BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Portre hazır, sıra adayda

Portre hazır, sıra adayda

Cumhurbaşkanı adayının Türkiye’nin ihtiyaçları düşünülerek belirleneceğini söyleyen Prof. Dr. Mahir Kaynak, “Yani bir Cumhurbaşkanı portresi çiziliyor ve portreye uygun adam aranıyor. Oysa geçmişte, böyle bir prosedür sözkonusu değildi” dedi.



Türkiye’nin gündemini son dört aydır Cumhurbaşkanlığı meselesi işgal ediyor. İstikrar adına ortaya atılan Demirel formülünün çıkmaza girmesiyle birlikte yeni arayışlara başlayan koalisyon ortakları, zirve üstüne zirve yapıyorlar. Önümüzdeki on gün içerisinde netleşmesi beklenen adaylar listesindeki figüran isimler bile henüz belli değil. Türk siyasi çevrelerinin merak ve biraz da endişe ile bekledikleri Cumhurbaşkanlığı seçimini, ülkemizi çevreleyen bölgedeki devletler ile Avrupa Birliği ve Amerika da dikkatle izliyor. Bunlardan bazılarının sadece izlemekle kalmadığını, MİT eski daire başkanlarından Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın açıklamalarıyla daha iyi anlamak kolaylaşıyor... * Yeni Cumhurbaşkanının kim veya nasıl biri olabileceğine geçmeden evvel, Sayın Demirel’in süresinin neden uzatılmadığını sormak istiyorum. Siz bir konuşmanızda, Demirel’in yeni dönem milliyetçi Rus politikalarına karşı direnç gösteremeyeceği için özellikle ve organize bir biçimde ekarte edildiğini söylediniz. Bunu biraz açar mısınız? Kaynak -Benim anladığım kadarıyla başlangıçta Sayın Demirel’in tekrar seçilmesi isteniyordu ve üç genel başkan bu konuda samimiyetle hareket ettiler. Yani şu çok anlamsız olurdu, önce Sayın Demirel’in süresinin uzatılması için çaba göstermek, sonra da bunu baltalamak herhangi bir şeye hizmet etmez. O bakımdan böyle herhangi bir politika da yoktu. Fakat daha sonraları zannediyorum belki dünya üzerindeki birtakım güçlerin etkileriyle veya ilave olarak Türkiye’deki güç odaklarının tesiriyle bu projeden vazgeçildi. Bu projeden vazgeçilirken de ben, koalisyon ortaklarından herhangi birisini bilinçli bir şekilde oyun oynadığını düşünmüyorum. Ancak onların da kontrol edemediği bir biçimde bu proje suya düştü. Fireleri tahmin ediyordu * O halde siz basında yazılanların tam tersine, yani Sayın Çiller veya Yılmaz’ın engellemelerinden ziyade global şartlardan, dünyanın güç dengelerinden kaynaklanan bir organize hareket sözkonusudur diyorsunuz. Öyle midir? Kaynak -Evet efendim, öyle görüyorum. Mesut Yılmaz, cumhurbaşkanı olmayı gönlünden geçirebilir. Ancak bugünkü şartlarda bunun mümkün olmadığını da görüyordur. Hiçbir manipülasyon bu gerçeği değiştiremez. Sayın Yılmaz’ın böyle bir operasyona gireceğini tahmin etmiyorum. Ancak partisi içerisinde, firelerin olacağını başından beri biliyordu ve bunu da saklamıyordu. Zaten bu yüzdendir ki, geniş bir dış desteğe ihtiyaç hasıl oldu. Bence burada Sayın Yılmaz’ın bir oyunu sözkonusu değil. Çünkü yapılan operasyon sonucunda Yılmaz’ın önünün açılması lazımdır ki, bu mümkün değildir. Yani hiç açılmadı. * Yılmaz’ın önünün açılmaması yine global şartlar ve dengelerden mi kaynaklanıyor? Yoksa iç politik dengeler mi daha ağırlıkta? Kaynak -İç politik dengeler burada daha ağırlıkta. Yani Türkiye’nin şartlarına baktığımız zaman şunu görebiliriz. Önümüzdeki dönem Türkiye dış politik gelişmeler açısından renkli ve hareketli bir dönem yaşayacaktır. Bu dönemde, Meclis içerisinde siyasi istikrarda bir bozulma yaşanabilir. Hatta çok uzlaşmacı görünseler bile, bu istikrarı bozacak birtakım gelişmeler olabilir. Çünkü, Meclis’teki partiler genellikle şahsa bağlı ve bu şahısların bertaraf olması ya da uzaklaşmasıyla birlikte büyük bir sarsıntının ve altüst olmanın yaşanabileceği bir dönemden geçiyoruz. Erken seçim zor * Peki bu alt üst olma bir erken seçimi de gündeme getirebilir mi? Kaynak -Zor görünüyor. Çünkü milletvekillerinin böyle bir şeyi isteyeceğini zannetmiyorum. En azından belirli bir sürenin daha geçmesi gerekir. O zaman hükümetlerin çok sağlam olmadığı bir zeminde, bence devletin mücadeleleri yürütebilecek ve dengeleri sağlayabilecek kıvamda olması lazım. Burada Türkiye’de devletin güçlendirilmesi gibi bir ihtiyaçla karşı karşıyayız. Yani herhangi bir şekilde Türkiye içinde ve Türkiye üzerinde mücadeleler şiddetlendiği zaman eğer hükümette istikrarsızlık sözkonusu ise, devlet katına sirayet etmemesi lazım. O bakımdan seçilecek Cumhurbaşkanının mutlaka fonksiyonel ve güçlü bir kişi olması bir ihtiyaç. Bu ihtiyaç sadece Türkiye için değil, dünya açısından da öngörülüyor. Çünkü, bölgemizde Rusya’nın konumunda ve tavrında ciddi bir değişme var. İşin iyi tarafı da eskiden olduğu gibi, bir takım güç odaklarının ileri sürdüğü adaylar üzerinde konuşulmuyor. Yani diyelim ki, geçmişte ordunun adayı vardı veya bir partinin adayı vardı. Şimdi böyle bir konumda değiliz. * Daha geniş mutabakat arayışları var sanki. Kaynak -Hatta uzlaşmadan önce Türkiye’nin ihtiyaçları düşünülüyor. Yani bir Cumhurbaşkanı portresi çiziliyor ve portreye uygun bir adam aranıyor. Oysa geçmişte, böyle bir prosedür sözkonusu değildi. Yani her grup, her çıkar grubu, her güç odağı kendi adayını öne sürer ve bir yarış halinde yapılırdı bu iş. Şu anda bu yarışı görmüyoruz. Bunun hayra götüreceğini zannediyorum. * Yeni dönem için bir cumhurbaşkanı portresi çiziliyor dediniz. Sizin zihninizde de çizgileri belirginleşen bir portre var mı? Nasıl veya hangi niteliklere sahip bir cumhurbaşkanı seçilecek? Kaynak -Zannediyorum daha önce bir televizyon konuşmasında Cumhurbaşkanının evvela portresinin çizilmesi ve sonra buna uygun olan birini seçilmesini anlattım. Ve vasıflarını da aşağı yukarı şöyle tasvir ettim; (Tabii başkalarının da daha değişik tasavvurları olabilir.) Bana göre, seçilecek bu yeni cumhurbaşkanı, dünyadaki güç dengelerini ve dünya politikasını bilen birisi olması lazım. Birinci şart bu. İkincisi; kişiliği ile Türkiye içerisindeki siyasal dengeleri, özellikle askerlerle siviller arasındaki ilişkileri bozmayacak kadar güçlü olması lazımdır. Çünkü Türkiye’deki, siyasal istikrarsızlık genelde ordu ile politikacıları karşı karşıya getirmek suretiyle meydana getirilmektedir. Bütün darbelerin temelinde gördüğümüz şey, önce siyasal iktidarlarla askerler arasında bir çatışmanın meydana getirilmesi, arkasından radikal bir çözüme gidilmesidir. Bu koordinasyon sağlanmazsa gene bir ayrışma ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak seçilecek kişi mutlaka sivil kadrolarla asker kadrolar arasındaki kopuklukları giderecek ve bir uzlaşı noktasına getirecek güçte olmalıdır. * Peki hocam sizce bu portreye daha çok Meclis içinden mi, yoksa dışından mı uyan kişiler var? Kaynak -Bu portreye uyacak insan, toplumun her kesiminden bulunabilir. Ancak Meclis içinden seçildiği zaman bu partili olacağı için, diğer partilerin bir fedakarlığı anlamındadır bu. Oysa dışardan seçilecek bir kişi hiçbir parti için fedakarlık anlamına gelmez. Ve partiler bu oyunu kaybetmemiş olur. Meclis içinden seçtiğiniz zaman, seçilen kişinin mensup olduğu parti kazanmış, diğerleri kaybetmiş konumunda olur. Oysa Meclis dışından seçildiği zaman böyle bir şey sözkonusu değildir. O bakımdan Meclis dışı ihtimalini yüksek görüyorum. Yani şunu söylemek istiyorum. Meseleyi Meclis içindeki kişilerin yetersizliğine bağlamamak lazım. Meclis içindeki kişiler belki de dışardan bulunacak olandan daha değerli de olabilir. Ben siyasal şartlar nedeniyle Meclis dışına gitmek gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında bir asker olacağını da zannetmiyorum. Burada da gene askerlerin kişiliklerinden ya da yetersizliklerinden kaynaklanan bir olay sözkonusu değildir. Askerlerin içinde cumhurbaşkanlığı yapabilecek çok sayıda şahsiyet var. Ancak dünya üzerinde, Türkiye’de askerlerin kontrolünde bir rejimin olduğu iddiaları gündemde iken, yeniden bir asker seçmek, dış dünyada sıkıntılı bir duruma sokar. Şunu da nazarı itibara almak lazım. Cumhurbaşkanı eğer geniş halk kitlelerinin desteğini alamazsa, bu rolünü zor oynar. Yani siyasal istikrarı sağlamak için çeşitli güç odaklarının üzerinde baskı uygulayacak cumhurbaşkanının arkasında kuvvetli bir halk desteğinin bulunması onun avantajına olur. Aradığımız şartların çok ağır olduğunu görüyorum. Yani bu vasıflar kolay kolay herkeste bulunmaz. Ama içinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti gözönüne alınırsa bu konuda mutlaka gayret sarfedilmesi gerektiğine inanıyorum. * Meseleyi cumhurbaşkanlığı katından siyasal partiler katına inderecek olursak; Sayın Ecevit’in yaşı ve sıhhi durumu malum. Biraz önce yeni dönemde derin siyasal ihtilafların çıkabileceğini ve siyasette bir altüst olma döneminin yaşanabileceğini ifade ettiniz. Bir FP’nin mahkemelik durumu var. Karar bekleniyor. Bütün bunlar Türk siyasi hayatını yakın gelecekte nasıl bir mecraya sürükler sizce? Kaynak -Gerçekten asıl düşünülmesi gereken olay budur. Burada birtakım sorunlar yaşanacağı anlaşılıyor. Allah gecinden versin, herhangi bir hastalık sebebiyle Sayın Ecevit’in bu görevini sürdüremez duruma gelmesi halinde, DSP’nin mevcut yapısı ile devam etmesi mümkün görünmüyor. Yani orada bir çatışma kaçınılmazdır, çünkü parti kişi partisi şeklinde örgütlenmiştir. Gerçi gene DSP devam eder ama, bölünmeler parçalanmalar olur. DSP-CHP olmaz * CHP ile birleşmesi gündeme gelebilir mi? Kaynak -Olmaz. CHP ile birleşmesi sözkonusu olmaz. Benim tahminim ANAP , DSP’nin bölünmesi durumunda en büyük parçayı kendi safına çekmek için sola yatacaktır. Zaten şimdilerde ANAP ile DSP arasında çok ciddi bir yakınlaşma sözkonusu. Ama CHP’nin DSP’den ayrılacakların önemli bir kısmını alabileceğini sanmıyorum. Çünkü CHP bir sol parti olma niteliğinden çıkmıştır. Bu görüntüde olmakla beraber, devletçi ve güç odaklarına dayanan bir partidir. Geniş halk kitlelerine de herhangi bir şey vaadetmesi sözkonusu değil. Fazilet Partisi bağlamında konuştuğumuz zaman; FP’yi kurtarmak yerine onu dağıtmaya yönelik bir projenin varlığından sözedebiliriz. “Yenilikçi” kanat ümitsiz * Yani FP yavrulayabilir mi demek istiyorsunuz? Kaynak -Yavrulayabilir. Benim tahminim bu “yenilikçi” diye isimlendirilen kanat, FP yönetimini ele geçirmek gibi bir hevesin içinde değil, böyle bir şeyin mümkün olmadığını da biliyorlar. Ama bunun içerisinden bir grup çıkaracaklar. Çıkacak grubun siyasal başarı şansını çok yüksek görmüyorum. Zaten kimse de böyle bir beklenti çinde değil. Bunların desteklenmesinin nedeni aslında FP’yi etkisizleştirmektir. FP, Sayın Erbakan çizgisinde küçülerek yoluna devam eder. Çünkü, Erbakan hareketinin İslami yönünden başka bir yönü de vardır. Bu dış politikada Anti-Amerikan eğilimleri temsil etmektedir. Bu eğilim Türkiye’de devam eder. * Bu noktada sormak istiyorum: Refah Partisi’nin iktidardan düşürülmesi, İslami eğiliminden ziyade Anti Amerikan eğiliminden mi kaynaklandı? Kaynak -Kesinlikle öyledir. Yani, irtica iddiaları aslında kamuoyuna yansıtılmış bir bahaneden ibarettir. Bahanelerle sebepler arasında çok ciddi farklar vardır. Türkiye’de İslama karşı bir hareketin hiçbir grupta olduğunu düşünmüyorum. Yani dikkat ederseniz Türkiye’de insanlar ibadetlerini ve dini gereklerini rahatlıkla yerine getirebilmektedir. Bundan rahatsız olan bir kimse de yoktur. Önümüzdeki dönemde de böyle bir engelleme ile karşılaşmayacağız. Asıl önemli olan taraf geçmişte RP’nin Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu stratejik konumu değiştirme amacı vardır. Yani gördüğünüz gibi bir İslami birlik kurma var. Bu İslami birlikte aslında bir örtüdür. Çünkü böyle bir şey mümkün değildir. Bunun temelinde Amerikan cephesinden uzaklaşmak gibi bir politika yatmaktadır. O nedenle bertaraf edilmiştir. Ancak, bu bertaraf etme aynı zamanda Erbakan hareketinin devamının da nedenidir. Yani, Anti-Amerikan çizgiyi Türkiye’de sürdürmek isteyenlar Erbakan cephesinin bitmesine izin vermeyecektir. Bu operasyon sonunda FP küçülür ama devam eder ve dış destek de sürer. Demirel’in kararı * Sayın Demirel’in bundan sonra politik hayatta nasıl bir rolü olur sizce? Daha aktif bir Bayar mı olur? Kaynak -Şu anda bu konuda kendisinin de bir karar verdiğini sanmıyorum. Süleyman Bey, şüphesiz politikanın içinde olacak ama bunun biçimini tayin edecek. Şu anda sanıyorum bazı girişimleri de var. Politika dışında kalması sözkonusu bile değildir. Ancak Demirel’in kişi olarak bir handikapı var. Eskiden Süleyman Demirel arkasına halkı alarak hareket eden bir insandı. Yani aşağı yukarı halkın devlete karşı bir avukatı rolünde idi. Ama 28 Şubat’tan beri devlet haline geldi. Yani Süleyman Beyin prestij kaybetmesinin nedeni, kamuoyundaki imajı, daha devletçi ve halktan uzaklaşmak olmuştur. Bu onun önündeki bir engeldir. Strateji doğru / Sizin bu yorumlarınızdan cumhurbaşkanlığı seçiminin herhangi bir krize yolaçmadan yapılabileceğine işaret var. Yanlış mı anladım acaba? Kaynak -Hayır efendim, doğru. Cumhurbaşkanı seçiminde partilerin ve güç odaklarınnı tavrı doğru. Yani doğru bir strateji çizildi. Eğer strateji böyle çizilmeseydi ve her grup kendi adayını gösterseydi, bu vasıflara uyması çok uzak ihtimal olan bir kişi seçilecekti. Ama, Türkiye’yi yönetenler ve Türkiye yönetiminde söz sahibi olanlar espriyi yakaladılar. Cumhurbaşkanının evvela niteliklerini ve Türkiye’nin ihtiyaçlarını tesbit ettiler. Şimdi de buna uygun isim arıyorlar. Burada ciddi hatalar olmaz. Yani belki en iyisini seçmezler ama, en iyilerinden birini seçebilirler. En azından istikamet doğrudur. * Yani görünürdeki tartışma ve spekülasyonlara çok fazla ağırlık vermemek mi lazım? Kaynak -Hayır ağırlık vermemek lazım. Ortaya birtakım aday isimleri atılacaktır. Ama dikkat ederseniz bu aday isimlerin arasındaki destek de çok zayıf! * Yani esas adayın ismi hâlâ saklı tutuluyor? Kaynak -Saklı tutuluyor ve hiçbir grup bir adayı empoze etme çabasında değil, ve kamuoyu da bunlardan birinin seçilme beklentisi içinde değil. Kamuoyu da bekliyor. Çünkü henüz ne olacağı belli değil. Cumhurbaşkanı seçiminde partilerin ve güç odaklarının tavrı doğru. Yani doğru bir strateji çizildi. Eğer strateji böyle çizilmeseydi ve her grup kendi adayını gösterseydi, bu vasıflara uyması çok uzak ihtimal olan bir kişi seçilecekti. Erbakan politikaya dönmez * Sayın Erbakan’ın tekrar aktif politikaya dönmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kaynak -Sayın Erbakan’ın tekrar aktif politikaya döneceğini tahmin etmiyorum. Daha doğrusu etmemesinin doğru olacağını düşünüyorum. Ancak kendisi bir kişinin önünü açacaktır. Bu önü açılacak kişinin arkasında yenilikçiler yoktur. Yani o yenilikçiler hareketine partiyi değiştirmek, gençleştirmek ve güçlendirmek olarak bakmıyor, partiye karşı bir hareket olarak görüyor. O bakımdan, bu kongrede önce yenilikçileri tasfiye edecekler, daha sonra gene kendi çizgilerinde -bu çizgi Anti-Amerikan çizgidir, Avrupa’ya yakın bir çizgidir, Rusya ile fazla ihtilafı olmayan bir çizgidir - yeni bir lider getirmeleri mümkün olabilir. Belki sıkıntının nedeni ikinci adamların veya yeni lider adaylarının bulunmayışı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT