BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yâ Rabbî, bana sabır ver!”

“Yâ Rabbî, bana sabır ver!”

İbrâhim aleyhisselâm, oğuluna, Allahü teâlânın emri ile kendisini kurban edeceğini bildirince, İsmâil aleyhisselâm buna rızâ gösterir...



İbrâhim aleyhisselâm, Allahü teâlânın emri ile oğlu İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek istediğinde, baba-oğul arasında geçen konuşmalar El-Kâmil fit-Târîh kitabında şöyle anlatılmaktadır: İbrâhim aleyhisselâm, oğuluna, Allahü teâlânın emri ile kendisini kurban edeceğini bildirince, İsmâil aleyhisselâm buna rızâ gösterir ve babasına; -Eğer izin verirsen, birkaç vasıyyetim vardır. Onu size söyleyeyim der. İbrahim aleyhisselâm; -Söyle, ey saâdetli oğlum, buyurunca İsmâil aleyhisselâm der ki: -Birincisi; bu ip ile elimi ve ayağımı kuvvetlice bağla ki, can acısı ile bir kusur işlemeyeyim. İkincisi; mubârek eteğini kaldır ki, kanımdan sıçramasın. Üçüncüsü; bıçağı iyi bile ki, can vermek kolay olsun ve senin işin iyi görülsün. Dördüncüsü; bıçağı vururken yüzüme bakma ki, babalık şefkatiyle emri geciktirmiyesin. Beşincisi; gömleğimi çıkarıp boğazla ki, kan bulaşmasın. Sonra o gömleği anneme götür. Benden selâm söyle. Benim kokumu bu gömlekten alsın, ağlamasın, teselli olsun. Benim için çok elem çekmesin. Ona de ki, oğlun sana şefaatçi olarak Allahü teâlâya gitti. Kıyâmet gününde cenâb-ı Haktan seni diler. Başka bir şey istemez. Ümîd edilir ki, Hak teâlâ reddeylemez. Altıncı vasıyyetim; her nerede benim yaşımda bir çocuk görürsen beni hatırla... Hazreti İbrahim, oğlunun yürek parçalayan bu sözlerini dinler ve mubârek gözlerinden yaşlar boşalır, çok ağlar ve; “Yâ Rabbî! Bana bu hâlimden dolayı rahmet et, acı. Eğer günahım sebebiyle bana acımıyorsan, bu temiz mâsûma acı” diye niyâzda bulunur. Sonra İsmâil aleyhisselâm günahsız ellerini kaldırıp; “Yâ Rabbî! Bu belâ için bana sabır ver” diye niyâzda bulunduktan sonra, babasına dönüp; -Ey babam! Görüyor musun? Gök kapıları açılmış, bazı melekler bize bakıp hayretlerinden cenâb-ı Hakka secde etmişler. Bazıları da Hak teâlâya münâcaat edip; “Yâ Rabbi! Bir peygamber bir peygambere bıçak çekmiş, başı ucunda duruyor. Senin rızânı gözetmek için onu boğazlamak istiyor. Sen onlara merhamet eyle diyorlar” der. Daha sonra İbrahim aleyhisselâm oğlunu güzelce bağlar. Yüzükoyun yatırıp, boğazını tutar ve; “Yâ Rabbî! Bu benim oğlum, gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Kurban etmemi emrettin. Şu anda emrini yapmak için hâlis niyetle geldim. Kurban etmeye hazırım. Sana hamd ve sena ederim. Yâ Rabbî! Bu kıymetli yavrumu kurban etmekte bana sabır ver” deyip, bıçağı oğlunun boynuna yaklaştırır ve; -Ey yavrum! Kıyâmete kadar sana vedâ olsun. Tekrar görüşmek kıyâmet günü olur, der. Bu arada İsmâil aleyhisselâm; -Ey babacığım! Acele et. Rabbimizin emrini çabuk yerine getir. Emîr yapmakta geciktiğimiz için Rabbimizin bizi azarlamasından korkuyorum. Ey babam! Elimi ayağımı çöz, melekler, kendi isteğimle kurban olduğumu görsünler ve Halîlinin oğlu, Allahü teâlânın işinden râzıdır desinler der. İbrahim aleyhisselâm, oğlunun sevgisini kalbinden çıkarır. Hak teâlânın ismini zikrederek bütün gücüyle bıçağı oğlunun boynuna sürer. O anda Hak teâlâ, Cebrâil aleyhisselâ emrederek; (Yetiş bıçağı çevir!) buyurur. O da Sidret-ül-Müntehâ’dan bir anda gelip, bıçağı ters çevirir. Bıçak kesmez. Bir daha sürer, yine kesmez. Ne kadar uğraştı ise kâr etmez, İsmâil aleyhisselâm; -Ey babam! Ne kadar şefkatlisin ki, bıçağı kuvvetli vuramıyorsun. Yüzüme bakma ki, hizmette kusur etmeyesin der. Hazret-i İbrahim bıçağı tekrar biler ve oğlunun boğazına kuvvetlice sürer, yine kesmez. O anda Allahü teâlâdan şu nidâ gelir: (Yâ İbrahim! Elbette sen rüyânı tasdîk ettin. Sana düşen vazîfeyi tam olarak yaptın. Şimdi bana münâsib olan lütuf ve keremimi gör. Başını kaldırıp dağa bak!) Hazreti İbrahim dağa bakınca bir koç görür. Cenâb-ı Hak; (Bu, senin oğluna fedâdır) buyurur. Hazreti İbrahim koçu yakalayıp kurban ederken; “La ilahe illallahü vallahü ekber” der. İsmâil aleyhisselâm gözlerini açıp; “Allahü ekber ve lillâhil hamd” der. İbrahim aleyhisselâmın koçu kurban ettiği yerin, Minâ olduğu rivâyet edilir... Netice olarak, kulun vazifesi, İbrâhim aleyhisselâmda olduğu gibi emredileni yapmak ve İsmâil aleyhisselâmda görüldüğü gibi teslim olmaktır. Allahü teâlânın takdirine râzı olmalı, sabretmeli ve dayanmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT