BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gülmek

Gülmek

Gülmek, stresi yok edip bağışıklık sistemini güçlendirerek yüksek tansiyonu düşürüyormuş. Psikiyatrlar, insanların sağlıklı kalabilmeleri için kendilerini gülmeye zorlamalarını tavsiye ediyorlarmış. Konuya ilişkin olarak dünyanın muhtelif memleketlerinde etkinlikler düzenleniyormuş.



Gülmek, stresi yok edip bağışıklık sistemini güçlendirerek yüksek tansiyonu düşürüyormuş. Psikiyatrlar, insanların sağlıklı kalabilmeleri için kendilerini gülmeye zorlamalarını tavsiye ediyorlarmış. Konuya ilişkin olarak dünyanın muhtelif memleketlerinde etkinlikler düzenleniyormuş. Mesela: İsveç, ABD, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda’da gülme gün veya haftaları tertip edilmekteymiş. Ocak 2000’de Kopenhag’da 100 bin kişi toplanıp bir ağızdan gülerek Guiness Rekorlar Kitabı’na girmişler. 15-21 Mayıs tarihleri arasında İngiltere’de Millî Gülme Haftası yapılacakmış. Hindistan’da 400 civarında gülme kulubü varmış. Türkiye de 2000’den başlayarak nisanın ilk 7 gününü ‘gülme haftası’ olarak kutlayacakmış. İncelemeler, gülme ile insan beyninde tabiî morfin yerine geçen endorfinin oluştuğunu ortaya çıkarmış. Endorfin, morfinden 20-30 kat daha kuvvetliymiş, sinir sisteminde sinyaller şeklinde yayılıyormuş. Buna bağlı olarak beyindeki stres hormonu azalıp insan, rahatlıyormuş. Kalp atışları önce hızlanıp basınç artıyor, sonra yavaşlayarak kan basıncı düşüyormuş. Uzmanlar, bu hadiseye “dolaşım sistemine elastikiyet kazandıran tabiî masaj” olarak nitelendiriyorlarmış. Kişi gülerken gözlerle tükürükte yer alan bağışıklık sisteminin esas unsurlarından olan ‘lizozom’ enziminin salgılanması çoğalmaktaymış. Bol geçmiş zaman kipi kullandığımız bu ifadeleri haftalık bir dergiden derledik* Şunun için: Milletçe gülmeye en fazla muhtaç olduğumuz günlerdeyiz. Darbeler, zelzeleler, ekonomik darlıklar, geçimsizlikler, iş yeri ihtilafları ve daha bir çok sebep gülme refleksini zayıflattı. Zaten her nedense gülme, layık olduğu iltifatı bir türlü bulamadı. Bu da son birkaç asrın sürekli gerileyen günlerinin kötü bir mirasıdır. Hele tek parti devrinin köylüye köle uygulaması, gülmeyi unutturdu. Onun için şair Abdurrahim Karakoç, “Hükumet çatıkkaş dedikleri zat” derken doğrudan doğruya bir gerçeği dile getirmekte. Bu toplum, sıradan bir karakol komiserinin, bir gardiyanın, bir gediklinin hükumet olarak bilindiği ve ondan şiddetle korkulduğu günlerden geliyor. Yoksa oldum olası gülmeye yabancı olamayız. Aynı zamanda iyi Müslümanlar olan geçmiş nesiller, dinimizin gülmeye verdiği önemden bihaber değildi. Sevgili Peygamberimiz -aleyhisselam- kendileri mütebessim idiler. Ümmetinin de mütebessim olmalarını buyurmuşlardır. Gülmeyi mükafatla muştulamış, asık suratlılığı yermişlerdir... -Güleryüz göstermek, sadaka vermek gibi sevabdır. -Mü’min güleryüzlü, münafık çatıkkaşlı olur... gibi... Bu kültürden, “ne sırıtıyorsun” azarlamasına gelmişiz. Bir gencin, çocuğun, kadının... karşıdaki adamın, kusurunu tebessümle telafiye çalışma arayışı bu cümle ile mahvedilir. Ve o ân bir kalp kırılır. Gülen insanın terslenmesi muhtemeldir ki başka lisanlarda yoktur. Hatta ağız dalaşlarında daha kabası yaşanır: -Pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun? Ne kadar çirkin bir soru.. Dayağın terbiye şartı sayıldığı bir dünyada bunlar belki de normaldir. Dayak en yakına bile atıldığında kul hakkı geçer. Buna rağmen, surat asılır, kaş çatılır, dayak atılır. Biz... Biz, bir şeylerimizi kaybettik. İnsanlık, ölçülü gülme değil mi, insanlık muhatabını adam yerine koyma değil mi, insanlık, özür dileme, affetme, gönül alma değil mi? Ve... İnsanlık, kaş çatmama, surat atmama, tokat atmama, sövmeme, sabretme değil mi? Toplum önderlerinden kaçı gülmekte? Kaç devlet adamımız mütebessim... bakkalınız, manavınız, otobüs şoförünüz, iş yerinizdeki şefiniz, müdürünüz, çalışan personeliniz... güler yüzlü mü? Varlık seviştirir, yokluk dövüştürür diye bir ata sözü var. Her şeyi Viyana kapılarından ters yüz geri dönmemizin ardından yitirmeye yüz tuttuk. Onun için çatık kaşlı memurlar “hökümet” zannedildi. Ne yapsın belki onlar da mazurdu. Türküsünde “kahpe felek sana nettim neyledim?” diye isyanın en felaketlisini yaşayan bir kişi gülebilir mi? Bizim gülmeyi en güzel başaran Başbakanımız Adnan Menderes’ti. İkinci sırayı, ölüm seneyi devriyesinde olduğumuz Turgut Özal alır. Her ikisi de hem güldüler, hem güldürdüler. Herkes gülebilir. Ama; acıları içine gömüp gülmek sadece Allah vergisidir. O da Enver Ören gibi istisnâî insanlara mahsus. Bu dünyanın hiçbir şeyi kızmaya ve ağlamaya değmez. Mümkün olsa da türbülansa giren bir uçağın düşme ânındaki yolcularına sorulsa: -Hayatınız tehlikede, kurtulmak için neyinizi verirsiniz? Neler verilmez ki!.. Üstelik bu geçici bir sarsıntıdır. Her halükârda gülmeli; zorla bile olsa. Gülmek ve düşünmek sadece insana mahsustur. ......... *Tempo/14
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT