BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ne işin var senin Hakkâri’de?”

“Ne işin var senin Hakkâri’de?”

Muavin arabanın ön kapısında demire tutunarak kendine has şivesiyle bağırdı olanca gücüyle: - Haydi ağalar, kalkıyor... Gidiyoruz...



Muavin arabanın ön kapısında demire tutunarak kendine has şivesiyle bağırdı olanca gücüyle: - Haydi ağalar, kalkıyor... Gidiyoruz... Oktay, bakır eşyalarla dolu dükkanın önünden hemen ayrıldı ve hızlı adımlarla bindi otobüse. Diyarbakır’dan hareket ediyorlardı. Az bir yolları kalmıştı. Akşamüzeri Hakkari’ye varacaklardı. Sabah olana kadar beklemişlerdi Diyarbakır garajında. Gece yola devam etmek güvenlik açısından tehlikeliydi. Yıllardır Türkiye’nin başını ağrıtan, kanayan bir yarası olan terör insan hayatını tehlikeye sokuyor, böyle tedbirler alınmasına sebep oluyordu. Yol boyunca Türk askerinin sağladığı güvenlik zincirine görerek şahit olmuştu Oktay. Sivas-Elazığ üzerinden gelmişlerdi Diyarbakır’a. Yol boyunca kendisine yabancı olan bir sürü şeyle karşılaşmıştı. Yorgundu. İki gündür yoldaydı ve birkaç saat kestirmişti arabanın içinde. Bütün molalarda aslen Mardinli olduğunu öğrendiği yol arkadaşıyla sohbet ediyordu. Birlikte yiyorlar, birlikte dolaşıyorlardı. Adı Aslan’dı. O da Hakkari’ye gidiyordu. Orada amcası, babasının akrabaları oturuyordu ve senenin yarısını bu en sınırdaki kentimizde geçiriyordu. Açıkça itiraf etmemişti ama onun da yaşamak için sınırda bazı şeyler yaptığını anlamıştı Oktay. Anlattığına göre Suriye’den gelmişlerdi Mardin’e yıllar öncesinde. Hâlâ orada bir sürü akrabaları vardı. Her bayramda sınıra gidip akrabalarıyla tel örgüler arkasından hasret giderirlerdi. Merakla çevresini seyrediyordu Oktay. Diyarbakır’dan çıktıktan iki saat sonra güvenlik kuvvetleri tarafından durduruldu otobüsleri. Kimlik kontrolü vardı. Onun yaşında genç bir delikanlı jandarmanın dikkatini çekmişti. Özellikle sordular: - Nereye gidiyorsun sen? - Annemin yanına. Hakkari’ye. Çukurca köyünün Kuyulu mezrasına. Jandarma nüfusuna baktı delikanlının. Yüzünü buruşturdu: - Ne işi var annenin orada? Nüfusa kayıtlı olduğun yer İstanbul? Oktay yutkundu. Hayatının hikayesini başından anlatması gerekecekti neredeyse. Mırıldandı: - Ben başka bir ailenin yanında büyüdüm komutan. Asıl anam Hakkarili. Onun samimi bakışları, temiz, aklı başında görünüşü jandarma komutanını ikna etmişti. Uzattı nüfus kağıdını: - İyi al bakalım. Hayırlı yolculuk. Dikkatli olun yine de... Araba tekrar yola koyulduğu zaman Oktay buraların anlatılanlardan daha çok tehlikeli bölgeler olduğuna inanmıştı. Her an bir yerden teröristler çıkıp canlarından olabilirlerdi. Korkuyla büzüldü koltuğunda. - Anam nerelerde yaşıyor böyle? Diye düşündü. Öğle ezanı okunduğu sırada Batman’ı geçtiler. Araba bir benzin istasyonunda durdu. Otobüs yolcuları inip mescidinde namazlarını kıldılar. Artık Hakkari’ye yaklaştıkça çevredeki kıyafetler değişmiş, yaşlı erkeklerin üzerinde entari denilen uzun beyaz elbiseler görülmeye başlamıştı. Kadınlar ise başlarında renkli poşuları, şalvarlarının üzerlerine giydikleri üç eteklerini savurarak yol boyunca hayvanların başında çobanlık ediyorlardı. Hava kararmak üzereyken girdiler Hakkari’ye. Oktay’ın yol arkadaşı Aslan telaşla geldi genç adamın yanına tahta valizini alıp: - Civanım, bu saatte gitmeye falan kalkma sakın mezraya. Gidemezsin. Burada bir otelde kalmak gerekir. Zaten kimseyi bulamazsın seni götürecek. Gel benimle, benim memleketli var burada. Onun oteli var. Gidelim beraber. Rahat bir uyku çekelim. Perişan olduk zaten... Çaresiz takıldı onun peşine Oktay. Epey bir yol yürüdüler. Hakkari beklediğinden farklı gelmişti ona. Daha geri kalmış, daha şehirleşmeden uzak bir yer hayal etmişti. Oysa bayağı modern bir şehir görünümündeydi kent. Aslan’ın memleketlisinin oteline girdiler. Sarılıp selamlaştı iki hemşehri. Bir oda tuttular. Birlikte kalacaklardı. Eşyalarını bıraktı kara kaşlı adam. Sonra Oktay’la birlikte çıkıp şehri dolaştılar. Heyecan içindeydi delikanlı. Sanki kendinden bir parçaydı her yer. İnsanlarına bakıyordu merakla. Hepsi yağız tipli, yöresel kıyafetli, yöresel şiveli kişilerdi. Girdikleri kebapçıda karınlarını doyurdular. Otele döndükleri zaman saat dokuzu geçiyordu. Ertesi gün sabah erkenden kalkan otobüse yetişeceklerdi. O gece heyecandan olacak, Oktay, günlerdir ilk defa rahat bir yatakta yatmasına rağmen uyuyamadı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT