BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bay Pekdürüst öldü mü, öldürüldü mü?

Bay Pekdürüst öldü mü, öldürüldü mü?

Haftasonu, gecelerimin klasik konusu genellikle, pazartesi günü için ne yazayım sorusuna cevap aramakla geçer. içimden bir ses, bu hafta vergi yazma dedi. Onun için ben de, içimden gelen sesi dinleyip, bir hikaye yazacağım. Bay Ahmet Pekdürüst’ün hikâyesi.



Haftasonu, gecelerimin klasik konusu genellikle, pazartesi günü için ne yazayım sorusuna cevap aramakla geçer. içimden bir ses, bu hafta vergi yazma dedi. Onun için ben de, içimden gelen sesi dinleyip, bir hikaye yazacağım. Bay Ahmet Pekdürüst’ün hikâyesi. Bu hikâyedeki olaylar, bilmediğimiz ülkenin birinde geçer. Hikâyedeki tip, kesinlikle bizim tanımadığımız bir yüzdür. Yıl 1997. Mevsimlerden sonbahar. Vatandaş Ahmet Pekdürüst, giderek soğuyan havaların etkisi ile sabah eşinin zorla verdiği pardesüsünün içerisinde, dökülmüş yapraklar üzerinde yürürken, birden birikimlerini bir gayrimenkul ile değerlendirmeye karar verir. Ne de olsa, yıllardır biriktirdiği 50 milyar lirası vardır. Yağmurlu günlerinde, bazen üşüyerek, bazen terleyerek dolaşır istanbul’u. Sonunda, biraz aradığı gibi, biraz da parasına uygun bir daire bulur. Ancak, daire sahibi, tapu harcının yüksekliğinden söz eder. Satış kazancım çok çıkacak der. Vatandaş Ahmet Pekdürüst’ü kandırır. Tapuda, satış değerini 15 milyar olarak gösterirler. Bu arada Ahmet Pekdürüst, hemen Mahkemeye koşar ve soyadını değiştirir. O, artık Ahmet Dürüst’tür. Gerçek değeri, nasıl olsa beyan ederim diyerek, emlâk vergisi beyannamesini de 15 milyar üzerinden verir. Ahmet bey, 1998 yılı mayısının sonlarında, ılık bir ilkbahar günü, uzun kuyruklarda 2,5 saat bekleyerek verir emlâk vergisi beyannamesini. Bay Dürüst, kuyruğun etrafında dolaşan seyyar çaycıdan aldığı çayla birlikte, seyyar simitçiden aldığı simitle karnını da doyurmuş, kuyruktakilerle bol bol sohbet etmiş, yeni dostlar bile edinmiştir kuyrukta. Onlarla, geçen haftanın maçlarını tartışmış, kendi takımının şampiyonluk hesaplarını anlatmıştır. Konu, her zamanki gibi, memleket sorunlarına gelince, bütün sorunların “dürüstlükle” aşılacağını söylemiş, dürüstlüğün faziletlerinden söz etmiştir. Asgari beyan değeri çok düşük olan dairesini, aradan geçen 5-6 ayda, değerinin fazla artmadığını da düşünerek, yine 50 milyar lira olarak beyan etmiştir. Eve dönerken öğrenir, beyanname verme süresinin uzatıldığını. Bizim Ahmet bey, hayıflanmaz, mutludur. Çünkü o, Ahmet Dürüst’tür. Ahmet Bey dürüst ve mutlu şekilde yaşarken, ülkenin yasama organında bir Kanun kabul edilir. Kanun der ki,”artık kişilerin bütün gayrimenkul satış kazançları vergiye tabidir. 1998’den önce aldığınız gayrimenkullerin maliyet bedeli olarak da, 1998 beyannamesinde göstereceğiniz değer kabul edilecektir. Bu sebeple, isteyenler Kasım ayı sonuna kadar yeniden beyanname verebilirler, beyan ettikleri değerleri yükseltebilirler.” Ahmet Bey, düşer yollara, gider Belediyeye. Belediyenin yetkili ve etkili bir memuru, şöyle bir bakar Ahmet beye, biraz da kaşlarını çatarak “amca, sen beyan ettiğin değeri dört katı arttır, ileride sattığın zaman, 200 milyara almış gibi kabul edilirsin ve gelir vergisini az ödersin” der. Ahmet Bey birden, geçen akşam seyrettiği bir TV programını hatırlar. Programda Maliye Bakanı da, beyan ettiğiniz değerleri arttırın, faydasını görürsünüz demiştir. Ahmet Bey, etkili ve yetkili memurdan daha iyi bilecek değil ya. Hemen gayrimenkulünün değerini 200 milyara arttırır. Ancak, Ahmet Dürüst’ün içi rahat değildir. ileride az vergi ödemek için, dürüst davranmamıştır. Hemen koşar Mahkemeye, soyadını değiştirmek için. Şimdi o artık, Ahmet Azdürüst’tür. Yıl 1999. Ahmet Bey, emlâk vergisi ödeyecektir. Yine güneşli bir gün gider Belediye’ye. Bulur etkili ve yetkili memuru. Memur şöyle bir bakar. “Senin vergi matrahın yeniden değerleme oranı kadar arttı der. Artık sen, 355.6 milyar üzerinden vergi ödeyeceksin” der. Ahmet Bey, vergisini öder. Eve dönerken, birden farkeder Ahmet Bey. Eğer geçen yıl, değer artırımında bulunmasa idi, sadece 88.9 milyar üzerinden vergi ödeyecekti. Yani, fazladan yaklaşık 250 milyon vergi ödemiştir. Üstelik geçen sene verdiği beyannameden bu yana, 5-6 ay geçmiştir. Gayrimenkulünün değeri bu kadar artmamıştır. Yıl ortasında yine bir Kanun çıkar. Zira Maliye idaresinde, gayrimenkullerin değerinin bu kadar artmadığı farkedilmiştir. Kanun, “isteyenler, yıl sonuna kadar gayrimenkullerinin beyan ettikleri değerini, düşürerek yeniden beyanname verebilirler der”. Ahmet Bey, gider yine Belediyeye. Girer kuyruğa. Bulur etkili ve yetkili memuru. Etkili ve yetkili memur, şöyle bir bakar Ahmet Bey’e ve “amca, herkes değerleri düşürüyor, sen niye düşürmeyeceksin ki” der. Ahmet Azdürüst, artık 75 milyar lira eden dairesini, yine 50 milyar olarak beyan eder. içi rahat değildir. Rahatlamak için koşar yine Adliyeye. Yine soyadını değiştirir. Artık o, Ahmet Çokazdürüst’tür. Ahmet Çokazdürüst, Ahmet Azdürüst olduğu zamanlarda, bu dairesini kiraya vermiştir. Kiracısı Mehmet Bey’le yaptığı kira sözleşmesine, “kira bedeli her yıl, enflasyon oranında artırılır” maddesini de yazarak enflasyondan kendini korumayı amaçlamıştır. Yıl 2000. Ahmet Bey yeni kanuna göre, artık yeniden değerleme oranının yarısı kadar artan matrahından vergi ödeyecektir. Bu Kanuna göre dairesinin emlâk vergisi değeri, 63 milyar 25 milyon liradır. Ancak bir mali müşavir dostundan öğrenir ki, 63 milyar vergi değeri olan dairesini satarsa, en düşük satış bedeli, 76 milyar 50 milyon olmak zorundadır. Ahmet Bey, emlâk vergisi açısından 63 milyarlık dairesinin, tapu dairesinde 76 milyarlık daire kabul edilmesini pek anlayamasa da, nasıl olsa satmayacağı için, bunu pek önemsemez. Yasama Organı yine bir Kanun kabul eder. Kanun der ki, “kiralar ancak % 25 artabilir.” Oysa Ahmet Bey’in kira geliri % 60 enflasyona uğramıştır. Ahmet Bey ne yapacağını danışmak için, bir emlâk komisyoncusu dostuna gider. Emlâk Komisyoncusu dostu, Ahmet Çokazdürüst’e, “hemen, oğlum oturacak diye bir dava aç, yeni kiracı ile iki kontrat yap, ikincisine izleyen yılın kirasını yüksek yaz veya açıktan bono al, hem de beyan etmeni gerekmeyen bir gelir elde etmiş olursun” der. Bu formül, Ahmet Bey’in aklına yatar. Hemen “oğlum oturacak” diyerek, kiracısı aleyhine bir tahliye davası açar. Ancak Ahmet Bey’in, için için onu kemiren bir sorunu vardır. Dalgındır, çaresizdir. Sorunu, soyadıdır. Nasıl değiştireceğini bilemez. Çokaz’ın da azını oluşturan sıfatı aramakla geçmektedir günleri. Bir gün, bir çay bahçesinde, elinde bir sözlük, önünde bir çay, gözünde gözlükleri, yığılır kalır iskemlesine, bir daha kalkmamacasına. Olay çaybahçesindedir. Polis gelir, savcı beklenir. Savcı, sözlüğe bakar, açık olan sayfada bir kelime ilişir gözüne, “dürüstlük”. Savcı ölenin kimliğine bakar, yanındaki polise döner, “otopsi yapılsın. Az veya çok dürüst soyadlı bu kişi öldü mü, yoksa öldürüldü mü incelensin” der. Otopsi raporu, sonucu ortaya koyar. Ölüm sebebi, kalp krizidir ve dosya kapanır. Oğlu, alır evrakları eline, koşar işi bilen dostlarına. Zira, bir veraset beyannamesi vermesi gerekmektedir. Küçük Bey dostlarından, rahmetli Ahmet Bey’in 1997’de 50 milyara aldığı, 1998’de 200 milyar olarak beyin ettiği, 1999’da 355.6 milyar üzerinden vergilendirdiği, ancak 1999’da yine 50 milyar diyerek beyan ettiği, 2000 yılı vergisini ise 63 milyar lira üzerinden ödediği dairesinin değerini, asgari değere göre yine 50 milyar olarak beyan edebileceğini öğrenir. Rahmetli Ahmet Bey’in, hâlâ eski soyadını taşıyan Hakan Pekdürüst, 50 milyar lira üzerinden beyannamesini verir. Vergi dairesinden çıkar, bir derin nefes alır. Şimdi gözleri bir taksi aramaktadır. Nihayet boş bir taksi bulur. Hakan Pekdürüst, taksiye biner, şoföre “çek adliyeye” der, soyadını değiştirmek için.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT