BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Pazar yazıları

Pazar yazıları

Asrımızın en büyük ve en tehlikeli hastalığı, ne kanser, ne AIDS, ne şu ve ne de bu bilinen hastalıktır. İnsanı, insan olmaktan çıkaran ve onu canavarlaştıran sevgisizliktir, baş hastalık.



Asrımızın en büyük ve en tehlikeli hastalığı, ne kanser, ne AIDS, ne şu ve ne de bu bilinen hastalıktır. İnsanı, insan olmaktan çıkaran ve onu canavarlaştıran sevgisizliktir, baş hastalık. Oysa; sevmeye, sevilmeye en muhtaç varlıktır insan. Zira, insanın hamur mayası sevgiyle yoğrulmuştur. Buna rağmen, sevilmemekten şikayete hakkımız yoktur. Biz, sevebildik mi ki, sevilelim! Evet; sevilmek istiyorsak, mutlaka sevebilmeliyiz; hem de karşılıksız... İnsan, sevgisiz olunca, ister istemez, davranış bozukluğu gösterir. Devamlı surette, karşımızdakilerin davranışlarından şikayet ederiz. Burada ölçü; sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de öyle davran, olmalıdır. İnsanoğlu, çeşitli vesilelerle düşmanı, hep kendi dışında arar. Halbuki, kendi içindedir, o düşman. Cenab-ı Hakk, doymayan bir mahluk yaratmış ve bunu, insanın içine yerleştirmiştir. Nefs denilen bu düşman, devamlı surette, sahibinin zararını ve ziyanını ister. Hep, daha, daha der! Ona laf dinletebilmenin imkan ve ihtimali yoktur. Doymak bilmez zira! Az tamah, çok ziyan getirir; ya çok tamah? Yani doyumsuzluk, insanı perişan eder. Bu illete tutulan insan, freni patlamış araba gibidir. Bu tiplerden korkulur ve can havliyle kaçılır! Doymak bilmeyen içimizdeki bu düşmanın bir başka saplantısı daha vardır ki, kendini de işini de, etrafını da döküp, yıkar ve helak eder. Her şeyi, en iyi ben bilirim der ve hiç kimseye danışmak istemez. Peki demez! Zira, hep baş olmak ve emir vermekten hoşlanır. Nefsin bu onulmaz hastalığının çaresi, sorup kurtulmasıdır. Ben yaptım oldu, demenin sonu, pişmanlık ve perişanlıktır. Aileden, iş yerlerine kadar, her türlü geçimsizliğin, kavga ve kargaşanın temelinde, danışılmadan iş yapmak yatar. Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de, Habibine; işlerinde danışmasını, ondan sonra karar vermesini, bu karar doğrultusunda yola çıkmasını ve artık ne olursa olsun, bu yoldan geri dönmemesini emrediyor. İşte Müslüman, danışan, karar veren ve bu doğrultuda idame-i hayat edendir. Müslümanın kokusu bellidir. İnsanı mesteder, imrendirir. O, sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) üzere bulunur ve danışarak almış kararlı yolunda, asla yalpa yapmaz. Bu mühim sünnete uymanın hürmetine, yanlış karar dahi vermiş olsa, Allah, o işi hayırla neticelendirir. Müslüman özü, sözü bir olan insandır. Onun içindir ki, Hz. Mevlana; (Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!) der. Arapların da meşhur bir sözü vardır; insan, sözünün altında gizlidir.. Yukarıda, izahına çalışıldığı gibi insan, adeta bir sevgi yumağıdır. Tabiatıyla insanın, bu sevgiyi çok iyi kanalize etmesi gerekmektedir. Yani, hedefi iyi tayin etmeli. Hedefi cebini doldurmak, mal, mülk, evlat, şan, şöhret ve makam olanın, ancak düşmanları artar. Hedefi gönlünü doldurmak olanın ise, sevenleri artar. İnsan için, kalıcı olan da budur. Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri; 700 büyük alimden, insanı, Allah’a kavuşturan yolları tahkik ettim. Gördüm ki, insanı Allah’a kavuşturan yol, insanlara iyilik etmekten geçiyor, der. Yani, yaratılanı, Yaradan’dan ötürü sevmek ve onlara iyilik etmek. İş budur. Müslümanlık, uçmak meselesi değildir. Koşmak meselesidir, gönül meselesidir ve nihayet, nasip meselesidir! Müslüman, su gibidir; ona herkesin ihtiyacı vardır. Hz. Ali Efendimiz buyuruyor ki; insanı doğduğunda bir beze sararlar. Öldüğünde de bir beze sarıp toprağa verirler. İşte insan, bu kundak bezi ile, kefen bezi arasında yaşayan bir mahlûktur! Mülk Allah’ındır. İnsan, suretâ elinde bulundurduğu mal ve mülkü, Allah için kullanmalıdır. O’nun mahlûkatına iyilikte kullanmalıdır. Böyle insan, tabii bir çiçek gibi, gerçek müslümanlık kokar. Sun’i çiçekte bu kokunun zerresini bulamazsınız. Binlerce kitabı okuyup, papağanvari ezberlemenin hiçbir faydası yoktur. Faydalı kitabı, binlerce okumalıdır! İnsan, neyi çok düşünürse ona aşık olur. Ailemize ve değerlerimize aşk derecesinde bağlı olmalıyız. Mesleğimizi, işimizi aşk derecesinde sevmeliyiz. Asla, tembel olmamalıyız. Peygamber Efendimiz, bir yerden geçerken, bir adamı boş oturuyor gördü ve ona selam vermedi. Dönüşte aynı adama rastladı, bir şeylerle meşgul oluyordu. Bu defa selam verdi ve hal hatır sordu. Sebebini sorduklarında; (Benim selamım duadır. O, boş oturuyordu. Boş oturanı Allah sevmez) buyurdu! Zira, Allah, çalışanı severim buyuruyor. Kovanından çıkmayan arı, bal toplayamaz. Kuşlara bakın; sabahleyin, aç karnına çıkıyorlar; dere, tepe, bayır demeden uçuyorlar, akşamleyin de karınları tok olarak dönüyorlar. İslam’ın vakarını koruyabilmek için, Müslüman, kariyerine göre giyinip davranmalıdır. Zira Müslüman, itibarını korumak zorundadır. İtibarını yitiren insan, dinine de büyük zarar verir. Varsın, aldatılmış olalım; ama, asla aldatan biz olmayalım. Bugünkü sohbeti, sevgili Peygamberimizin bir duasıyla bitirelim; Allah’ım bana, sevgini bağışla! Seni sevenlerin sevgisini bağışla! Ve senin sevgine kavuşturan işleri yapmayı nasip et!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT