BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ayağa bağlanan taşlar

Ayağa bağlanan taşlar

Türkiye’nin gaza gelip savaşa dalması beklendi. Hükümet itidalli davranıp olayı zamana yayıp soğutunca,



Önce keşif uçağı düşürüldü. Türkiye’nin gaza gelip savaşa dalması beklendi. Hükümet itidalli davranıp olayı zamana yayıp soğutunca, El Arabiya’da pilotları Suriye’nin öldürdüğüne dair belgeler! yayınlandı, Türkiye’ye ‘pilotlarınız öldürülüyor, siz hâlâ duruyorsunuz’ ateşi verildi. Hükümet yine itidalli davrandı; belgeleri yalanladı. Nihayet sınırdan içeriye, yerleşim yerine top mermisi düşürüldü, insanlar öldü. ‘Bu defa tamam, Türkiye savaşa girecek artık’ dendi muhtemelen... Ama hükümet itidalini korumaya devam ediyor, ‘savaş değil caydırıcılık’ diyor. Yani bu ‘hamle’ de boşa çıkacak gibi... İçeride de ‘gireceksin Suriye’ye, vurup bitireceksin’ci coşkun tayfanın da bu defa sesi çıkmıyor, neyse ki... Stratejik analizleri büyük resimlere bakan, arka planları, görünmeyenleri tahlil eden esaslı yorumculara bırakalım; onlar top mermisi düştükten 3 dakika sonra televizyonlarda bizi tenvir etmeye başladılar zaten... Ben zahire bakınca şunu anlıyorum: Türkiye bu Orta Doğu’da öne çıkmaya, Başbakan bölge halklarınca ‘lider olarak’ selamlanmaya başladığından beri ayaklarına taşlar bağlanıyor. Uludere’de yanlış istihbaratla bombalanarak ölen 34 köylüden alın, Suriye’nin düşürdüğü uçak, PKK’nın alan hakimiyeti hezeyanına kadar uzanan saldırıları, 9 insanın öldüğü Gaziantep bombalaması derken Akçakale’ye yollanan top mermisine kadar gidin. Hatta -resmî açıklama kaza dese de- 25 ölüme yol açan Afyon patlamasını da ekleyin. Hepsi bir yıldan az bir süreye sığan ve “Arap Baharı”ndan sonra bölgede oluşan “pro-Türkiye” sürece denk gelen ‘hadiseler’... Davutoğlu’nun, ‘batının, yani ABD ve İngiltere’nin ayak izlerine basarak ilerlemek’ten ibaret olan geleneksel(!) dış politikayı daha “self determinant” hale getirme çabasının uyandırdığı rahatsızlıkları da hesaba katınca, ayağa bağlanan taşların esbab- ı mucibesi ortaya çıkmıyor mu? Bir de ‘gündüz ağacı sulayıp gece olunca aynı ağaca kezzap döken, ağaç kuruyunca da herkesle beraber ah vah eden adam’ misaliyle tarif edilen bir ülkenin, kadim siyaseti takılıyor zihnime... 150 yıl önce soktuğu elini bölgeden hiç çekmeyen ülkenin... Ayaklara daha hangi taşlar bağlanacak bakalım. Dua yönetmeliği CHP’li Muharrem İnce Meclis açılır açılmaz Başbakan’a ilk soru önergesini vermiş. Soru şu: Camilerde Atatürk’e neden dua edilmiyor? Bu ülkenin ana muhalefet partisinin grup başkanvekilinin meselesi bu... Tut kelin perçeminden türü bir durum... ‘Laik bir ülkede camide okunan duayı devlet niye belirlesin ki’ demesi gereken bir partinin yöneticisinin bu soruyu sorması mı daha absürd; ‘Eskiden dua edilirdi, şimdi niye edilmiyor’ diyerek Kemalist evhamlara kapılması mı?.. Bunları geçelim de, bu vesileyle hatırlamak lazım: İdeolojik vesayetin, dini ve dindarları kontrol altında tutmak için tesis ettiği Diyanet’in, inanç ve ibadet özgürlüğünü ve demokrasiyi savunan bir iktidar döneminde varlığının hâlâ devam etmesi doğru mu? Bu tür garip sorular, Diyanet var olmasa sorulabilecek mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT