BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seni görmüş gibiyim ana...

Seni görmüş gibiyim ana...

-Nasıl verirsin anne onca ansiklopediyi?! - Oğlum ansiklopedilere baktığın mı vardı ki? Kör öldü badem gözlü mü oldu? Kaldı ki ölen mölen de yok, hayırlı bir yere verdim.



-Nasıl verirsin anne onca ansiklopediyi?! - Oğlum ansiklopedilere baktığın mı vardı ki? Kör öldü badem gözlü mü oldu? Kaldı ki ölen mölen de yok, hayırlı bir yere verdim. - Nereye? - Taksim’de bir çadır-kütüphane kurmuşlar. Hayırsever insanlardan toplanan kitaplar Güneydoğu’daki fakir çocuklara gidecekmiş. - Çok gider! - Gider gider... Benim niyetim iyi, en azından... Ben o niyetle verdim. - On sekiz cilt anne, “Belki yerine ulaşır” uğruna verilir mi yahu? - Belki uğruna değil evladım, fakir çocuklar uğruna... Yapmacık bir kızgınlık gösterdi anne; şefkatli elini, o tebessüm dolu yüzüne inat, tokat vuracakmış gibi kaldırdı: - Çok konuşma hadi, çıkar eşofmanlarını, yüzünü gözünü yıka da sofraya gel. Baban şimdi banyodan çıkar. *** Dört yıl sonra... - Merhaba baba! - Merhaba oğlum... Nasılsın, iyi misin? - Gayet iyiyim baba. - Doğru söyle, iyi misin? Bizi kandırma... - Aşk olsun baba, dedim ya, iyiyim şükür. Yalnız... - “Yalnız” ne oğlum? Problem mi var? - Yok ya baba... Yalnız bir iki gün telefon edemeyebilirim. - Haydaaa, yine mi operasyona çıkıyorsunuz? - Yapacak bir şey yok baba... (Bir süre sessizlik oldu.) Ya da, yapacak çok şey var... Aaa yapacak şey deyince... şimdi aklıma geldi! Annemi verir misin baba? Çabuk! - Ne oldu oğlum? - Baba, annemi ver, ona çarpıcı bir şey anlatacağım. Anne, baba ile oğulun telefon konuşmaları boyunca âdeta titreyerek, hatta düşmemek için eşinin sol koluna yapışmış olarak ayakta bekliyordu. Kocasından ahizeyi alırken heyecandan düşürdü. Tekrar eline aldığında hiç kendini sıkmadan ağlayarak seslendi: - Oğlum, evladım?! - Yapma anne, yapma, ağlama gözünü seveyim. - Nasıl ağlamayayım oğlum? İyi misin sen? Kış geliyor, üşüyor musun? Yine mi araziye çıkacaksınız? - Dinle anne... Dün bir köye gittik burada... Köy kahvesinin bir köşesine derme çatma bir kütüphane yapmışlar. Vizontele filminde izlemiştik ya, aynen öyle... Kitaplara bakarken Rehber Ansiklopedilerimi gördüm anne, kapağının içinde ismim yazıyor! İstanbul’da kendi elimle yazdığım yazı Şırnak’ın bir köyünde karşıma çıktı! Böyle bir şey var mı?! İyi ki o zaman bu ansiklopedileri vermişsin anne, seni görmüş gibi oldum burada... Anne ağlamasını çığlığa dönüştürdü: - Oğlum, aslanım benim! Gözyaşlarına hâkim olmaya çalışan baba karısına sırtını döndü, titreyen dudaklarla kendi kendine söylendi: - Komando oğlum benim!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT