BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Haketmediğimiz nokta!

Haketmediğimiz nokta!

Bu satırları “UEFA kararı” açıklanmadan yazıyorum! “Açıklandığında” da “ilâveler yapacağım!” Elbette ki, UEFA “İngiltere’ye gözden çıkaramaz!”



Bu satırları “UEFA kararı” açıklanmadan yazıyorum! “Açıklandığında” da “ilâveler yapacağım!” Elbette ki, UEFA “İngiltere’ye gözden çıkaramaz!” Elbette ki, UEFA “2006 Dünya Şampiyonası finallerini vereceği” İngiltere’yi, “Dünya kamuoyu önünde harcanmış durumuna düşürecek” bir kararı almaz, alamaz! Elbette ki, UEFA “Paranın ve menfaatlerin egemen olduğu Futbol İmparatorluğu’nda” İngiltere gibi “bir futbol devini” nakavt edecek bir yumruğu atamaz! Öyleyse “her hâl ve kârda” UEFA’dan çıkacak olan karar, “Türkiye’den ve Galatasaray’dan çok İngiltere’yi ve Leeds’i memnun edecek yönde olacaktır!” Türkiye ve Galatasaray “UEFA’daki davayı” daha Taksim’de “sokak serserilerinin, polisin dağıtmaya çalıştığı İngiliz sokak serserilerini bıçaklarla bekleyerek, kaçıştıkları bir sırada rasgele bıçaklamaya başladıkları” anda kaybetmişti! “23 bıçak darbesi ile” iki İngiliz’in öldüğü anda kaybetmişti! “Hiçbir mazeretin ve sebebin” ikili bir cinayetin mazereti olamayacağını “çok geç anladığı anda” kaybetmişti! Ülkeyi yönetenlerin, hükümetin, ilgili bakanların, federasyonun “İngilizler’in acılı tepkilerinin önüne geçecek yerde”, olayları seyretmeleri, bir “nezaket özürü bile dilememeleri”, aksine “İngiltere’dekilere benzer şekilde yayın yapan bulvar gazetelerinin ve onların sözcülerinin dolduruşlarına gelerek”, cinayetlere “mazeret üretme peşinde koşmaya başladıkları” anda kaybetmişti! Perşembe gecesi “Siyaset Meydanı’nda” Ali Kırca’nın “polis yetkililerinden aldığı bilgileri aktarmaya başladığında” tüylerim diken diken oldu! Polisin verdiği ve Kırca’nın açıkladığı bilgilere göre, olayda “gazetelerimizin yazdığı” tahriklerin çoğu yoktu! “Yakılan bayrak yoktu!” “İngilizler’de bıçak yoktu!” Olaylar “sarhoşluk yüzünden” bir cafe barda çıkan kargaşa ile başlamış ve polis müdahale etmişti 50 - 60 “biracı İngiliz”, içlerinde “tescilli holiganlar da olmak üzere” dağıtılmış ama onlar “yeniden” başka bir yerde toplanmışlardı! “Burada” bir gazeteci ile yanındaki hanım arkadaşına “dondurma yerlerken” taciz başlamış, “dondurmaları yüzlerine sürülmüştü!” Polis olaya anında müdahale etmiş ve holiganları dağıtıvermişti! “Kaçışan holiganlar”, Taksim Meydanı’nın “karanlıklarında” kaybolmak üzereyken “ellerinde bıçaklarla” adeta pusuda bekleyen “sokak serserilerimiz” tarafından bıçaklanmaya başlamışlardı! Polis yetişene kadar da olan olmuştu! “İngiliz holiganlar”, Dünya’nın her yerinde “bilinen ve tiksinilen tavırlarından bir bölümünü sergilerken”, bizim holiganlarımız da “şunların derslerini verelim” diyerek ve “bunun hazırlıklarını yaparak” geldikleri Taksim’de “herşeyi ama herşeyi berbat etmekte” yarışmışlardı! İki İngiliz’in vücutlarına saplanan bıçakların ucu, sonunda “Türkiye’ye de Galatasaray’a da dokunmuştu!” “Final vizesi alınmak üzere güle oynaya gidilecek” Leeds rövanşı “tam bir kabusa dönüşmüştü!” Bırakalım “vatan - millet - Sakarya” nutuklarını! Kimsenin kimseye “milliyetçilik - din - imân - bayrak Kur’an dersi verecek hali de yok, haddi de!” “Bu olaylardaki tavrım ve yazdıklarım için” benim milliyetçiliğime, bayrak - din - iman - Kur’an saygı ve sevgime “lâf söyleyecek olanın” alnını karşılarım! Ben, “Dünya’nın her yerinde bulunan” böylesine “pisliklerin” temizlenmesine öncülük etme görevi üslenmesi gerektiğine inandığım “medyanın bir mensubu olarak” sorumluluğumu yerine getiriyorum! Milliyetçilik, “ülkesine gelmiş ve içip sarhoş olmuş insanları” pusuda bekleyerek “17 bıçak darbesi ile öldürmek” değildir; olamaz! Benim “yüce dinim”, peygamberinin de, “mukaddes kitabının” da açık mesajlarıyla, “Allah’ın verdiği canı ancak yine Allah’ın alacağını” söyler! Hiç kimsenin “filan şunu yaptı, falan bunu yaptı” gerekçeleriyle “insan öldürme hakkı” yoktur! Savaş hariç! Meşru müdafaa hariç! Devletin “yetkili kurumlarının verdiği” adil “idam kararları” hariç! Evet ben de “vatanım için, bayrağım için, Kur’anım için, eşim için, bacım için” ölümü göze alabilirim! “Onları korumak için” gerekirse öle de bilirim! Bu, “benim seçimimdir!” Ama, “Savaş yoksa, meşru müdafaa yoksa, devletin yetkili kurullarının verdiği idam kararlarını yerine getirecek görevli değilsem”, bunlar için de olsa “adam öldürme yetkim de yoktur, hakkım da!” Bu, “benim seçim hakkım değildir!” İşte, “eli kanlı sokak serserilerine mazeret üretmek” ve “olaylardaki tahriki ortaya koyabilmek” gayreti içine düşen yetkililerimiz “yapmaları gereken normal işleri” çok geç hatırladıklarından “haklı olduğumuz bir çok kozu kaybettik!” “Yunanistan’a sevgi şiirleri yazan”, duygulu ve şair Başbakanımız “olanlar üzerine” gönül alıcı “bir - iki sözü söyleyebilse”, Tony Blair’e bir telefon edebilse, belki de “İngiltere’deki tepkiler bu kadar büyümeyecekti!” Düşünün, tersi olsa, “İspanya’da iki Türk böyle bir tablo içinde bıçaklanarak öldürülse”, Mallorca İstanbul’a “hangi havada gelebilecekti?” Olaylara “soğukkanlı” yaklaşmalı ve “bu cinayetlerin bir bedelinin olması gerektiğini” de bilmeliyiz, anlamalıyız! İşte “henüz bilmediğim” ama belki de bu yazımın bitimi sırasında açıklanacak olan “UEFA kararı”, anlıyorum ki; Türkiye’ye de, Galatasaray’a da bu bedeli ödetecek nitelikte olacaktır! Temenni ediyorum ki “çok ağır olmasın!” Liverpool - Juventus maçındaki “facianın ardından” zamanın “kadın” İngiliz Başbakanı çıkıp açıkça “Bunlar insan olamaz, bunlar İngiliz olamaz, bunlar hayvandır” diye isyan etmişti holiganlara! Ve “UEFA’dan da ağır cezalar konmuştu” İngiliz takımlarına, Liverpool’a! “Olaylara spora böyle baktığımızda” evrensel ve insanlık boyutlarında “doğruları bulabiliriz!” Yoksa! “Cehenneme hoş geldiniz!” “Ölmeye ölmeye geldik!” Ve benzer naralar ve pankartlar altında “spordan başka herşeye benzeyen” küfürlü, kavgalı, döner bıçaklı, satırlı, şişli, sopalı, taşlı ve de “kanlı” olaylarla sadece ülke insanımızı değil, bütün Dünyayı dehşete düşürmeye devam ederiz! Tıpkı “İngiliz holiganlar” gibi! UEFA’ya selam! Hiç utanmadığınız kesin! Hiç bir ilkenizin, ilkeyi bıraktım “omurganızın bile” olmadığı kesin! Çifte standart sizde! Futbolun altına dinamit koyma sizde! Yarın her kulüp çıkıp diyecek ki; “Rakibimizin taraftarları gelmesin, biz can güvenliği veremeyiz!” Ne olacak bu işin sonu? Dünya Şampiyonaları, Avrupa Şampiyonaları nasıl yapılacak? Yarın bir “Galatasaray - Arsenal finali” Kopenhag’da nasıl oynanacak? Kopenhag polisi çıkıp derse ki; “Biz güvenliği garanti edemeyiz, iki tarafın taraftarı da gelmesin!” Ne olacak? Geçen yıl Juventus maçında “Türkiye’ye yapılanlarla”, bu defa İngilizler’e verilen “büyük taviz ve yüz”, spor tarihine elbette ki “yüz karası olarak geçecektir!” Hadi “bu tavizi verecektiniz”, hiç olmazsa “şu gergin hava dağılsın” diye maçı “1 hafta sonraya erteleyemez miydiniz?” Pazartesi - Salı “Leeds’te cenazeler kalkacak” ve 2 gün sonra Galatasaray Leeds Stadı’na çıkarılacak; bu nasıl bir iz’ansızlık ve insafsızlıktır? Ey UEFA’nın “anlı şanlı” asbaşkanı Şenes Erzik! Söyle bakalım “bunu bile düşünemeyen”, yapmayan bir UEFA’nın “tarafsız olduğu” söylenebilir mi? Galatasaray Kulübü ve Türk Hükümeti “maçın bir hafta ertelenmesi için” girişimde bulunmalıdır! Türkiye bunun için ağırlığını koymalıdır! UEFA’nın “yanlış ve taraflı kararı” hiç olmazsa “bir parçacık” tashih edilmelidir! Ve de maça “çok iyi, çok cesur bir hakem” verdirilmelidir!. “Hiç olmazsa” bu yapılabilecek mi? Erzik’e sevgilerimizle!.. Galatasaray korkmasın! Fatih Terim haklıydı! Devleti yöneten sorumlular, “Galatasaray - Leeds karşılaşması için” üzerlerine düşen görevleri yapmadılar! Bu zafiyet, “UEFA kararına kadar uzanan” bir gerilmeyi beraberinde getirdi! Terim uyandırdığında ise, “atı alan Üsküdar’ı geçmişti!” Leeds ve İngilizler “olaya hakim olmuş,” Galatasaray cephesinde başkan Faruk Süren’in “taraftar olmasa da gideriz” açıklamaları “kozların büyük bölümünü” rakibin ve UEFA’nın eline vermişti! Filmi geriye alma imkânımız yok! Türk Hükümeti’nin ve Galatasaray yönetiminin “son derece zayıf ve pasif tutumu” sonunda gelinen bu nokta elbette acıdır! Ama “herşey bitmiş değildir!” Meclis’te bazı milletvekillerinin girişimi, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Çiller’in atağı “Galatasaray’ın Leeds’te yalnız kalmayacağını göstermektedir!” Avrupa’dan ve İngiltere’den de binlerce Türk maça gelecektir! “Galatasaray’ın her maçında boy gösteren” Mesut Yılmaz’ın “böyle bir fırsatı” göz göre göre kaçırması, “bugüne kadar bir siyasetçi olarak kaçırdığı fırsatların” sebebini çok iyi ortaya koymuştur! Bence “Cumhurbaşkanlığı adaylığını” da, “bu tutumu yüzünden kaçıracaktır!” Hiç bir Türk, “erkekliğin onda dokuzu kaçmak, onda biri de hiç görünmemektir” sözünün gereğini yerine getiren bir siyasetçiyi “Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturur görmek istemez!” Bence Yılmaz, “Leeds’e gidip gitmeme kararını yeniden gözden geçirmelidir!” Şimdi geliyorum Galatasaray’a! Galatasaraylı teknik adamlar da, Galatasaraylı futbolcular da Leeds sahasına çıktıklarında “hiç bir şeyden korkmasınlar!” 2006 Dünya Şampiyonası Finallerine adaylığını koyan İngiltere’de hem de “böyle bir havada” o sahaya “sinek bile giremez!” Leeds’i bilmem ama “İngiliz polisi” gereken her tedbiri alacaktır! Benim korkum, “bu sezon ilk defa,” maça verilecek hakemle ilgilidir!. “O tesir altında kalırsa,” Galatasaray kucağına kadar gelen “final şansını” kaybedebilir! Galatasaray’ın tek sorunu görülüyor ki, “bu baskılar altında” psikolojiktir! Galatasaray “bu sorunu” çözebilirse, Leeds’i “orada da yenecek güçtedir!” Ve “bana göre” yenecektir de! Fatih Terim’e ve Dr. Turgay Biçer’e “bu konuda büyük görevler düşüyor! Maça daha bir hafta var! “Bu” uzun sayılabilecek bir zaman! Galatasaraylı futbolcular bugüne kadar “çok daha zor şartlarda başarılı oldular!” Bunda da olacaklar! Hiç şüphem yok! Beklenen oldu! Ben “Galatasaraylı futbolcular korkmasın” satırlarını yazarken TV’lerde “UEFA kararı ile ilgili ilk haberler verilmeye” başlandı! Galatasaray yöneticisi Mehmet Cansun’un ifadesine göre “Kabul edilemez, çifte standartlı bir karardı” bu! Sesinden Cansun’un canının çok sıkkın ve öfkeli olduğu anlaşılıyordu! “Kararın tamamını okuduktan sonra ne yapılacağına karar vereceğiz” derken, şaşkınlığını da ortaya koyuyordu! Galatasaray Yönetiminin “olayın başından beri sürdürdüğü pasif tutumunun sonucunda gelinen bu nokta,” elbette ki Türkiye açısından da, Galatasaray açısından da son derece üzücü! Türk Hükümeti’nin, Türk Federasyonu’nun ve Galatasaray Kulübü’nün “harekete geçmekte ve sesini duyurmakta” çok geç kalması, adeta “Fatih Terim’in çıkışından sonra uyanması,” UEFA’da kararın oluştuğu “kritik” saatlerin ilkbahar yorgunluğu ve rehaveti içinde geçirilmesi, büyük hataydı, büyük gafletti! Şimdi kızmanın, öfkelenmenin, şaşırmanın anlamı var mı? Fark! Dünya’nın “en ünlü” sinema oyuncularının başında geliyor! “Titanic” gibi “rekortmen bir filmin” başrol oyuncusu! “Bir TV” adına başkan Clinton ile “röportaj yapıyor!” Ve de Leonardo di Capricio’ya Amerikan medyasından “büyük tepkiler” geliyor! “Sen sanatçısın, sanatçılığını bil! Gazeteciliği gazetecilere bırak!!” Hey gidi hey! Bir “onlardaki anlayışa” bakın! Bir de bizdeki uygulamaya! “En seviyesiz seks filmlerinde oynayanları bile” spor yazarı yapmaya kalktık! “Üç cümleyi alt alta yazmaktan aciz” kişilere “spor yazarı” ünvanı vererek ekranlara çıkarıp, spor sayfalarımızın maşetlerine oturttuk! İşte geldiğimiz nokta! “Böyle spor yazarları” ile trübünlerimize astığımız pankartlar ve oralarda attığımız sloganlar ortada! “Ölmeye ölmeye geldik!” “Cehenneme hoş geldiniz!” Bilmem ki “medyamızın sorumluları” ne zaman uyanacaklar? Gerçek nerede? Spor sayfalarımızda okuduklarımızla “gerçekler arasındaki fark” bu işi nasıl yaptığımızı çok iyi ortaya koyuyor! Ve de “milyonlarca gazete okuyucusu ile TV izleyicisi” ne yazık ki “doğru” diye “yalanlarla” yetiniyor! Ben bile “gazeteci olduğum halde” çok zaman “bu yalan dolmalarını” yutuyorum! İşte “son” örnek! İstanbulspor Teknik Direktörü Ziya Doğan istifa etti! Ve de yerine “medyamıza bakarsak” futbolcu Aykut geldi! Aykut “Futbolcu - antrenör” olarak “sezon sonuna kadar” İstanbulspor’u hem çalıştıracak, hem de oynayacak! Ne var ki “kazın ayağı öyle değil!” Medyamız “gerçekleri” yazmıyor, söylemiyor! Takımın başında “antrenör olarak” Ziya Doğan’ın yardımcısı Abdullah Avcı var! Takımı o çalıştırıyor, o taktik veriyor, o kuruyor! Aykut “futbolcuların ağabeyi olarak” Abdullah Avcı’nın yardımcısı Yani “henüz İstanbulspor takımına bir idmanda 4 tur bile attırmış değil!” Peki neden böyle yapıyoruz? Neden “doğrular yerine,” abartılı, palavra haberleri “haber” diye sayfalarımıza koyuyoruz? Bu nasıl gazeteciliktir, bu nasıl gazetecilik anlayışıdır? Anlamak mümkün değil ama, işte bizde ki “acı” tablo bu! Naim dikkat! Naim Süleymanoğlu “son derece riskli” bir adım atıyor! “Antremanlarda Dünya rekorlarını parçalıyor” palavralarının gerçek olmadığını “resmi müsabakada” gördük! “Dördüncü olimpiyat madalyası” derken, “üçüne gölge düşürecek” bir duruma düşmemeli! “Gerçekten” adına ve mazisine lâyık bir dereceyi yapabilecekse, olimpiyata gitmeli! Aksi halde kendisine ve mazisine çok yazık eder! Naim’in “çok akıllı olduğunu” biliyorum! Yeter ki “dolduruşa gelmesin!” TEL: 0 232 441 57 42 FAX: 0 232 441 57 44 MAİL ADRESİ: ocal.uluc@ihlas.net.tr
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT