BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vaktini bekleyen tohum

Vaktini bekleyen tohum

Kutlu Doğum Haftası’nın miladî yıldönümü en güzel aya rastlıyor. Herşeyin doğuşu, aydınlanışı var bu ayda. Yeşil en yeşil, mavi en mavi... Ballıbabalar diz boyu, sarı papatyalar, hardal çiçekleri küme küme, bulut bulut. Yağmur bekliyor ortalık: Nisan ayının bereketi yağmurdur.



Kutlu Doğum Haftası’nın miladî yıldönümü en güzel aya rastlıyor. Herşeyin doğuşu, aydınlanışı var bu ayda. Yeşil en yeşil, mavi en mavi... Ballıbabalar diz boyu, sarı papatyalar, hardal çiçekleri küme küme, bulut bulut. Yağmur bekliyor ortalık: Nisan ayının bereketi yağmurdur. Bizim bahçedeki mor salkım bir donanmış, bir dirilmiş ki sormayın! Çiçekleri tek tük patlamaya en güzel moruyla belirmeye başlamış ama, çoğu da kapalı salkımların. Ben salkımı öteden beri severim. İstanbul’un hanımeli gibi öz be öz çiçeğidir. Biraz fazlaca coşkun gören, yetişmesini kolay sanır. Öyle pek de kolay üremez, nazlı mı nazlıdır. Kokusu bahara ve yaz aylarına yaraşan rüyalı, hülyalı bir kokudur. Salkımımla bugün karşılaştığımda bu bezeme ustalığı karşısında birden irkildim. İri tırtıl benzeri, henüz kapalı çiçeklerindeki canlılık öylesine varlığını hissettiriyordu ki başka bir canlı varlıkla karşılaşmaktan doğan bir ürkmeydi duyduğum. İnsan güzellikten irkilir mi, ürker mi? Evet bazen. Bu açılış, bu göğeriş, bu yerden kalkış, bu bir noktaya doğru saygıyla doğruluş her zaman düşündürmüştür beni. Görmesini bilen göz, duymasını bilen yürek bundan haberdardır. Herşey, tabiattaki donanım nasıl da vakitli saatli bilseniz... Bizim bahçede zaman zaman çalışan hanımlardan biri henüz patlamamış ligustrum (kurt bağrı) tohumları için “Eski 1 nisanı bekleyin” demişti. İşte denemenin, tecrübenin şaşmaz takvimi... Tabiat eğer içindeyseniz size kendisini herşeyiyle öğretiyor. Eski 1 nisan tam da bugünmüş, hayatı saran ve sır gibi duran ama apaçık kendini anlatan olayı gözlerimle gördüm, ellerimle duydum. Bizim kurt bağrı tohumları (aslı kurt baharı’ymış) yukarıya baş verip yer üstüne çıkmak için öylesine büyük bir enerjiyle dolmuşlardı ki sıralı oldukları toprağı iyice kabartıp ittirmiş, patlayacakları noktalarda derin çatlaklar meydana getirmişlerdi. Bu çizgiler o canlı varlıkların “Biz burdayız ve az sonra yer üstüne çıkacağız!” diye haykırmalarının apaçık bir işaretiydi. Tohumun içerdeki varlığı sanki toprağın üzerinden bir şey geçmiş gibi uzanan o çizgilerden çatlaklardan anlaşılıyor. Çimlenmiş tohumun görebildiğimiz kadarıyla iki hareketi var; eşim, toprak eşelendiği zaman ya da sulama sırasında üzeri açılıp meydana çıkan bir bitki adayının daima aşağıya doğru kıvrık olduğunu söylemişti. Bunu bana da gösterdi. Tıpkı bizim ana rahminde duruşumuz gibi bir bükülüş, bir kabulleniş. Hatta bekleyiş... Demek ki bütün canlılar aynı duruşla programlanmış. Adeta bir “rüku” hali. Vaktini saatini bekliyor. O an gelecek, yeni bir biçim için hızla harekete geçecek... Ve ayağa kalkacak. Çimlenmiş tohum sonradan yer üstüne çıktığında yukarıya şükür anlamında başını kaldırıyor. Fakat o ne çıkış! O ne zorlayış... Herşey birbirini tamamlıyor ve hepsi bu dünyada yaşamak üzre yerlerini almışlar ne bir fazla ne bir eksik. Şaşılası düzen...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT