BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yobaz! Yobazlarımız!

Yobaz! Yobazlarımız!

Yobaz, bizim ruh kanserimizdir. Tedavisi çok zor hastalığımızdır. Yobaz, okumaz, bilmez, anlamaz. Yobaz, bilmediğinin farkında değildir. Yobazın elinde ve evinde kitap yoktur, okumaz. O bakımdan “Diyorlar ki....” diyerek söze başlar. Yumruklarını sıkarak ve bağırarak konuşur.



Yobaz, bizim ruh kanserimizdir. Tedavisi çok zor hastalığımızdır. Yobaz, okumaz, bilmez, anlamaz. Yobaz, bilmediğinin farkında değildir. Yobazın elinde ve evinde kitap yoktur, okumaz. O bakımdan “Diyorlar ki....” diyerek söze başlar. Yumruklarını sıkarak ve bağırarak konuşur. Her türlü dinî inanışın, her türlü siyasî kuruluşun, her türlü edebî görüşün, her türlü spor dalının, her türlü ekonomik yapının yobazları vardır. Yani yobazlar çeşit çeşittir. Şahsen ben, yobazın her türlüsünden, her derecesinden iğreniyorum. Bizde, yobaz denilince, dinî konularda, hiçbir şey bilmediği halde herkesi, cehennemlikle, kâfirlikle suçlayan kimseler akla geliyor. İslâmiyetin yobazları yok mu? Elbette var. Mesela benim, çok yakınlarım arasında dehşetli yobazlar da bulunuyor. Bana nasihat ederek diyorlar ki: “Bak sen bu işleri bilmiyorsun. Bir Alevinin, Müslüman olması için önce Ermeni olması, sonra Müslümanlığı kabul etmesi lâzım. Çünkü Ermeni’nin kitabı var, Alevinin kitabı yok. Aksi takdirde, bir Alevi, bir tuğla üzerinde abdest almaya başlasa, o tuğla, toz haline gelinceye kadar, abdesti kabul olunmaz!” Bu ve benzeri iddialarla konuşanlar, İslâmiyeti, bir darı tanesi kadar olsun bilmeyen, sözüm ona Sünni yobazlardır... Beri yanda bütün Sünni camiayı Yezitlikle suçlayan, Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a buğz eden, Hz. Ali efendimizi, sevgili peygamberimizden üstün tutan, hatta onda; “yaratacılık” kudreti vehmeden kimseler de Alevi camiamızın yobazlarıdırlar... Komünistlerimiz, bizim ekonomi dünyamızın anlı-şanlı yobazlarıdırlar. Çağımızın, en az yüz yıl gerisinde kalan karanlık ve zalim kafalardır. İşte Haleb orda ise arşın burda! Lenin ve arkadaşları, 1917 yılından itibaren, Rusya Çarlığında Komünist sistemi yaşatmak ve yaymak için her türlü çareye başvurmadılar mı? Milyonlarca insanı asıp-kesmediler mi? Milyonlarca insanın yurtlarını-yuvalarını terk ederek hür dünyaya kaçmalarına yol açmadılar mı? Peki ne oldu sonra? Rusya’da ve Avrupa’da herhangi bir devletin müdahalesi olmadan, Komünist sistem, kendiliğinden gümbür, gümbür, yıkılıp gitmedi mi? O komünist rejimde, yüksek tahsilden geçen güzelim Rus kızları ve kadınları şimdi karınlarını doyurmak için, kendilerini Türkiyemizde de pazarlamıyorlar mı? Komünist sistem bütün kabalıkları ve zulümleriyle ve çıkmaz sokaklarıyla meydanda iken, bizim komünistlerimizin kızıl bayraklarla meydanlara dökülmeleri, yobazlık değil de nedir?.. Siyaset dünyamızın, kendilerinden başka hiçbir partiye iktidar imkânı tanımayan siyaset yobazlarını bir tarafa bırakıyorum... Spor dünyamızın elleri saldırmalı, kamalı yumrukları sıkılı, gözleri kanlı... yobazlarını görmezlikten gelebilir miyiz?.. Bu yobazlar kalabalığı dışında, bizim bir de Atatürkçülük düşüncesinin yobazları var. Bunlar, kılık-kıyafet bakımından din yobazlarından çok farklıdırlar. Bir kısmı melon şapkalı, papyon kravatlıdır. Fakat diğer yobazlardan çok daha tehlikeli ve yıkıcıdırlar. Atatürkçülük yobazları, Atatürk üzerine yazılmış bir tek kitap bile okumamışlardır. Atatürkçülüğü yakalarına bir Atatürk rozeti takmaktan, ikide bir meydanlara dökülerek, “Atam izindeyiz! Türkiye laiktir laik kalacak!” diye bağırmaktan ibaret sayıyorlar. Bunlar, bütün mukaddeslerimize öfkeyle yumruk sıkmaktadırlar. Kemalizmi, yeni bir din olarak görmektedirler. Bütün hükûmet darbelerinin içinde, önünde, arkasında bu Atatürkçülük yobazları vardır. Atatürk’ü Atatürkçülük yobazlarının elinden kurtarmak, medeniyet yarışımızın en büyük başarısı olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT