BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “O emretti ise, gönülden râzıyım”

“O emretti ise, gönülden râzıyım”

İbrahim aleyhisselâma rüyâsında bir melek gelip; “Ben, Allahü teâlânın elçisiyim. Allahü teâlâ oğlun İsmâîl’i kurban etmeni istiyor” der. Hazreti İbrahim korku ile uyanır!



İsmâîl aleyhisselâm, İbrâhîm aleyhisselâmın büyük oğludur. Annesi ise, hazret-i Hâcer’dir. İsmâîl aleyhisselâm konuşmaya başlayınca, bunu kurban etmesi için İbrâhîm aleyhisselâma emir verildi. Bu hâdise El-Kâmil fit-Târîh kitabında şöyle anlatılmaktadır: Bir gün İbrahim aleyhisselâm ibâdet ettiği mihrâbda uyur. Rüyâsında oğlu hazret-i İsmâil ile otururken bir melek gelip; “Ben, Allahü teâlânın elçisiyim. Allahü teâlâ bu oğlunu kurban etmeni istiyor” der. Hazreti İbrahim korku ile uyanır. Rüyâ Rahmânî midir, yoksa şeytanî midir? diye tereddüt eder. O gün hep bu rüyâyı düşünür. İkinci gece aynı rüyâyı görür. Rahmânî olduğunu anlar. Bu güne Arefe denilmektedir. Üçüncü gece yine aynı rüyâyı görür. Artık Hak teâlânın emri olduğunda şüphesi kalmaz. Hanımı hazret-i Hâcer’in yanına gelir ve ona; -İsmâil’i yıka, temiz elbiseler giydir. Gözlerine sürme çek ve güzel koku sür. Çünkü bir dostumuzun yanına gideceğiz, der. Hazret-i İsmâil’e de; -Yanına bıçak ile ip al, deyince, hazret-i İsmâil; -Bunları ne yapacağız? diye sorar. Hazreti İbrahim; -Allah rızâsı için kurban keseriz, buyurur... Yola koyulduklarında, İsmâil aleyhisselâm babasına; -Nereye gidiyoruz? diye sorar. Babası; -Dostuma, deyince, O; -Evi nerededir? diye sorar. Hazret-i İbrahim; -O, evden ve mekândan münezzehtir. Yer ve gök Onun mülküdür, der. İsmâil aleyhisselâm; -Ey Babam! Bizimle oturup yemek yer mi? diye sorunca, Hazret-i İbrahim; -O, yemekten ve içmekten de münezzehtir, buyurur. O sırada şeytan, bir fırsatını bulup, yaşlı bir adam kıyâfetinde Hazret-i Hâcer’in yanına gelir ve; -İbrahim aleyhisselâm oğlunu nereye götürdü? diye sorar. O da; -Bir dostunu ziyârete, diye cevap verince, şeytan; -Hayır, onu kurban etmeye götürdü der. Hazret-i Hâcer; -Baba oğlunu boğazlamaz. Şefkat buna mânidir, der. Şeytan; -Öyle zannederim ki, Allah emretmiştir, deyince, hazret-i Hâcer; -Allahü teâlânın emrine uymak elbette lâzımdır. Onun emri ise, cân-ı gönülden kabûl ederiz, der. Şeytan yüz bulamayınca, yine aynı kıyâfetle İsmâil aleyhisselâmın yanına gelir ve Ona; -Baban seni nereye götürüyor biliyor musun? diye sorar. O da; -Dostunun ziyâretine, deyince, şeytan; -Vallahi seni kurban etmeye götürüyor der. İsmâil aleyhisselâm; -Hiç babanın oğlunu öldürdüğünü gördün mü? der. Şeytanın; -Öyle zannederim ki, Allah emretmiştir demesi üzerine, İsmâil alehisselâm; -O emretti ise, cân-ı gönülden râzıyım, der. Şeytan Ondan da yüz bulamayınca, Hazret-i İbrahim’in yanına yaklaşır ve; -Ey İbrahim, sen yanlış hareket ediyorsun. Şeytan sana vesvese verdi. Sakın oğlunu boğazlama, sonra pişman olursun. Ama sonra fayda etmez, der. İbrahim aleyhisselâm onun şeytan olduğunu anlar ve; -Vallahi bu Hak teâlânın emridir ve sen şeytansın, İbrahim’e ve akrabasına zarar yapamazsın, buyurur. Bunun üzerine şeytan rezîl olup döner. İbrahim aleyhisselâm ile oğlu hazret-i İsmâil, nihâyet Büseyr Dağı’na gelirler. Hazret-i İbrahim oğluna dönüp; -Ey oğlum! Rüyâmda seni kurban etmem emredildi. Buna ne dersin? diye sorar. Oğlu İsmâil aleyhisselâm; -Babacağım, ne türlü emir almış isen onu yap. Allahü teâlânın izni ile benim sabredenlerden olduğumu göreceksin. Ey babam! Senin rızândan başka muradım yoktur. Senin gibi babanın hakkını ödemek, saâdetimin sermâyesidir. Kaldı ki, bu işte Allahü teâlânın rızâsı ve emri vardır cevabını verir... Netice olarak, İsmâil aleyhisselâmda olduğu gibi, Allahü teâlânın takdirine rızâ göstermek ve emrine teslim olmak, çok yüksek bir derecedir. Bu hâl, Peygamberlerde ve bir de Peygamberlerin vârisi olan âlim ve evliyâda bulunur. Çünkü rızâ, Allahü teâlâdan gelen her şeye râzı olmak demektir. Allahü teâlâdan bir felâket gelse, ona da rızâ gösterir, kimseye şikâyet etmez. Rızâ makâmında olan, sevgilinin yaptığı elemi çirkin görmez. İhlâs da, rızâ makâmında hâsıl olmaktadır. Bu hâl, her insanın yapabileceği bir iş değildir. Fakat, bunu yapabilen, büyük bir insandır. Böyle insanlarda, Peygamberlere mahsûs sabır ve tahammül var demektir. Allahü teâlânın büyüklüğüne inandığı derecede insan, bu tahammülü ve bu rızâyı gösterebilir. Gıpta edilecek bir meziyettir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106825
    % -0.03
  • 3.5168
    % -0.27
  • 4.1281
    % 0.04
  • 4.5311
    % -0.04
  • 145.254
    % 0.12
 
 
 
 
 
KAPAT