BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Severken göz çıkarmak...

Severken göz çıkarmak...

Haydi iyisin Halil, dedi baş komiser, yarınki derbi maçta görevlisin. - Süpeeer!



Haydi iyisin Halil, dedi baş komiser, yarınki derbi maçta görevlisin. - Süpeeer! Komiser işaret parmağını Halil’in suratına doğru kaldırdı: - Ama senin takım tuttuğunu hepimiz biliyoruz, statta maçı değil tribünleri izleyeceksin, unutma! - Peki komiserim, çok sağ olun dedi, Halil. Gerçekten de çok sevinmişti. İstanbul’a gelip Pasaport Müdürlüğü’nde göreve başlayalı neredeyse sekiz ay olmuştu; ve hep bugünü beklemişti... *** “İki gündür talih kuşu tepemde dolaşıyor” diye düşündü Halil. Çünkü tam kendi tuttuğu takımın taraftarlarının bulunduğu tribünün önüne düşmüştü. Oyun sahasının hemen dışında, tel örgülerin önünde, sahaya arkası dönük, kaleye yakın bir noktada, pistin üzerindeydi. Bütün arkadaşları gibi elleri arkada bağlı; kafasında miğfer, belinde cop ve ayaklarına dayadığı üstünde POLİS yazan şeffaf kalkan... Yan gözle sağ ve soldaki arkadaşlarına bakarak tam aynı hizada durup durmadığını kontrol etti. Gözleri, rengârenk tribünlerdeydi. “Akşam Nurten’e anlatacak çok şeyim olacak. Üstelik eşim rakip takımın taraftarı... Biz yenersek onu acayip kızdırırım... Şu yarı çıplak, kendinden geçmiş halde bayrak sallayan gencin yerinde olmak vardı, ama buna da şükür” diye geçirdi içinden... *** Önündeki kendi taraftarlarının heyecanla ayağa kalkmaya başlamalarından bir şeyler olduğunu anlamıştı. Ardından, stadı yıkan büyük bir uğultu... Delice sallanan bayraklar, en yakındakine sarılmalar, yumrukları havaya savurmalar... Şükürler olsun, gol atmışlardı! “Acaba bizimkilerin hangisi attı?” diye büyük bir merak içindeydi. Hafifçe kafasını çevirdi; futbolcular kralı öpüyordu. “Tabii ki o!” diye sevindi, arkada sağ eliyle tuttuğu sol yumruğunu sevinçle sıktı. “Kimse sevindiğimi anladı mı?” diye suçluluk duygusuyla arkadaşlarına baktı. Sadece gözleriyle gülebiliyordu. *** İkinci yarı başlamıştı. Rakip takım, Halil’in görev yaptığı kaleye doğru hücum ediyordu. Büyük bir derbi zaferine az kalmıştı. Yine sırtı oyun alanına dönük olduğu için maçı göremiyordu ama son dakikalarda kalelerinin tehlike atlattığını, önündeki tribünde özellikle hanım seyircilerin ikide bir kafalarını heyecanla ellerinin arasına almasından anlıyordu Halil... Saatine bakamıyordu; acaba kaç dakika kalmıştı? Birden, büyük bir protesto korosunun sesini duydu... Golü yemişlerdi... Kendi takımının bütün taraftarları Halil’in bulunduğu tarafa doğru el kol hareketleri yapıyor, kaba küfürlerle yumruk sallıyordu. Ne olduğunu anlamaya çalıştı; arkasına dönünce durumu çözdü. Yardımcı hakem tam arka hizasında, beş on metre gerisinde duruyordu. Bütün tepkiler ona yapılıyordu. Demek yedikleri golde ofsayt vardı! Tekrar tribünlere döndüğünde, aniden bir karaltının hızla üzerine geldiğini gördü. Büyük bir acıyla sarsıldı Halil; yere düşmemek için direndi. Yüzünü dizlerine doğru eğdi. Sağ gözünü tutuyordu. Yardımcı hakeme atılan bir “muhtar çakmağı” tam gözüne isabet etmişti Halil’in... *** Koğuş kapısının önünde doktor: - Maalesef sağ gözünü kaybettik, deyince Nurten yıkılmıştı. Eşinin yattığı odanın kapısını âdeta kırarak hızla içeri girdi. Halil sargılı gözle yatakta yatıyordu. Kocasının vücudunun üstüne kapaklanan Nurten ortalığı yıkıyordu: - Elleri kırılasıcalar! Kim yaptı canım, kim yaptı bu barbarlığı Halilim?! Halil yutkundu; “Bizimkiler yaptı” diyemedi karısına...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT