BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ukrayna Türkleri - 3 -

Ukrayna Türkleri - 3 -

Sovyetler Birliği’nin yıkılması Türkler için de yeni bir hayatın başlangıcı oldu. Ukrayna’daki Türkler’in özlerine dönüşleri, partileşmeleri, dernekleşmeleri bir hak iddiasıyla ilgili değil, inandığı gibi, hissettiği gibi, ayrı dinden ve ayrı ırktan insanlara saygı göstererek ve aynı saygıyı kendilerine bekleyerek yaşama isteğidir.



Öze dönüş Türkiye’de en iyi bilinenler Kırım Türkleri demiştik. Karadeniz kıyımızın karşısında Kırım yarımadası uzanır. Kırım, Ukrayna’ya bağlı. Ama çokluk nüfus Ruslar ve Türkler. Burada yaşayan Türkleri, ele aldığım “Ukrayna Türkleri”nin dışında tuttum. Kırım Türkleri, ayrı bir grup, ayrı bir gelenek, aynı bir topluluk olarak düşünmeliyiz. Cengiz Dağcı’nın romanlarından sosyal hayatını çok iyi tanıdığımız Kırım Türkleri, Mayıs 1944’te daha birçok Müslüman topluluklar gibi, yerlerinden sökülüp Sibirya’ya ve Orta Asya’nın içlerine sürüldüler. Uzun yıllar verdikleri dönüş mücadelesini başarıya ulaştırdılar. Sovyetler zamanında bile Kırım’da Türkler yer tutmaya başlamışlardı. Sovyetler’in dağılışıyla birlikte yol açıldı ve isteyen Kırımlılar topraklarına döndüler. Bu dönüşte Kırımlılar’ın efsanevî lideri Mustafa Cemiloğlu’nun büyük mücadelesi oldu. Ukrayna Müslümanları Partisi’nden ayrı bir partileri de var. “Kiev’deki Adam” Kiev’deki adam bir Yahudi. Ve Kiev, Yahudiler için de ayrı bir önem taşıyor. “Kiev’deki Adam” bir roman. Bernard Malamud’un romanı. Filmi de çekildi. Ukrayna’da hatırı sayılır bir Yahudi nüfus var ve tahmin edeceğiniz gibi, ticarette ön saftalar. Donetsk’te 10 bin Yahudinin yaşadığını söylemişti, din işlerine bakan Ukraynalı yetkili. 10 bin Yahudi’nin 13 sinagogu varken, 100 bin Müslümanın iki camii var. Bu beni düşündürmüştür. Üstelik camiin birini Türkiye yaptırmıştır. Cami Müslümanlar için, Sinagog da Yahudiler için bir semboldür. Sayıya bakarak söylersek Yahudinin varlığını muhafaza edişinde 10 bine 13 sinagog meselesinin çok büyük rolü vardır. Donetsk vilâyetinde 800 kilise bulunduğunu da hatırlatmalıyım. Dinini kaybedenin milliyetini kaybetmeye mahkûm olduğunun dikkate değer örneğini Ukrayna’da gördüm. Eski Türk şehri mi? Kiev Dinyeper nehrinin kıyısındadır. Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat, Orta Dinyeper olarak geçen Kiev’in bulunduğu yerde Hazar Türklerinin “Sambata” veya “Sarkata” adıyla bir şehir kurmuş olabileceklerini belirtir. Kiev’de Pasınga (paşınga veya basınga) adlı bir Hazar valisinin bulunduğu biliniyor. Bunun yanında Kiev’in bir mahallesi “Kozare” (Hazarlar) adıyla anılmıştır. Aradan 13 asır geçmesine rağmen eski Hazarların varlığını hissettirmesi, Türk varlığının da Slav sahasındaki gücünü gösterir. Hazarların sahneden çekilmeleri üzerine Kiev’de ilk Slav Knezliği kurulmuştur. Bu ilk Slav Knezliği, aynı zamanda ilk Ortodoks Hıristiyanlığı kabul eden merkezdir. Tarihi 11. yüzyılın sonudur. Bizanslar Ortodokstu. Kiev Knezliğinin İstanbul merkezli Bizanslılar ile Müslüman İdil Bulgarlarıyla temasları vardı. Ancak Bizans’ın etkisi büyüktü onun için Slavlar Ortodoks Hıristiyanlığını resmen devlet dini olarak kabul etmekte gecikmediler. Kiev, 1240’ta Mengu Han’ın komutasında Moğolların istilâsına uğradıktan sonra eski önemini kaybetmiştir. Kiev Rus şehirlerinin anası sayılır. Rusya’nın başşehri Moskova’dan çok daha eskidir. Şimdi kimse kimsenin toprağında iddiası bulunamaz. Oradaki Türklerin özlerine dönüşleri, partileşmeleri dernekleşmeleri bir hak iddiasıyla ilgili değil, inandığı gibi, hissettiği gibi, ayrı dinden ve ayrı ırktan insanlara saygı göstererek ve aynı saygıyı kendilerine bekleyerek yaşama isteğidir. Pek çoğu zaten Ukraynaca ve Rusçayı ana dili bellemişler. Ruslarla karıştılar Dizimizin başında Rusların bir sözünü vermiştik. Hamamda sırtımızı kazısanız Tatar çıkar, diyorlardı. Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat’tan nakledelim: “Moğollardan da Rus yurduna gelip Hıristiyanlığı kabul edenlere erkenden rastlanmaktadır. Altın Orda’nın ilk hanları arsında din, ehemmiyetli bir rol oynamıyordu. Batu hanın oğlu Sartak Hıristiyanlığı kabul etmişti; Saray’da bir Ortodoks piskoposluğu mevcuttu. Hanların yakınlarından bazılarının da ortodoksluğa meyilleri olduğu biliniyor; hatta bunlardan biri Rostov knezinin hizmetine girmiş, Hıristiyanlığı kabul etmiş ve ‘Çarzade Petr’ adıyla tanınmıştı. XIV. yüzyıl başında Rostov şehrinde Altın Orda’dan gelen birçok Moğol büyüğünün yaşadığı da malûmdur. İslâmiyetin Altın Orda’da henüz kuvvet bulmadığı bir devirde, Rus şehirlerine gelip yerleşen bu Moğol büyüklerinden bir kısmının, Rus knezleri tarafından menfaat temin edilince, temelli olarak Rusya’da kaldıkları, az zaman sonra Hıristiyanlaştıkları ve Ruslaştıkları biliniyor; böylelikle, daha XIV. yüzyıldan beri, Rus asilzadelerinin Moğollarla karışmağa başladıklarını görüyoruz. İlk Moskova knezi Yuri Daniloviç’in, Özbek hanın kardeşi ile evlenmesi, bu ‘karışma’ya önayak olanların bizzat knezlerin kendileri olduklarını göstermektedir.” Karışanlar, karışmayanlar ve Müslüman olarak kalanlar her tarafta var. Devam Edecek
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT