BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mes’ûd olmanın yolu

Mes’ûd olmanın yolu

Dünyâdaki bütün insanlar “mes’ûd” ve “bahtiyâr” ya’nî mutlu olmak isterler. Fakat mes’ûd olan pek azdır; çünkü saâdetin ne olduğunu bilen azdır. Şimdi saâdet denilince, yalnız dünyâdaki rahatlık hâtıra geliyor. Hâlbuki asıl saâdet, ebedî olan âhiret saâdetidir. Âhiret saâdetine kavuşabilmek için de, Allahü teâlânın ve son Peygamberi’nin emirlerine uymak yegâne çâredir; bundan başka çâre yoktur.



Dünyâdaki bütün insanlar “mes’ûd” ve “bahtiyâr” ya’nî mutlu olmak isterler. Fakat mes’ûd olan pek azdır; çünkü saâdetin ne olduğunu bilen azdır. Şimdi saâdet denilince, yalnız dünyâdaki rahatlık hâtıra geliyor. Hâlbuki asıl saâdet, ebedî olan âhiret saâdetidir. Âhiret saâdetine kavuşabilmek için de, Allahü teâlânın ve son Peygamberi’nin emirlerine uymak yegâne çâredir; bundan başka çâre yoktur. “Saâdet”, sözlüklerde: “Mutluluk, bahtiyârlık; dünyâda ve âhirette mutluluk” şeklinde tarif edilmektedir. “Saâdet-i Ebediyye” de: “Sonsuz, ebedî mutluluk, bahtiyârlık” demektir. Büyük âlim İmâm-ı Mâverdî (rahmetullahi aleyh), “Saâdet-i ebediyyeye kavuşmak için Müslümân olmak lâzımdır” derken, yine en büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh), “Cehennem’den kurtulmak ve saâdet-i ebediyyeye kavuşmak, Peygamberlere (aleyhimüsselâm) tâbi olmaya bağlıdır” buyurmuştur. CENNETLİK KİMSE... “Saâdet” kelimesinden türeyen “saîd” kelimesi: “Allahü teâlânın, kendisinden râzı olduğu kimse, Cennetlik kişi” anlamına gelmektedir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Efendi’nin şu cümlesinde “saîd” kişi mevzubahis edilmektedir: “Şakîler dünyâya sarılır, saîdler, bâkî olana (ebedî, sonsuz olan âhirete) sarılır.” Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: “Saîd olanlara gelince, onlar Cennet’tedirler.” (Hûd sûresi, 108) Dâru’l-fünûn müderris(eski İstanbul Üniversitesi profesör)lerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (rahmetullahi aleyh): “İki cihân saâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız dünyâ ve âhiretin efendisi olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaya bağlıdır” demektedir. Ca’fer-i Huldî (rahmetullahi aleyh) ise, saâdetin anahtarını şöyle veriyor: “Sâlihlerle berâber olmak, sonsuz saâdetin anahtarıdır.” Ebû Ali Cürcânî’nin (rahmetullahi aleyh) zikrettiği saâdet alâmetleri de son derece önemlidir: “Bir kulun, Allahü teâlânın beğendiği işleri kolayca yapabilmesi, Sevgili Peygamberimizin Sünnet-i seniyyesine göre hareket etmesi, sâlih kimseleri sevmesi, eş-dost ile güzel geçinmesi, Allahü teâlânın rızâsı için insanlara iyilik yapması, Müslümânların işini görmesi ve vakitlerini Allahü teâlânın dînine hizmetle geçirmesi, saâdet alâmetlerindendir.” “Dîn bilgileri, dünyâda ve âhirette huzûru, saâdeti kazandıran bilgilerdir”; “Bütün üstünlükler, faydalı şeyler İslâmiyet’in içindedir. Eski dînlerin, görünür, görünmez bütün iyilikleri İslâmiyette toplanmıştır. Bütün saâdetler, muvaffakiyetler (başarıların sırrı) ondadır. İslâmiyet, yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edeceği esâslardan ve ahlâktan ibârettir” buyuran Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî (rahmetullahi aleyh) de ne güzel söylemiştir. Bir hadîs-i şerîfte, saâdetten şöyle bahsedilmektedir: “Eshâbım için, fakîr olmak saâdettir. Âhir zamanda gelecek olan ümmetim için, zengin olmak saâdettir.” (Râmûzü’l-Ehâdîs) Allahü teâlânın, kullarına, râzı olduğu yolu göstermek için, çeşitli kavimlere, zaman zaman peygamberler gönderdiği, akl-ı selîm sâhibi herkes tarafından kabûl edilen çok açık bir husûstur. İlk insan ve ilk Peygamber Hazreti Âdem’den sonra da muhtelif asırlarda, çeşitli coğrafî bölgelere “Hazreti Nûh”, “Hazreti İbrâhîm”, “Hazreti Mûsâ”, “Hazreti Îs┠ve “Hazreti Muhammed” (aleyhimüs-selâm) gibi birçok “Peygamber” gönderilmiş, bazılarına “Kitap” ve “Suhuf” da verilmiştir. HER BAKIMDAN EN ÜSTÜN... Muhammed aleyhisselâm, bütün insanlara ve cinnîlere son peygamber olarak gönderilmiştir. O, her zamanda, her memlekette yani dünyâ yaratıldığı günden kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiçbir kimse, hiçbir bakımdan, onun üstünde değildir... Allahü teâlâ tarafından insanlar arasından seçilmiş ve görevlendirilmiş, her bakımdan güvenilen, kusûrsuz, günâhsız kimseler olan peygamberler, insanlara, dînin hükümlerini teblîğ eden, duyuran, öğreten elçiler, habercilerdir. İnsanların dünyâ ve âhiretteki işlerinin düzgün ve faydalı olması ve onların yanlış, zararlı işlerden korunup, selâmet, hidâyet, râhat ve saâdete kavuşmaları için, peygamberlerle, dîn gönderilmiştir. Peygamberler vâsıtası ile gönderilen “Dîn”, insanları ebedî saâdete götürmek için Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Dîn ismi altında insanların uydurdukları eğri yollara dîn denmez, dînsizlik denir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT