BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Obama’dan beklentiler

Obama’dan beklentiler

Dünyada, yegane süper güç olan bir ülkenin liderinden, yalnızca kendi ülkesinin halkı değil, bütün dünya ülkelerinin beklentilerinin olması doğaldır. Süper güç; ismi üzerinde; ister istemez dünyaya nizamat vermek ister. Elinde bulundurduğu güç, kendisini bu işleme zorlar.



Dünyada, yegane süper güç olan bir ülkenin liderinden, yalnızca kendi ülkesinin halkı değil, bütün dünya ülkelerinin beklentilerinin olması doğaldır. Süper güç; ismi üzerinde; ister istemez dünyaya nizamat vermek ister. Elinde bulundurduğu güç, kendisini bu işleme zorlar. Zamanımızda, değil dünyadaki süper güçlerin; hemen her gücün, ellerindeki güçleri sömürü doğrultusunda kullandığı bir gerçektir. ABD de, bu zulüm düzeninde yeterince pay sahibidir. Bu makalemizde; Türkiye’mizin ABD ile münasebetlerine kuşbakışı göz atıp, gelecek haftaki yazılarda da Obama’dan beklentilerimiz üzerinde duracağız... ABD ile olan münasebetlerimiz 18. yüzyılda Osmanlı sultanının ABD ticaret gemilerine verdiği Kapitülasyonlar ile başladı. İmparatorluğumuzun yıkıldığı Birinci Cihan Savaşı’nda içimizdeki azınlıkların hâmiliğine soyundu. Kurtuluş Savaşı sonunda; parçalanan imparatorluğumuzun topraklarının paylaşıldığı masada olmasına rağmen; yeni devletimizin kuruluşunu içeren Lozan Antlaşmasını imzalamadı. Coğrafyamız, NATO ile Varşova Paktı arasında taksim edilirken; bizim de zoraki isteğimizle NATO’ya, dolayısıyla ABD’nin nüfuz sahasına dahil edildik. Altmış yılı aşkın, birlikte silah arkadaşıyız; dost ve müttefik biliniyoruz. 1950 senesinden sonra Türkiye’mizde kurdurulan vesayetçi demokratik idarede, daima vasilerle (askerler) bir olup işlerini yürüttü. Ülkemizde yapılan onca ihtilal, darbe ve muhtıraların altında hep onun parmağı vardı. Seneler senesi Türkiye, âdeta ABD’nin arka bahçesi idi. ABD’ye rağmen yaptığımız işlere de (Kıbrıs çıkarması gibi...), fitil fitil burnumuzdan getirdi. Dost ve müttefik(!) olmamıza rağmen, bize silah ambargosunu dayattı. ABD’nin bizi nasıl görüp değerlendirdiğini, 60’lı yıllarda Başkan Johnson’un, İnönü’ye yazdığı mektuptan anlamalıydık ama!.. Düşe kalka ama; biz daima düşe, onlar ise daima kalka Milenyum çağına geldik. İki binli yılların başlarında TBMM’de ‘Tezkere’ oylaması yapıldı. İktidarda AK Parti vardı. Tezkere Meclis’ten geçmedi ve ABD askerleri Türk topraklarını kullanamadı. Dolayısıyla; ABD kuvvetlerinin Irak’a kuzeyden girişine müsaade edilmedi. Zamanın ABD Genelkurmay Başkanı bir açıklama yaptı ve dedi ki: ‘Türk ordusu, sahip olduğu liderlik rolünü üstlenmedi ve gereğini yapmadı!’ Bunun sonucunda da kendileri, tüm dünyaya rezil ve rüsvay oldular. Haftalardır Akdeniz sularında gemilerde tuttukları askerlerini geri götürmek zorunda kaldılar. Türkiye’den intikam alırcasına; Irak’ta Türk askerlerinin kafasına çuval geçirip tutukladılar. Vasilerden ellerini çekerek; Türk demokrasisi için vesayetten kurtuluşun önünü açmış oldular! Obama birinci kez başkan seçilince, Kanada’dan sonra ilk ziyaret ettiği ülke Türkiye oldu. Bölgedeki dengeler, Türkiye-ABD yakınlaşmasını zorunlu kılıyordu. Bu arada Kuzey Iraktaki oluşumla azan terör, Türkiye’nin başına bela olmaya devam ediyordu...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT