BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 14 asırlık Harran mirasını müze evinde yaşatıyor

14 asırlık Harran mirasını müze evinde yaşatıyor

HALİL Özyavuz, 260 yıllık baba ocağını müze haline getirdi. Oğlu Adnan’ın işlettiği 18 odalı tarihî Harran eviyle, geçmişi Emevilere dayanan bir gelenek günümüze aktarılıyor.



İrfan Özfatura Harran dendi mi resim belliydi... Bir boynu bükük kadın ya da çocuk, önlerinde çatlamış topraklar.... 1995 yılında suya kavuştu ve zemin yeşilleniverdi bir anda. Su hayat demekmiş... Gidişli gelişli yollar, dolu dolu akan kanallar, envai çeşit ürün ve para... Halkın hayat tarzı da değişmiş, yerliler tarihî Harran evlerini terk edip, beton binalara yerleşmiş bu arada. Ancak... Ancak uzun yıllar Turizm Bakanlığında çalışan Halil Özyavuz baba ocağını terk etmemiş, ninelerinin dedelerinin yaşadığı evi mükemmel bir müzeye çevirmiş. Söz konusu tesisi çalıştırmakta olan Adnan Özyavuz, “Burası 260 yıllık bir mekân” diyor ve anlatmaya başlıyor: “Evimiz yazın serin olur, kışın sıcak. Sanırsın iklimlendirilmiş klima. İçeride ateş yakabilirsiniz, tavan baca gibi çekip alır duman içeride durmaz. Aynı delikten yağmur girmez mi diye soracaksınız. Asla! Bu ev 18 oda. Eskiden küçük çocuk evlenince büyük çıkar gider, bir başka yerde evini kurar. Sonra daha küçük evlendirilir, yeni gelini alırlar yanlarına. Bir zamanlar bütün evler böyleydi, Harraın’a su geldikten sonra hayat standartı yükseldi, beton evler yaptılar. Tarihi Harran evlerinde oturan kalmadı. Şimdi ahır ambar olarak kullanılıyor. Tabii bir evin bacası tütmedi mi viran oluyor. Bu evlerden dünyada üç yerde var, Halep civarlarında, İtalya’da ve Harran’da. En eski Harran tabii. Geçmişi taaa Emevili yıllara uzanıyor. 1983’te kazı çalışması yapıldı, yine aynı evler çıktı açığa. Babam Halil Özyavuz, Kültür Bakanlığından emekli. Müzecilik var mayasında. 1989 yılından beri malzeme topluyor. Hem aileden kalan eşyaları korudu, hem civarı taradı, mükemmel bir müze çıktı ortaya... Bazılarını satın aldık, bazılarını hediye ettiler. Talip olunca kıymeti artanlar da oluyor tabii. Kolay değil zahmetmi bir iş ama değdi, kültürümüz bir şekilde yaşıyor. Harran yaklaşık 4.5 km genişliğinde bir kent. Etrafı da surlarla çevriliymiş zamanında Şehrin kapıları yıkılmış, şu an bir tek Halepkapı ayakta... İnsanlar Rakkakapı’dan giriyor ama Rakkapı’nın izi esamesi kalmamış. Sur içi SİT alanı. Kale kervansaray, dünyanın ilk üniversitesi ve 8 yy’da Anadolu’nun tartışmasız en büyük, en süslü camisi olan Ulucami (Cami-i Firdevs) bulunuyor. Devlet buraya çok para döküyor, yollar yapıldı, kazı çalışmalar ve restorasyonlar sürüyor. Beş on sene sonra çok farklı olacak, inanıyoruz buna... Civarımız, tarihi kentler, antik eserlerle dolu. Bazda mağaraları, Han el Barur (Kervansaray), Hazret-i Şuayb’ın yaşadığı rivayet edien Şuayb Şehri ve daha ileride Somatar. Burada Hazreti Musa’nın kuyusu var. Bizim vatandaşlarımız pek meraklı değil ama yabancılar adım adım geziyor. Burada konaklama da yaptırıyoruz. Sekilere tahtlara yün yataklar seriyoruz. Yemek de hazırlatıyoruz. Bizim sac kavurmamız, çiğköftemiz, lahmacunumuz meşhurdur. Bulgurdan vazgeçemeyiz sonra... İnsanlar beş yıldızlı otele gitseler bu tadı alamazlar. Yatıyorsunuz milyonlarca yıldızın altında. Harranlılar sabah kahvaltısında biber, patlıcan, patates közler. Biz de onu sunuyoruz konuklara. Peynir, zeytin, çay, elbette var. Harran, manevi coğrafyası ile de öne çıkıyor. Hayât-ı Harrani hazretleri bütün Anadolu’da tanınıyor. İmam-ı Bâkır Hazretleri ise civarda savaşırken mübarek parmağı kopuyor, kanının döküldüğü yer makam yapılıyor.” >>> Harabesi bile düğme ilikletiyor Asırlar evvel Harran 8 kapısı ve 187 burcu ile göz kamaştıran bir şehirdir. Kesme taştan yapılan surları, derin bir hendekle sarılıdır. Rakkakapı, Halepkapı, Nizarkapı, Yezidkapı, Feddankapı ve Küçükkapı’dan kervanlar girip çıkar, caddeler gürül gürül insan akar. Kapalı çarşı sesler ve renklerle donanadursun Cüllap ve Deysan nehirlerinden gelen suları imalathanelerde kullanırlar. Her sokak başında çeşme ve her mahallede hamam (hepsi 14 tane) bulunur. Su kanalları ovayı ağ gibi sarar, civar korularda ceylanlar sincaplar yaşar. Adları sanat tarihi kitaplarında kalan eserleri bulamıyoruz ama Ulucami’nin enkazı bile düğme ilikletiyor. Anadolu’daki anıt camilerin ilki olan Harran Ulucami’nin ortada muhteşem bir girişi var, sağında dokuz, solunda dokuz ayrı kapısı bulunuyor. Avluda nefis bir havuz ve birbirinden sanatlı fıskiyeler yer alıyor. Haziredeki mezartaşları Emevi süsleme sanatının en gözde örnekleriyle bezeniyor. Nureddin Mahmud Zengi ve Selahaddin Eyyûbi şehre hanlar, hamamlar, bedesten ve medreseler kazandırıyor. Cami-ül Firdevsi (bizim bildiğimiz adıyla Ulucami’yi) silbaştan yenileniyor. Seyyah İbn-i Cübeyr’e bakılırsa Harran minare ormanını andırıyor. Yollar mermerlerle örülüyor, kavşaklar tonozlarla örtülüyor. Azgın Moğol sürüleri şehri yakıp, yıkınca canını kurtaranlar Mardin, Şam ve Halep’e kaçıyor, Harran harabeleri çöl göçerlerine mekân oluyor. İşte Evliya Çelebi kentin bu perişan halinden söz ediyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT