BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Balyoz davasının hâkimi ben olsaydım...

Balyoz davasının hâkimi ben olsaydım...

Önce bir hususu açık belirtmek istiyorum: Bu yazının hiçbir hukuki gerekçesi yoktur. Baştan sona kadar, bu bir gönül beyannamesidir. Yazımı böyle bilmenizi, böyle okumanızı talep ediyorum...



Önce bir hususu açık belirtmek istiyorum: Bu yazının hiçbir hukuki gerekçesi yoktur. Baştan sona kadar, bu bir gönül beyannamesidir. Yazımı böyle bilmenizi, böyle okumanızı talep ediyorum... Balyoz davasının tek hâkimi ben olsaydım ve kayıtsız-şartsız yetkilerle yüklü bulunsaydım o davanın bütün sanıklarını derhal ordudan uzaklaştırır, yani askerlikle ilişkilerini keser, ama bir tekine bile bir günlük hapis cezası vermezdim. Sanık avukatlarının basına intikal eden itirazlarını okumuşsunuzdur. Diyorlar ki: Şu, şu, şu şahitlerimiz dinlenmedi. Şu, şu, şu gemiler, yurtlar, merkezler... zabıt tarihlerinde kurulmamışlardı. Şu, şu, şu belgelerin düzmece olduğu bilirkişi raporlarıyla anlaşılmıştır. Filan falan... Ben bu Balyoz davasının tek hâkimi olsaydım, bu ve benzeri itirazların hiçbirisi yapılmamış olsaydı bile, vereceğim hüküm değişmezdi. Şimdi elbette soracaksınız: Darbe taraftarı olduğunuz için mi böyle bir karar vereceksiniz? Milyon kere asla! Milyon kere kat’iyyen bir askerî darbeye taraftar değilim. Çünkü okuduklarımla ve yaşadıklarımla biliyorum ki bir askerî darbenin, ordumuza da, milletimize de, vatanımıza da çok büyük zararları vardır. Peki öyleyse neden, Balyoz davasında verilen cezalardan şikâyetçiyim: Bizim üzerinde hiç durmadığımız, cevabını hiç bilmediğimiz dolayısıyla sorusunu da hiç sormadığımız çok mühim bir çilemiz var: Neden Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde o ülkelerin orduları kat’iyyen hükümet darbelerine girişmiyorlar da bizde ve Orta Doğu ülkelerinde ordular ikide bir vatanı kurtarmaya (!) kalkışıyorlar? Niçin Niçin? Niçin? Bana göre bunun çeşitli sebeplerinin başında çok yanlış bir eğitim sistemi geliyor. 27 Mayıs darbesi yapıldığında Ankara Hukuk Fakültesinin son sınıfında idim. 21 Şubat ayaklanmasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında yedek subaydım. 12 Eylül darbesi olduğunda Kültür Bakanlığında Müsteşar yardımcısıydım. Dolayısiyle komutanlarımızın hem darbe sebeplerini, hem de darbe devirlerindeki davranışlarını uygulamalarını yakından, hatta çok yakından okumak, dinlemek, görmek, duymak imkanlarına sahiptim. Her darbe veya muhtıra sonrasında, misilsiz acılarla, çok büyük utançlarla karşı karşıya kaldığımı yazmak mecburiyetindeyim. O acıları o utanç yüklü günleri böyle sütunlarda değil, bir roman hacminde yazabilirim. Bizde bütün hükümet darbelerinin ve muhtıraların temelinde, Atatürk, Atatürk inkılapları, Atatürkçü düşünceler vardır. Açın okuyun 27 Mayıs felaketinden sonra Cumhuriyet gazetemizde Yaşar Kemal’in ve Cevat Fehmi Başkut’un 27 Mayıs darbecileriyle yaptıkları konuşmaları. Darbeci subayların hepsi de “Atatürkçü olduklarını, Atatürk’ü çok sevdiklerini, Atatürk Cumhuriyetini ve Atatürk Anayasasını korumak için Demokrat Parti iktidarını devirdiklerini” söylemektedirler. Kendilerine sorulmaktadır: -Hangi kitapları okudunuz? Sizi en çok hangi kitap etkiledi? Darbeci subayların pek çoğu bir tek kitap ismi söylemektedirler: - Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitabı beni çok etkiledi. Başka? Başka kitap ismi yok! Önce şu hususu bilhassa belirtmek istiyorum: 10 yıllık Demokrat Parti iktidarının (1950-1960) ülkemize kazandırdıkları, 27 yıllık CHP iktidarının kazandırdıklarından en az on misli veya yüz misli daha fazladır. Sonra bütün askerî okullarımızda Atatürk, müstakbel komutanlarımıza 10 ayrı madde halinde çok yanlış anlatılmaktadır. O çok yanlış Atatürkçülük anlayışından vazgeçilmediği takdirde, Türkiye yeni hükümet darbeleriyle sarsılıp duracaktır. O çok yanlış Atatürkçülük eğitimini de yarın yazacağım.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT