BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Benim babam hırsız değil!”

“Benim babam hırsız değil!”

Serdar o gece hiç uyumamıştı. Gözünün önünden babasıyla kendisini bir bıçak gibi ayıran tel örgüler, o hep gülen yüzle gördüğü biricik babacığının ağlamaklı, bitkin hali... küçücük yüreğinde fırtınalar kopuyordu sanki.



Serdar o gece hiç uyumamıştı. Gözünün önünden babasıyla kendisini bir bıçak gibi ayıran tel örgüler, o hep gülen yüzle gördüğü biricik babacığının ağlamaklı, bitkin hali... küçücük yüreğinde fırtınalar kopuyordu sanki. Neler olup bittiğini yaşından büyük bir akılla kavrayabiliyor, bir yanlışlığın kurbanı olduklarını fark edebiliyordu. Hiç konuşmamıştı gün boyunca. İçinde babacığını o soğuk duvarların arasına yakıştıramamanın verdiği isyan vardı. Derslerindeki başarısı birazcık düşmüştü. Öğretmeni gereğinden fazla ilgileniyordu kendisiyle ama yine de çocuğun içinde kopan fırtınaları sakinleştirebilmek için zamana ihtiyaç vardı. Okula gider gitmez sırasına oturup kitaplarını çıkarttı. Yanına yaklaşan sınıfından bir arkadaşı alaycı bir tavırla dikildi karşısına: - Dün niye gelmedin okula? Mırıldandı sakin bir sesle başını kitaplarından kaldırmadan: - İşimiz vardı. - Hapishaneye mi gittin? İrkildi küçük çocuk. Kocaman ela gözlerini açtı: - Ne? Nereden biliyorsun? - Ohhooo! Herkes biliyor oğlum. Baban hırsızlık yapmış senin. Hapiste şimdi. Serdar bir çılgın gibi fırladı yerinden. Aslında her zaman yaşından beklenmeyen bir kontrolü vardı ama çığırından çıkıvermişti bir anda her şey. Karşısındaki çocuğun yakasına yapışıp suratına bir kafa attı. Çığlıklar içinde yuvarlandı yere çocuk. Ağzından burnundan kan boşanmıştı. Serdar olanca gücüyle haykırdı: - Benim babam hırsız değil! Anladın mı? Öldürürüm seni bir daha duyarsam. Sınıfın içi bir anda karışmıştı. Bağırışlar, çığlıklar ayyuka çıktı bir anda. Sonunda öğretmenler geldi. Sınıfın öğretmeni yerde kanlar içinde yatan talebesini görünce bir çığlık attı: - Ne oldu sana? Ne bu halin? - Serdar yaptı öğretmenim, kafa attı suratıma. Öğretmen öfkeli bakışlarını çocuktan yana çevirdi. Hâlâ kaşları çatıktı küçük çocuğun. Haklılığını kabul ettirmeye kararlı bir şekilde bağırdı ortaya doğru: - Babama hırsız dedi. Benim babam hırsız değil! - Serdar! Gel bakalım benimle. Önce arkadaşından özür dile. Bak ne hale gelmiş suratı. Diğer öğretmenler yerde yatan çocuğu kaldırmışlar, burnuna pamukla tampon yapmışlardı. Alt dudağı da patlamıştı küçüğün. Serdar ise isyankar bir tavırla itiraz etti: - Ama bu haksızlık! Onun benden özür dilemesi lazım. Babama hırsız diyen o! Öğretmen başını salladı iki yana: - Eğer meselelerimizi senin yaptığın gibi böyle şiddet kullanarak halletmeye kalkacak olursak vay halimize! Demek ki bugüne kadar öğrettiğim hiçbir şeyi anlamamışsın sen. Derhal özür dile arkadaşından. Kararlı bir tavırla başını kaldırdı küçük çocuk: - Hayır, o benden özür dilesin. Mesele büyüyordu. Öğretmen sinirlenmişti. Kolunu tutup sıktı Serdar’ın: - Cezalısın Serdar. Sana yakıştıramadığım bir hareket yaptın. O babana karşı öyle bir suçlamada bulunduğu için kabahatli ama karşılığını böyle vermemen gerekirdi. Bazı şeyleri bilmeyebilir. Meseleyi sakin bir şekilde anlatabilirdin. Dudakları titriyordu Serdar’ın. Ağlamaklı bir sesle bağırdı canından can kopartılmış gibi: - Nefret ediyorum hepinizden, herkesten nefret ediyorum. Gelmeyeceğim bir daha bu okula işte! Koşar adımlarla fırladı sınıftan. Arkasına bile bakmadan cadde boyunca koştu olanca hızıyla. Evlerinin önüne geldiği zaman nefes nefese kalmıştı. Kapıyı yumrukladı olanca gücüyle. Açılmasını beklemeden yığılıverdi sonunda. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT