BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suriye'ye karşı vicdani duruş devlet geleneğimizdir

Suriye'ye karşı vicdani duruş devlet geleneğimizdir

Bir yıldan uzun bir süredir devam eden Suriye'deki olaylar ile ilgili Türkiye açısından farklı gelişmeler yaşıyoruz. Akçakale'ye karşı uzun süredir yapılan saldırılar sonucunda bu kez kayıp yaşadık.



Bir yıldan uzun bir süredir devam eden Suriye'deki olaylar ile ilgili Türkiye açısından farklı gelişmeler yaşıyoruz. Akçakale'ye karşı uzun süredir yapılan saldırılar sonucunda bu kez kayıp yaşadık. Bunun hemen akabinde hükümetin kararlı tutumu ve konuya hakim olması sonucunda hemen karşılık verildi. Saldırının geldiği yerler top atışına tutuldu. Tabii bu konu bazı çevrelerde hemen savaş ilanı olarak algılandı. Ama gerçek bunun ötesinde bir anlama sahip. Türkiye uluslararası hukuka ve zemine her zaman bağlı kalan bir ülke. Dolayısıyla bu saldırıya karşı gösterilen refleks de uluslararası meşruiyeti de kapsayarak verildi. Yani bu bir savaş ilanı değil, ülke topraklarımıza yapılan saldırıya karşı bir cevap niteliği taşıyordu... Tabii malum olduğu üzere hükümetin attığı her adımı eleştirmeye alışmış çevreler konunun içeriğinden ve siyasi olarak öneminden bihaber olduklarından muhalefet etmekte gecikmediler. "Suriye'de yaşananlardan bize ne? Savaşa hayır?" gibi söylemlerle hükümetin Meclisten aldığı tezkere yetkisini eleştirmeye başladılar. Tezkerenin içeriği ve doğuracağı sonuçlar hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmadan Türkiye'nin savaşa girdiğini sanan kesimlerin dış politika stratejilerinden de bir şey anlamadığı ortaya çıktı. Zira Meclisten alınan tezkere yetkisinin birçok anlamı var. En önemlisi elbette caydırıcılık. Esad yönetiminin ve muhaberatın Türkiye'ye yönelik saldırılarına karşı sessiz kalınmayacağının en önemli delili bu tezkere olacaktır. Böylece Esad bir adım atarken daha çok düşünmeye ve atacağı adımların sonuçlarına katlanmaya razı olacaktır... Tezkerenin ikinci anlamı da Türkiye'nin bölgede yükselen bir güç olarak insani bir katliama sessiz kalmayabileceğinin bir göstergesidir. Esad rejiminin, yerle bir ettiği şehirler, sayıları milyonları bulan mülteciler, öldürülen on binlerce insan... hemen yanı başımızda cereyan ediyor. Bir televizyon muhabirinin şaşkın şaşkın "burnumuzun dibinde" dediği topraklarda gerçekleşiyor. Türkiye'nin bölgesel bir güç olma çabasından da öte, tarihten gelen bir sorumluluğu var. Yani Türkiye bu bölgede yaşanan bu gibi kıyımlara sessiz kalacak bir tarihsel mirasa sahip değil. Tam tersi, dinimizin "Yerlerle gökler adaletle ayakta durur" düsturunun bölgedeki savunuculuğunu Davos örneğinde de olduğu gibi yapmaya çalışan bir ülke. Savaşa hayır sloganlarıyla mitingler yapan ve köşelerinden konformist yaklaşımlarıyla yazılar yazanlar için bu değerler bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak Türkiye bölgesel adaletin tesis edilmesi konusunda elinden geleni yapmaya çalışan bir ülke olmakta ısrar edecektir. Çünkü bu sadece idealist bir yaklaşım değil vicdani değerleri savunan bir devlet geleneğimizin yansımasıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT