BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bak alırım façanı aşşa!

Bak alırım façanı aşşa!

Yolundan yolundan gidiyorsundur, bir vesait aniden önüne kırar. Frene basarsın ama nafile, bir şangırtı ki düşman başına.



Yolundan yolundan gidiyorsundur, bir vesait aniden önüne kırar. Frene basarsın ama nafile, bir şangırtı ki düşman başına. El frenini çektiğin gibi atlarsın. Bir elinde levye olmalıdır, bir elinde alyan, bijon anahtarı, yıldız tornavida. O devir öyleydi... Dövüşmesen de görüntü vereceksin, alttan almayacaksın asla... Baktın gücün yetiyor, iki üç tane sallayacaksın ki suçunu kabul etsin sıpa. Yoksa mesarifi külliyen yüklerler sana. Tam mevzua hakim olmuş, dizginleri ele almışsındır ki adamın hısımlarının vukuat mahallinden geçeceği tutar. Senin ahbapların... Onun akranları... Laf dalaşı, parmak sallama derken hadise büyür, meydan muharebesine döner bir anda. Gözlükler kırılır, mintanlar yırtılır. Gözler mor, kaşlar patlak... Yerler kan, serapa... Hele ticari araca dokundun yanmışsın. Taksiciler 3-5-2 şeklinde mevzilenir, dolmuşçular hilal taktiğiyle kuşatırlar. Hırslarını alamazlarsa arabana girişir, hurdaya çıkarırlar. Tek başına üç kişiyi dövmek... Ne büyük itibardı ama... Mahallenin külhanileri yumurta topuk giyer, yakalarını açarlar. Ceket illaki omuzlarda... Bir yürürler, kollar kopmuş gibi sallanır iki yanda. Sanırsın Silistre’de Moskof’u yenen paşa... Kadınlar azarlanmak içindir. Yiğit dediğin bahanesini bulur. Bu pantolon niye ütülenmedi? Yemeğin tuzu neden fazla? Sofrayı kaldırdığı gibi halının üzerine boca edenler Zal oğlu Rüstem gibi kahramanlaştırılır halk arasında. Parmakla gösterilirler, sitayişle bahs açılır ardları sıra. Kimse bulaşmaz, ayağına takılmaz, her dedikleri yapılır, el üstünde tutarlar. Bir de geçim ehli vardır, karınca ezmeyen, kalp kırmayan, efendi, kibar, hatırnaz... Bırak şu sünepeyi derler “o da adam mı ya?” Hanımın gönlünü hoş tutanlar enim konum aşağılanır. Babayiğit takımı kılıbıklara iğrenek bakar... “Zavallılar!” Mektepte çocuk babasıyla övünür. “Bizim peder çok pis döver ha, belinden kayışı bir sıyırdı mı var ya...” -Bizim ki lay lay lom abicim. Bi numara olmaz, çal çal oyna! Öğretmenlar de ona keza. Çaktı mı beş kardeşin izini çıkaran saygı görür. “Birkiüç tıp!” Dersinde çıt çıkmaz. Eline cetvel almayan muallim alaya alınır. Sükunet sağlayamaz asla. Bir bayram günüydü. Köprü üzerindeyiz hiç unutmam.. Çaaat diye bir ses. Emektar bir Desoto çarpmasın mı kız gibi İmpala’ya. Amerikanların tamponları şimdikiler gibi uyduruk değil, haza çeliktir. Düşünün iki tonluk arabanın krikosunu vururlar ona. Uzatmayalım kaportaya bir şey olmadı ancak stop lambası kırıldı, kırmızı kırmızı parçalar saçıldı asfalta... İkisi de indiler. Eyvah dalacaklar derken çarpan arabanın şoförü “bayramınız mübarek olsun bey amca” demez mi? Eğilip elini öpüverdi bir anda. Adamcağız şaşırdı tabii, suçluların güçlü olduğu yıllar. Şarlayabilir de pekâlâ. Yine de sordu “peki n’olcak bu lamba?” -Nolcağı yok, çarptık ödeyeceğiz. Kabahat bende. Ufak ufak akıyorduk, denize baka baka... Meğer trafik durmuş. Gelir miydi aklıma? - Sen fiyatını biliyor musun? - En az 100 kağıdı vardır valla. - İyi ver bi yüzlük, sen yoluna, ben yoluma... - Amca be! - Ne var? - 50 versem, elini bi daha öpsem? “Öp ülen” dedi, “50 de kalsın sana!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT