BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yediğimiz dayak kâr kaldı!..

Yediğimiz dayak kâr kaldı!..

Altı saat boyunca arabamızla yaptığımız koşuşturma, yaktığımız benzin, harcadığımız vakit, sağa sola yatırdığımız ondokuz milyon beşyüzbin lira para ki, sahi yanımızda para olmasaydı ne olacaktı onu da bilmiyorum ve yediğimiz dayak yanımıza kâr kaldı.



Rumuz, “Yaralı kalp”in yaşadıklarını yazmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Dispanserden raporu aldıktan sonra tekrar dispanser karakoluna gittik. Bir iki saat de dispanserde bekledik. Sonra karakola gittik. Başka? Efendim bir de alkol muayenesine gideceğiz. Allahım nerden şikayet ettim ben bunları? O bitkin halde alkol muayenesi için bir başka yere gittik. Tabii hiç alkol kullanmadığımız için rapor sıfır çıktı. Çıktı çıkmasına da, cebimizden sekiz milyon da birlikte çıktı. Bürokrasi bitti mi? Aaa daha ne yaptık ki canım? Durun hele siz. Oradan tekrar karakola gittik. Ne yapacağız? Haydi, ordan başka bir hastaneye. Bu niye? Dayak yediğinize dair rapor alacaksınız ya. Neyse dedik, rapor almaya gittik. Şükür orada işimiz fazla sürmedi. Bize üçer gün rapor verdiler. Bu arada gözle yapılan muayene ücreti olarak bir 8 milyon daha verdik. Tekrar karakola gittik. Oradan da merkez karakoluna gittik. Tabii bunlar söylendiği kadar kolay olmuyor. Dayak yemiş bir adamın halini düşünsenize. Meğer orada sicillerimize bakılacakmış. Sicillere bakıldı. Bizim sicilimiz temiz. Karşı tarafın en az sicili olanda dört sıra vukuat var. Sonra efendim. Oradan savcılığa oradan da mahkemeye çıkacağız. Biz savcılığın kapısında bu duygularla beklerken bir de duyduk ki, savcılık tarafından serbest bırakılmışlar. Ama nasıl olur? Olur olur... Çünkü onlar işyerine saldırı yapmışlar. Eee? İşyeri, hane sayılmadığından bu da suç sayılmıyormuş. Güldüm, eğer sayılsa idi dördü de içeri girip efelik yapmazlardı. Demek ki neyin suç olup olmadığını onlar biliyormuş(!) Neticede ne oldu biliyor musunuz? Altı saat boyunca arabamızla yaptığımız koşuşturma, yaktığımız benzin, harcadığımız vakit, sağa sola yatırdığımız ondokuz milyon beşyüzbin lira para ki, sahi yanımızda para olmasaydı ne olacaktı onu da bilmiyorum ve yediğimiz dayak yanımıza kâr kaldı. Hem de haklıyken, hem de her şeyi konuşarak çözmek taraftarıyken. Hem de kendi işyerimizde. Hem de esnaf komşularımızın önünde. Çünkü onlar kavgayı herhalde alacak verecek davası sandı. Çünkü bazıları gülerek “geçmiş olsun” dediler. Tehdit edenler, dövenler, işyerimize zarar verenler ve bizi çevremize mahcup duruma düşürenler ise serbest kaldı. Biz de çevremize mahçup olduğumuz gibi yediğimiz dayakla kaldık. Gelelim bize niçin saldırdıklarının sebebine. “Şahitler konuşmasın”mış. Birşey bilmiyorlarmış. Yalancı şahitmiş. Kardeşim benim bildiğim, şahit çıkar şahitliğini yapar. İnanmazsan itiraz eder öteki mahkemeye de sen kendi şahitlerini çıkarırsın. Adalet, eğer benim güvendiğim adaletse, yalancı şahidin de yalanını ortaya çıkarır. Varsa bizim cezamız, cezamızı keser. Yanlış mı biliyorum yoksa? Gelelim baskın meselesine? Şimdi yediğimiz dayak sonrası sonuç sıfır oldu. Ne yapacağız? Bu dayağı sineye mi çekeceğiz? Yoksa bizim de mi baskın yapmamız lazımdı? Biz kavgacı bir insan değiliz. Bunların işi de bu, korkutup sindirmek. Bu kimselere karşı, bu bürokraside şikayetçi olmak için yanında devamlı yirmi otuz milyon para mı taşıyacaksın. Konuşalım çözelim dedik olmadı. Baskına uğradık. Neden uğradık? Mahkeme saati geçsin, mahkemeye girmeyelim diye. Yalnız helal olsun Türk Polisine. İstedi mi onbeş dakika da yakalıyor suçluyu. Gelelim benim ruh halime, Eşim gittiğinden beri, altı aydır bir telefon açıp da “Ne olacak halimiz?” demedi. Ben de dava açtım. Üçüncü mahkemeye girecektik. İşte bu olay sebebiyle giremedik. Daha önceleri de taraflar gelmemişti. Neticede altı aydır yapayalnızım. Tamam, gündüz herkesi görüyorsun ama akşam oldu mu evli evine köylü köyüne. “Bekar evi” değil mi kimse kapını çalmaz. Telefon etmez, halini sormaz. Herkes iyi gün dostu. Hiç huzurum yok. Diyorum ki, keşke fakir olsaydım da huzurum olsaydı. Eşim çocukları da aldı yanına. Önceleri 165 m2, dört oda bir salon üç cepheli güzel bir dairem vardı. Bahçe içinde özenerek yaptırmıştım. Ama kahrımdan yok pahasına sattım. İçine düştüğüm hali anlattığımda bilmem bana hak verecek misiniz? Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT