BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > 255 yıllık şekerci

255 yıllık şekerci

Sultan 1. Mahmut Han’ın helvacıbaşısının torunlarının torunları 255 yıldan beri aynı mesleği aynı yerde sürdürüyorlar...



iç aklınıza gelir miydi; 255 yıl önce ve 1. Sultan Mahmut Han zamanındaki şekerler, şekerlemeler, ezmeler, fondanlar ve lokumlar, ahşap fakat bakımlı camekanlarda tipini ve tadını değiştirmeden günümüze dek korunsun... En ufak bir değişiklik yapılmasın... Sultan Mahmut Han’ın “Şekercibaşı” payesini verdiği Kastamonulu, daha doğrusu İnebolu’nun Evrenye köyünden Hicipzade Mustafa Efendi’nin torunlarının torunları Cemal Turgut Hicipoğlu ile Ahmet Aydın Turgut Hicipoğlu ve oğulları Metin Turgut Hicipoğlu üçü birden, sanki sözleşmişler gibi, “Değiştirilmez...” dediler. Cemal Turgut, “Bu dükkan ve tesisler bize miras kaldı..” derken, ağabeyi Ahmet Aydın Turgut Hicipoğlu tamamladı: -Bizler, Osmanlı şekerlerinin ölmezliğini burada yaşatıyoruz ve bundan gurur duyuyoruz” Metin Turgut Hicipoğlu da destekledi: -Ve hatta o devrin şeker, şekerleme, helva ve lokumlarına daha da büyük itina gösteriyoruz... Ender şekerlemeler Merhum Belediye Başkanı Haşim İşçan’ın unutulmaz bir sözü var: “İstanbul’un her tarafı tarih kokar...” Amma bunu hissetmek için sadece müzeler, camiler, türbeler, saraylar, çarşılar, anıtlar, çeşmelerle değil, o tarihle birlikte atbaşı giden gelenek ve adetlere de biraz eğilmek gerekir. Örnek olarak “Yaşayan tarih”leri de tanımamız lâzım. Tahtakale Caddesi’nde 255 yıllık ve tam bir Osmanlı patentli Şekerci Hicipoğlu’nu kaç kişi tanır veya bilir? Sadece resimlerde gördüğümüz ve büyüklerimizin küçüklüklerindeki şekerlemeler, ezmeler, pelte ve lokumlar, devrin en büyük süslü camekanlardaki ürünler, 255 yıllık tarihi yaşatıyor. Cemal Turgut Hicipoğlu ile Ahmet Aydın ve Metin Hicipoğlu bize o tarihi anlatacaklar: -Dedemizin dedesi Hicipzade Mustafa Efendi, Evrenye köyünden heybesini sırtlayıp gelmiş ve bugünkü dükkânı, köyde biriktirdiği para ile kiralamış. İki de hemşehrisini yanına alarak, tahin helvası imalatına başlamiş. Ürettiği helva öylesine beğenilmiş ki, bazı konak ve köşklerden siparişler bile almaya başlamış, şöhreti saraya kadar gitmiş. Midesine düşkün padişahın ilgisi Sarayın sofracıbaşısı, midesine çok düşkün olan ve bilhassa tatlıya karşı zaafı büyük olan 1. Sultan Mahmut Han’ı, ağızda eriyen lokum ile cevizli helva sununca, padişah, bunun dışarıdan geldiğini bilmediğinden aşçıbaşının yaptığını sanarak şöyle bir lâtifede bulunmuş: “Bizim aşçıbaşında bir temayüz var, ne âlüyâla tatlılar yapmaya başlamış” ve saray kethüdasına irade buyurmuş: -Varın gelsin huzura!... Aşçıbaşı korkarak huzura gelipde el etek öpünce, padişah kendisine iltifatlarda bulunmuş, “Ağzıma bayram getirdin, buna devam et...” deyince, aşçıbaşı gerçeği söylemiş: -Hünkârım, bu nefaseti sizce menkul helva ile latilokumu İnebolulu bir usta yapar ve satar, kulunuz da size lâyık gördük... “Ustayı getirin bakalım” Aşçıbaşının gerekli bilgileri vermesi üzerine padişah irade buyurmuş: “Gelsin de görelim bu İnebolulu’yu...” Cemal Hicipoğlu sonrasını da şöyle anlattı:Büyüklerimizden bunu dinlediklerimizin üzerine dedemizin dedesi hemen saraya götürülmüş ve huzura alınmış o zaman padişah şu sözleri söylemiş: “İnebolu’dan hep sandalcı, gemici, yelkenci çıkar, sen nereden çıktın da tatlıcı oldun?..” Ve sonra kendisinden helva istemiş ve dedemizin dedesi, şam fıstıklı latilokum ile başka bir sini içinde de kaymaklı lokum, tahin helvası ve bir de billur kavanoz içinde renk cümbüşü tarçınlı, vişneli, fındıklı, susamlı, limonlu ve güllü akide şekerini de yüklenip padişaha arzedince, bu nefes ve leziz tat şaheserlerine meftun olarak kendisini o anda “Şekercibaşı”lığa paye vermekle kalmamış ardından da fermanla “Helvacıbaşı”lığa da getirmiş ve iki payeli olan Hicipzade’nin şanı şöhreti yükselmiş. Sultan Mahmut Han gene bir gün huzuruna çağırdığı Hicipzade Mustafa Efendiye iltifat etmekle kalmamış iki kese altın vermiş ve sonra da takılmış. -Bizim aşçıbaşına da tarifini ver de şu enfes helvayı da yapsın, ve öğrensin. Ahmet Aydın Cemal sonrasını şöyle getirdi. -Dedemin dedesi,huzurda Padişah’ın ayaklarına yüz sürmüş ve sonra şu sözleri cevap olarak vermiş: “Ulu Hakanım, beni bağışlayınız, boynum kıldan incedir, ancak helvanın tarifi yapılmaz, helva yapılır...” Padişah, bu samimi itiraf üzerine şöyle cevapta bulunmuş: “Tevekkel senin memleketinden hep denizci çıkarken sen helvacı çıkmışsın ama tam çıkmışsın, beni ihmal etme, tez elden nefis helvalarını da iletiver... Ara sıra da saray mutfağındaki tezgâhı da ihmal etme...” Tatlıcıların pazarı. Padişahın bu iltifatı üzerine, Hicipzadenin dükkânı, bu mesleğe aşina kimselerle dolmuş ve çok sayıda çırak, usta, kalfa yetişince Küçükpazar semtinin diğer bir adı da “Şekerciler, tatlıcılar, lokumcular çarşısı” olmuş. Padişah bundan çok memnun kalmış ve kendisine şu tavsiyede bulunmuş: -Sakın ekmek kapısını ihmal etme ve kapatmayasın, halkımızın da bu nefasetten zevkini almasına yardımcı olasın. Cemal Turgut Hicipoğlu, Sultan Mahmut Han’ın, İnebolu’dan sadece sandalcı, yelkenci çıkmasını söylemesine karşı diyor ki: -İnebolu öyle olabilir ama, yeşillikler cenneti Evreniye köyünden, usta ve zevk sahibi mobilyacılar, dökümcü, tornacı, tesfiyeci gibi ince meslek sahipleri çıkar. Bizim meslekte ise hep okuyorlar, ancak bizler dedelerin dedelerinin mirasına sadık kaldık. Ailemizde generaller, amiraller, müsteşarlar, genel müdür ile mühendis ve doktorlar ile üst düzeyde yöneticiler ağırlık taşıyor. Herkese şeker, lokum ikramı Cemal Turgu Hicipoğlu ile Metin Hicipoğlu, dedelerinin geleneklerini sürdürüyorlar ve her gelen müşteri olsun olmasın, tarihi şekerlerle lokum, akide ikramında bulunuyorlar. Bu konuda Metin Hicipoğlu, ailenin en genci olarak dedi ki: -Ailemizin geleneğidir. Gerçi daha önceleri de Türk geleneği olarak da devam ediyordu ama şimdi pek itibar eden yok, ama bu tavrımız bize müşteri kazandırıyor... Bu sırada Rusya’dan Sibarya’da oturan Erdal Eker, Şaban Yaşa adlı iki Türk geldi, 150 kilo helva ile 100 kutu kiloluk lokum ve 50 kilo da karışık akide şekeri aldılar. Erdal Eker anlattı: -Bizler Rusya’da ikamet ediyoruz, yerimiz Sibirya. Buradan ticaret yapıyoruz ve Türk şekerleriyle helva götürüyoruz. Çok götürmek isteriz ama gümrük engeli var. Ancak 75’er kiloya izin var. Bizim yolumuzu bekleyenler o kadar çok ki, adeta vesika ile satıyoruz. Ruslar helva ile lokuma bayılıyorlar, tek arzumuz, gümrükten izin çıkması, Ruslar’a en güzel hediye helva oluyor, tarif edilemeyecek kadar seviyorlar... Cemal Hicipoğlu, 255 yıllık şekerci dükkânının adeta bir şekercilik müzesi olduğunada işaretle: “Gerçekten de bizim şekerlemelerimiz antika. Kırmızı-beyazlı halka şekerleri 255 yıl önce de vardı bugün de var...”dedi. Birazda şaka Nasıl “süper dert” sahibi olunur? Aslında, dert sahibi olmak için özel bir çaba harcamaya hiç gerek yok. Çoğu insanlarımız, zaten gözlerini dünyaya açar açmaz dert sahibi olurlar. Yani, Türkiye’de sonradan değil, anadan doğma dert sahibi olunur. Ama, “süper dert” sahibi olmak istiyorsanız o başka. Süper boy pizza ister gibi, hemen yakanıza yapışıverir. Bir düşünün; doğumla birlikte, kimlik cüzdanı temininden ve ilkokul ile başlayan, sürprizler engeller ve sınavlarla dolu bir eğitim maratonu kendini hissettirir. Erkekler için; sünnet düğünü, paralı-parasız askerlik dönemlerini de unutmamak gerek. Velhasıl; tam hayata atılmak döneminde, bu sefer konut edinme, hele bu sıralarda depreme dayanıklı ev bulma kaygısı başlar. Bir de şu gıpta, kıskanma ne derseniz deyin, hemcinslere, meslekdaşlara, akraba ve dostlara bakarak hayata yön verme teamülü yok mu, “süper dert” edinmek için en büyük başlangıç olur. Hem de, dönüşü olmayan bir yola girilmiş olur.. Artık, hayat boyu dozaj gittikçe artar. Bu arada, vatandaş olarak bürokrasiden, memur olarak amirden, işçi olarak şeften daima “süper dert” sahibi olunur. Hele amirleriniz, işverenleriniz, yöneticileriniz hâlâ kendilerini çağın gereklerine uyduramamışlarsa, vay halinize... Bırakın “süper dert” edinmeyi, başınız beladan kurtulmaz. Günlük hayatımızı “zehir” eden hava kirlenmesinden, gürültüden, trafik keşmekeşliğinden kesilen su ve elektrikten, şişirilen cep telefonu faturalarından, rötar yapan ulaşım araçlarından, sık sık değişen yasalardan, yayınlanan infaz listelerinden, taksitli satışlar batağından etraflıca bahs edersem, ne biçim dert içinde olduğumuz kendiliğinden ortaya çıkar. Velhası, “dert” sahibi olmak istiyorsanız, Türkiye’de dünyaya gelmeniz yeterli.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT