BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aileler, psikolojik şiddeti fark etmiyor

Aileler, psikolojik şiddeti fark etmiyor

Genç Hayat Vakfı Başkanı Beyza Zapsu, ortaokul öğrencilerinin son bir yılda yüzde 73.41'inin ailesinde şiddete şahit olduğunu belirterek "Çünkü, aile çocuğa psikolojik şiddet uyguladığının farkında değil" dedi.



Sunuş Genç Hayat Vakfı Başkanı Beyza Zapsu ile buluştuk bu hafta. Siz okuyucularımıza, hedef kitleleri olan 11-18 yaş grubunu, vakfı, gençliği, projelerini ve uygulamalarını aktaracağız bu sayfa aracılığıyla. Genç Hayat, önce alan belirliyor sonra alandan kişileri seçiyor, araştırıyor, ilgili kişileri eğitime tabii tutuyor, eğitimi uyguluyor, olması gerekenin resmini çekip, en yetkiliye sunuyor. Projelerin savunuculuğunu yapıp, takip ediyor. Sonuçta olması gereken ortaya çıkıyor, yol göstericiliğiyle de bizim hayatın içinde fark edemediğimizi bize fark ettiriyor. Bu yazdıklarım sayfanın özeti, ayrıntılar röportajımızda... İyi pazarlar... G.K.Z. GENÇLERLE OMUZ OMUZA Genç Hayat Vakfı Başkanı Beyza Zapsu, genç ekibiyle gençler için çalışıyor. Genç Hayat Vakfı Başkanı Beyza Zapsu: “Gençlere, ‘Neleri eksik hissediyorsunuz’ diye sorduk, sadece yüzde 2,5’i ‘spor faaliyeti’ dedi. Gençler, sporu bir ihtiyaç olarak görmüyor.” Genç Hayat Vakfı’nı bize nasıl anlatırsınız? Gençlerin hayata hazırlanışlarındaki süreçte gelişimlerine destek vermek üzere, bir bütünün içinde araştırmalar yapan, çıkan sonuç ve ihtiyaçlara göre projeler ve modeller oluşturan ve bu modelleri yaygınlaştırmak üzere ilgili yerlere sunan bir sivil toplum kuruluşuyuz. Bu bütünü de gençler oluşturuyor. Biz 11-18 yaş grubundaki gençlerin hayata katılımlarındaki her türlü konuda onların önünü açmak için çalışıyoruz. Baktığımız alan sadece eğitim değil, gençleri ilgilendirebilecek her konu, gençlerin çevresinde olabilecek her şey; eğitim, okul, aile, arkadaş çevresi, medya, yargı, polis. Bütün bunlar bizim ilgi alanımıza giriyor. Hedef kitlenizin bazı özelliklere sahip olması gerekiyor mu? Vakfımızın vizyonuna baktığımızda, hedef kitlemiz hiçbir ayırım gözetmeksizin 11-18 yaş grubundaki gençlerdir. Genç Hayat Vakfı, gençlerin hayatına ne tür katkılar sağlıyor? Biz model oluşturmak üzere çalışıyoruz ve bu modeli yaygınlaştırmak istiyoruz. Bizim başlangıç noktamız araştırma, gençlerle ilgili araştırma yapıyoruz. 2011 yılında yayınladığımız İstanbul Liseli Profili adında bir çalışmamız oldu. Bu proje İstanbul’daki 12 lise türünde 2100 öğrenciyle yapılan bir araştırmadır. Liseli dediğimiz zaman kimden bahsediyoruz, sadece eğitim değil, bunu her alandan bakarak görünür kılmak istedik. Bunun sonucunda bir genç profili çıktı, artık tahminler değil veriler üzerinden gidebileceğimiz bir profil çıkardık. Örnek verecek olursam buradan çıkan sonuçlar doğrultusunda hangi alanlarda çalışmamız gerektiğini görebildik. Tabii bazı alanlar daha çok öne çıktı ve onlara yoğunlaştık ama sırasıyla buradan çıkan sonuçlara göre eksikleri düzeltmek amacıyla geniş bir çalışma alanı oluşturuyoruz ve bunun sonucunda da bir model çıkarmaya çalışıyoruz. Ölçme değerlendirme metotlarıyla, projeye başlarken o anki durumu değerlendirip proje sonunda bu çalışmanın, nasıl bir gelişme kaydettiğine ve etkisinin ne olduğuna bakıyoruz. Sonra eğer gerçekten başarılı bir model elde edebildiysek bunu ilgili kuruma götürüp, örneğin Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuyoruz ve birlikte devam ettirebileceğimizi beyan ediyoruz. Savunuculuk faaliyetleri yürüttüğümüz projelerimiz de var. Örneğin Avrupa Birliği’yle bir proje yürüttük. Çocuğa Karşı Aile İçi Şiddetin Önlenmesi projesi. Şiddetin önlenmesi doğrultusunda önce bir araştırma yaptık. Bu araştırmaya göre İstanbul’daki 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin son bir yıl içinde %73,41’i ailesinde bir şiddet yaşantısı olduğu ortaya çıkıyor. Şiddet derken sadece fiziksel şiddet değil psikolojik şiddet de bunun içinde ve biz bu konuda ailelerin bilgilendirilmesinin gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü birçok aile çocuğuna psikolojik şiddet uyguladığının farkında bile değil, esas problem buradan çıkıyor. Şimdi böyle bir çalışmanın sonunda yargıya da bakıyoruz, yargı bu konuda ne diyor, çocuğu nasıl koruyacağız aile içinde şiddet görüyorsa diye. Bir eksiklik var mı, varsa ne yapılması gerekiyor doğrultusunda meclise gidiliyor. Vakfın savunuculuk ayağı mecliste oluyor. Oradan kararların, kanunların çıkacağı mercide, bu eksikliği savunmak ve onun düzeltilmesi doğrultusunda katkı sağlamak. İstanbul liseli profili nasıl görünüyor? Biz bu çalışmayı yapınca şunu gördük ki gençleri bütünün içinden ayıramayız. Resim bir bütündür, bunun içinde öğretmeni, ailesi, çocuğu, öğrencisi de var. Eğer ben bir şeyi tek başına ele alıp onu değiştirmeye kalsam ve diğerlerine dokunmasam hiçbir şekilde başarı elde edemeyiz. Örneğin beni çok etkileyen çarpıcı bir örnek vereyim, gençlerin %50’sinden fazlası şiddeti olağan bir davranış olarak görüyor. Gençler niye böyle düşünüyorlar, bunlar uzaydan gelmedi ki, evinin içinde ve dışarıda böyle görüyorlar ve demek ki buymuş diye düşünüyorlar. Bunun olağan olarak görünmesi demek bunun devam ederek artacağını söylüyor demek. Yani bu araştırma bugünden bana yarının resmini çıkarıyor. İstanbul Liseli Profili genel anlamda şöyle gözüküyor; mesela sizin eksikliğini hissettiğiniz okulunuzda olmasını istediğiniz ne olabilir diye sorduğumuzda, spor faaliyetleri cevabı verenlerin sayısı %2.5 gibi çok düşük bir rakam çıkıyor. Bu bize şunu gösteriyor, çocukların hayatlarında böyle bir şey olmadığı için eksikliğini de hissetmiyor. Çünkü hiç birinin okulunda alanları yok, imkânları kısıtlı. Gençlerin enerjisi fazla ve sağlıkları açısından çok olumlu sonuçlar verebilecek, beceri kazanabilecekleri alanlar bunlar. O kadar yoğun bir eğitim içerikli müfredatla imtihanlara hazırlıyoruz ki, geriye zaten vakit kalmıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığımız protokoller çerçevesinde çalışmalarımız var. Bunlardan biri de sosyal sorumluluk alanında çocukları ve gençleri aktive etmek yani daha çok katılımlarını sağlamak, örneğin okullarda böyle bir alan var fakat seçmeli ders olarak sunuluyor. Bunu aktive etmek ve seçmeleri için güzel imkanlar sağlamak için harekete geçtik. Renk Çemberi diye bir projeniz var. İçeriği nedir? Renk Çemberi’nde, üçüncü senemize girdik. Projenin içeriğinde, gençlere gönüllülük ve katılım yoluyla sosyal sorumluluk bilinci kazandırmak, kendilerini tanımalarını sağlamak, öteki olarak adlandırdığıyla birlikte yaşamak için interaktif çalışmalarımız var. Bireyi güçlendirmek adına bir çalışma bu. Hayatları boyunca kendilerine faydalı olabilecek bu çalışma, okulun birinci dönemini kapsıyor. İkinci dönemde proje döngüsüne geçiyorlar ve proje döngüsünde çevrelerine ve okullarına bakıyorlar, neyle çalışmak istiyorlar, nasıl bir eksiklik görüyorlar ve bunu nasıl giderebilirler diye düşünüp çözümlerini buluyorlar. Renk Çemberi’nde çalışma sisteminiz nasıl başlıyor ve nasıl yol alıyor? Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladığımız protokol kapsamında projede çalışacak okulları seçiyoruz. Okullardan katılan gönüllü öğretmenler sene başında bir eğitim alıyorlar. Öğretmenler, bu eğitimleri eğitici kitapları üzerinden, yine gönüllü olarak katılan öğrencilerine aktarıyorlar. Sene sonunda gençler ve öğretmenler projelerini paylaşıyor. Bu paylaşımda öyle güzel şeyler oluyor ki mesela mültecilerle çalışan bir grup çocuk oldu ve öyle şeyler söylediler ki anlatırken ağladılar. Yani bu deneyimi başka nasıl elde edebilirsin, o mülteciye gidip onun nasıl yaşadığını görüp, onun yerine kendini koymadan nasıl olduğunu anlayabilmenin başka bir yolu yok. Bir insan çok şey yapabilir. Bu tek bir insanın inanmasıyla alakalı ve görüyoruz örneklerini. Bir öğretmen inanıyor yüzlerce kişiyi götürüyor arkasından, bir öğrenci inanıyor yüzlerce arkadaşı geliyor. Dünyadaki çeşitli konferanslara da katılıyorum. Bu yıl Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu’na katıldım. Genç kızlarla çalıştığımız için bu konuyu çok önemsiyoruz. Bu yıl ilk defa, Birleşmiş Milletler her yılın 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kutlanacağını ilan etti. Genç kızlara dikkat çekmek istiyorlar, çünkü dünyada kadınların ezildiği, istismara uğradığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin had safhada olduğu ülkeler var. Bu toplumsal cinsiyet eşitsizliği bizim ülkemizde de var ve biz bu konuda lise yurtlarında çalışmaya başladık. Geçen sene çalıştık bu sene bunu devam ettirtmek için çaba sarf ediyoruz. Nasıl bir çalışma yaptınız? Köylerde kasabalarda liseye devam etmek isteyen gençlerin büyük şehirlere gelmeleri gerekiyor. Yatacak güvenli bir ortam gerekiyor. Buna da yurtlar ya da pansiyonlar deniyor. Ve biz geçen sene Sabancı Vakfı’yla birlikte Yurttan Sesler diye bir proje yaptık. Genç kızların eğitim, sosyal ve aile hayatı, arkadaşlıkları ve gelecek düşünceleri. O proje bitti ama biz bunu devam ettirmek istiyoruz. Çünkü biz bir sene çalışmayı yeterli görmüyoruz. Sene sonunda öyle bir noktaya geldik ki; genç kızlar dediler ki biz anladık ama şimdi biz sizden bir şey istiyoruz, siz bize anlattığınız gibi gidip erkek yurtlarında da çalışın dediler. Çok güzel geri dönüş oldu, gerçekten içselleştirmişler. Genç Hayat’ı kurmaya nasıl karar verdiniz? Ben bireysel çalışmalar yapıyordum. Arkadaşlarımla birlikte yardım çalışmaları, yurtları düzeltmek, konforlu hale getirmek, gençlerin sosyal ortamlarını daha güzelleştirip, faydalı hale getirmek adına çalışmalarımız oldu. Çeşitli alanlarda da çocuk ve gençler doğrultusunda yardımlar yaptık. Fakat her seferinde münferit yardımların sadece günü kurtardığını ve bunun devamının da gelmediğini aslında o anda işlerine yaradığını ve ondan sonra da hiçbir dönüşüme yol açmadığını biz bizzat seyrettik. Bunun üzerine kurumsallaşsak, münferit değil de eksikleri tespit edip, o eksiklerin giderilmesi konusunda daha kalıcı ve farkındalık uyandırıcı olsak dedik. Önümüzde duran birçok şeyi biz görmüyoruz ve kullanamıyoruz. Tek sebebi de fark etmediğimiz için. Genç Hayat Vakfı, bu şekilde başladı yani münferit yardımlardan daha kurumsallaşmaya ve kalıcı çözümler üretmek için model oluşturan bir yapıya gittik.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT