obama ise 2008’de bu kez, 11 Eylül’ün küllerinin soğumaya yüz tuttuğu, insanların güvenlikçi politikalardan ve aşırı savunma harcamalarından yaka silkmeye başladığı, üstelik Bush döneminde iyi yönetilmeyen ekonominin sıradan insanların hayatlarını perişan ettiği bir dönemde “bu gidişatı değiştirebiliriz” diyerek kazanmıştı. Görünen o ki, Cumhuriyetçiler eski alışkanlıklarını kaybetmemişler. Obama’yı vurabilecekleri en zayıf nokta olarak gördükleri güvenlik konusuna dört elle sarılacaklar. Şayet bu tezgah Cumhuriyetçilerin tekrar iktidarı ele geçirmesi için kurulduysa, onların iktidara gelmesinde kimlerin ne menfaati olabilir? Küresel derin güçler için önemli olan Cumhuriyetçilerin gelmesinden çok, Obama’nın bir an önce gitmesidir. 11 Eylül’ü fırsat bilip, Müslümanları dünyanın her yerinde karalamaya girişen, küreselleşmenin getirdiği imkanları barış ve huzur için değil, Medeniyetler Çatışması çıkartmak için kullananlar, Başkan Obama’nın dört yıllık performansından hiç hoşnut kalmadılar. Bugün Müslümanların provokasyonlara gelmemesi, İslam’a karşı gizli bir savaş yürüten bu sapık zihinlilerin durdurulabilmesi için gereklidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT