BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Utangaç demeyin sosyal fobi çıkabilir!

Utangaç demeyin sosyal fobi çıkabilir!

Sosyal fobi; kişinin başkalarınca değerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlardan olabildiğince kaçınma davranışı gösterme hâlidir.



GÖKHAN ERGÜR - Psikolog gokhan.ergur@ihlaskoleji.com “Bayramları, yaz tatillerini, kış tatillerini, bakkala gitmeyi, tahtaya kalkmayı, yeni insanlarla tanışmayı oldum olası sevmem. Bana göre değilmiş gibi geliyor bu işler, zorlanıyorum yani. Ama sizler de annem gibi düşünmüyorsunuzdur umarım. Ona göre aksi, huysuz, içine kapanık, asosyal biriyim. Hatta bu kafayla gidersem bir başarı elde edemeden olduğum yerde sayıp duracağım ömür boyunca. Yalnız kalmak isteğimin sonucu bu mu olmalı yani? Bundan pek keyif almıyorum aslında; zaman zaman da canım sıkılıyor, sohbet edeceğim bir dost arıyor, bulamıyorum, bulmayı beceremiyorum. Bu böyle mi sürüp gidecek hiç bilmiyorum.” Sosyal fobi ilk defa 1966’da Marks ve Gelder tarafından tanımlandırılmış. Tanıma göre sosyal fobi; kişinin başkalarınca değerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlardan olabildiğince kaçınma davranışı gösterme hâlidir. Sosyal fobisi olan kişilerde el titremesi, terleme, kekeleme, göz kontağı kuramama, kalbin çok hızlı çarpması ve yüz kızarması gibi fiziksel belirtiler gözlenebilir. Sosyal hayatı etkileyen belirtilerine bakacak olursak: Toplumdan uzaklaşma, toplum önünde konuşamama, konuşursa kötü duruma düşeceğini ve kendisiyle dalga geçileceğini düşünme, yeni arkadaşlıklar edinememe, kendisine yöneltilen soruları cevaplayamama hatta telefonla konuşamama gibi belirtilerdir. Utangaçlık ve sosyal fobi birbirine fazlasıyla karıştırılan kavramlardır, buna dikkat etmek gerekir. Utangaçlık daha hafif seyirlidir; belirli durumlarda, belirli zaman aralıklarında gerçekleşir, çocuğun içinde yetiştiği kültürün ve aldığı aile eğitimine göre değişir. Sosyal fobi ise hayatın akışını zorlaştırır. Sosyal etkinliklerden geri kalma, projelerini insanlara sunamama, alışveriş yapamama, kalabalık bir ortama girememe, başkalarının yanında yemek yiyememe gibi işleyişi etkileyen belirtileri vardır. Yanlış hatırlamıyorsam yedi ya da sekiz yaşlarındaydım ve misafirlerden hiç hoşlanmazdım. Anadolu insanıyız en nihayetinde, bayramda seyranda ev dolup taşardı. Bir misafir geldiğinde hemen odama çekilir, kapıyı kapatırdım. Annem içerden ısrarlı bir şekilde seslenirdi: “Oğlum kalk gel hadi, misafire hoş geldin de!” Bu sözü duyunca iyice köpürürdüm. Arkamı kapıya dönüp misafir gidinceye kadar uyuyor numarası yapardım. Bu, odaya kapanma meselesini daha birçok dostumdan duydum ve buna şaşırdım. Acaba biz de mi bir dönem sosyal fobinin çarkından geçtik, yoksa sadece utangaç çocuklar mıydık? KÜÇÜK GÖREVLER VERİN Nasıl başedilir? Öğretmenler; bu problemi yaşayan çocukları iyi süzmeli, onlara sınıf içinde küçük görevler vermeli... Sosyal fobi, kolay bir durum değil ama atlatılamayacak kadar da zor değil. Peki, sosyal fobisi olan bir çocuğa ailesi ve öğretmenleri nasıl davranmalı? Öncelikle aileler yaşanılan bu problemin insani bir mesele olduğunu kabul etmeli. Aile sosyal fobide kilit noktada bulunur. Çocuğu yaftalamak, zorlamak bize hiçbir kazanç sağlamayacaktır. Onun hangi ortamlarda, hangi etkenlerden dolayı sıkıldığını anlamaya çalışmalıyız. Sağlam bir ikili ilişki kurarak çocuğun kendini izah etmesini, yaşadığı sıkıntıları içtenlikle bize anlatmasını desteklemeliyiz. Benim verdiğim misafir örneğinde olduğu gibi sizlerin de muhakkak yaşadığı belli başlı olaylar olmuştur, bunları çocuğunuza anlatın, sizin de böyle olaylarla karşılaştığınızı görmek onların kaygısını azaltacaktır. Öğretmenler; bu problemi yaşayan çocukları iyi süzmelidir, onların sessizliği ders için bir avantaj değil dezavantajdır aslında. Bu öğrencilere sınıf içinde küçük görevler verilmeli; tahtayı silme, kitaplığı düzenleme, tebeşir bittiğinde idareden isteme gibi. Bu görevler onun sosyal çevreye uyumunu artıracaktır. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus var gerek öğretmenler gerek ebeveynler açısından. Çocuğun sosyal uyumunu arttırmak onu istemediği, zorlandığı ortamlara bir anda sokmak demek değildir. Uyum adımları yavaş yavaş ve dikkatli atılmalıdır. Bunlar sadece bizlerin uygulayacağı ufak tefek hamlelerdir, böyle bir problem yaşayan çocuğunuz varsa muhakkak bir uzman yardımı almanız gerekmektedir. PENCERELER Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Hakkında bilmediğiniz 3 şey: Saat Saatler 6 bin yıldır insanın hayatında > Yapılan araştırmalara göre saatin ilk ortaya çıktığı yer, MÖ 4000 senelerinde Mısır’dır. İlk saat, güneşin dik duran bir cisimde meydana getirdiği gölgenin boyu esas alınarak yapılmıştır. Londra’daki müzede Kleopatra’nın bu şekilde bir saati sergilenmektedir. Güneş saati, gece iş görmediği için bunun yanında su veya kum saatleri de yapılmıştır. > Su saatleri, hava bulutlu olduğunda çalışmam diye tutturmadığından daha tutarlı ölçümler yapılmasını sağlamış. İlk su saati, milattan önce 1500’de gömülen firavun 1. Amenhotep’in mezarında bulunmuş. Antik Yunanistan’da da milattan önce 325’ten beri su saatleri yapılırmış. Yunanlar, su saatine “su hırsızı” dermiş. Taştan yapılan su saatlerinin içine işaretler kazınırmış, ya sürekli aynı hızda damlayan suyun içlerine dolmasıyla ya da içlerindeki suyun boşalmasıyla zamanı bildirirlermiş. > İslâmiyet’in yayılmasıyla astronomide çok ileri giden İslâm âlimleri, bugünkü zaman birimlerinin temelini atmışlar ve çok çeşitli hassas saatler yapmışlardır. Beşinci Abbâsi halîfesi Harun Reşid’in Fransa Kralı I. Şarl’a gönderdiği duvar saati o günkü İslâm devletinin medeniyet seviyesini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Avrupalılar saatin, kendi kendine işlediğini görünce içinde şeytan var, diyerek hayretlerini gizleyememişlerdir. KARMA SÖZLÜK HALI?SAHAYA?ELDİVENLE?GELİP 20 GOL?YİYEN?KALECİ > Maçın ikinci yarısında hem kaleci hem oyuncu olarak oynayacaktır. (7000) > Tek kullanımlık lab eldivenlerinden giydiyse ondan dolayı o kadar gol yemiş olabilecek kaleci. (yemekseverkisi) > 1 saatlik halı saha maçında ortalama 2.14 dakikada bir gol yemiştir. Ceza sahasının dışından atılan 2 gol, orta sahadan atılanlar ise 3 gol sayılmış olabilir. (sapiokk) > Defansı suçlamakta haklıdır. (trainspotting) > 28. golden sonra eldivenleri cırt cırtlarından söküp yere atan kalecidir. (zapatusta) > Sörf yemez. (oric) tweetçi twitter.com/twtci - twitter.com/AhmedRAkdag M. Taşdelen Felix e 1 kese altın verin, 100 tane de sopa atın... Çağatay Çakır Felix Dünya’ya gelirken elinde Sabri’nin attığı topu da getirmiş. Beytullah Kaşlı Anası ekmek almaya gönderse gitmez ama stratosferden atlıyor. Semih Başar Ah be Felixim o kadar uzaya gidip geldin insan buzdolabına yapıştırmalık meteor getirir. Yazık! Kemal Hayıt Bundan sonra görüşmeyelim Felix. Düşenin dostu olmaz. Mal Tweetler Ee atladın atlamasına ama yarın yine pazartesi be Felix! Değişen bir şey yok... Ahmet Faruk Dalan O değil de milyon dolarlık makine yukarıda kaldı. umut erol Ses hızını geçtiğine göre bu adamın ağzından çıkanla kulağının duyduğu bir değil mi yani? ilyas Bu atlayışı Sabri yapsa Dünya’yı tutturamazdı. Eğitim ajandası Antalya’da çocuk zirvesi Yakın tarihte Türkiye’de gerçekleşecek eğitim konulu kongre, seminer, konferans, sergi ve etkinlikler: “ I. Uluslararası Çocuk Zirvesi 20 Ekim 2012’de Antalya, Akdeniz Üniversitesinde gerçekleştirilecek. Okul öncesi ve ilköğretim alanında görev yapan eğitimci, öğretmen, öğrenci proje grupları “Bilim ve/veya çevre” eğitiminde özgün proje/uygulama özetleri ile zirveye başvurularını yapabilecek. Ayrıca; etkinlikte sergi, bilim standı açmak, etkinlik oluşturmak üzere kurum ve kuruluşlar başvurular yapabilecek. “Future-Learning 2012 Konferansı Bu sene 4.’sü düzenlenecek olan FL2012 konferansı, İstanbul Üniversitesinde, 14-16 Kasım 2012 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Konferans; araştırmacı ve eğitimci pek çok bilim meraklısına ev sahipliği yapacak. ---------------- İhlas Koleji’nden mektup - Hami Koç - hami.koc@tg.com.tr Para kötü bir efendidir! Geçenlerde liseli öğrencilerle yapılan bir anket dikkatimi çekti. Genç Hayat Vakfı tarafından yapılan bu ankette gençlere okul hayatı, aile ve hayattan beklentiler üzerine çeşitli sorular sorulmuş. Ortaya çıkan sonuçlar hayli çarpıcı: Sonuçlara göre, liseli gençlerin en çok korktuğu şeylerin başında % 23 ile istediği eğitimi alamamak ve % 21 ile üniversiteyi kazanamamak geliyor. “Bir liseli gencin en önemli sorumluluğu nedir?” sorusuna, % 50’nin üzerinde öğrenci “İyi bir öğrenci olmaktır.” cevabını vermiş. Ailelerin kendilerinden beklentisiyle ilgili bir soruyu da, % 84 oranında genç, “İyi bir öğrenci olmak ve derslere çalışmak.” olarak cevaplamış. Bu anketler kaç kişiyle yapıldı bilmiyorum ama ortada çok da normal olmayan bir durum var. Sonuçlara göre, liselerde eğitim gören çocuklarımızın en büyük meselesi üniversiteye girmek. Ailelerin de beklentileri bu yönde. Hayırlı evlat sahibi olmak, vatana millete faydalı vatandaş olmak gibi ifadeler unutulmuş gibi gözüküyor. Biraz bilinçaltına indiğimizde, aslında yaşanan bütün kaygıların ekonomik temelli olduğunu görmek zor değil. Ailelerin, çocuklarının başarılı olmasını istemesindeki en büyük dürtü ileride güzel bir iş bularak iyi para kazanmaları gibi gözüküyor. Çocukların da üniversiteyi kazanamama korkusunun derinliklerinde, yine ekonomik kaygılar ve sosyal baskılar yatıyor. Hâlbuki eğitimin temelini, maddi kaygıların ötesinde çok daha mühim konular teşkil etmektedir. Bizim asıl meselemiz dürüst ve iyi ahlaklı gençler yetiştirebilmektir. Unutmayalım! Para iyi bir hizmetçi ama çok kötü bir efendidir. YURT DIŞINDA EĞİTİME İLGİ AZALIYOR MU? Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Akare Yurt Dışı Eğitim Fuarı’na yine 200’e yakın okul katıldı. Burs vaatleri ve sunulan birçok alternatif, yurt dışı eğitiminde rollerin biraz değiştiğini gösteriyor. Liseyi bitirdikten sonra yurt dışında üniversite okumak 2000’li yılların başında belki birçok gencin hayaliydi. Ancak yaşanan bazı kötü tecrübeler ve Türkiye’deki üniversitelerin çoğalmasıyla sanki ilgi biraz düştü gibi. Artık “Üniversiteyi Amerika’da okudum.” diyenlere “Hangi üniversite?” sorusu soruluyor. Çünkü yurt dışındaki üniversitelerden öyle mezunlar geldi ki artık insanlar daha ihtiyatlı davranıyor. Küreselleşme ve bilgiye ulaşma kanallarının artmasıyla, artık coğrafi konum, eğitimin niteliğini belirleyen kriterler arasında gözükmüyor. Geçen yıl kolejimizin gerçekleştirdiği ve ülkemizin seçkin üniversitelerinin katıldığı tanıtım fuarında İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Sayın Muhammed Şahin’in çok veciz konuşmasından sonra yaptığım kısa hitabımda yakın gelecekte Türkiye’mizin Batı Asya, Ortadoğu, Balkanlar, Kuzey Afrika hatta Avrupa’nın eğitim üssü olacağına inancımı ifade etmiştim. Bu önemli gelişmelerde emeği geçen herkese insanlık adına sonsuz teşekkürler... Bu da bizim için çok güzel bir gelişme... CAMBRIDGE BAŞARISI SÜRÜYOR İhlas Eğitim Kurumlarında geçtiğimiz yıl boyunca Cambridge sınavlarına hazırlanan öğrencilerimiz sertifikalarını aldılar. Bütün okullarımız genelinde yüzde yüz başarıya ulaşan öğrencilerimizi ve büyük bir özveriyle çalışan bütün öğretmenlerimizi kutluyorum. Bu vesile ile değerlerimizin, geleceğimizin efendisi olması dileklerimle huzurlu bir hafta diliyorum aziz okuyucularım.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT