BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum”

“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum”

Hazret-i Ali, ilim ve amel bakımından en yüksek derecede idi. Âyet-i kerîme ve pek çok hadîs-i şerifle methedilmiştir. Allah korkusundan devamlı ağlardı...



Hazret-i Ali, Peygamber efendimizin amcası Ebu Talib’in oğlu, Hulefa-i raşidinin ve Cennetle müjdelenen on kişinin dördüncüsüdür. Resûlullah efendimizin damadı, Ehl-i beytin birincisidir. Künyesi Ebü’l-Hasen ve Ebu Türabdır. Puta tapmadığı için Kerremallahü Vecheh; kahraman ve cesur olmasından, dönüp dönüp düşmana saldırmasından dolayı Kerrar; Allahü tealanın arslanı manasına Esedullah-il-Galib ve Haydar; Allahü tealanın takdirine razı olduğu için Mürteda veya Mürteza lakablarıyla anıldı. Annesi, Peygamber efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed’dir. Beş yaşından itibaren Peygamber efendimizin yanında yaşayan hazret-i Ali, on yaşındayken Müslüman olmakla şereflendi. Bu konuda farklı rivâyetler varsa da, Müslüman olması şöyle anlatılır: “BU SIRRI KİMSEYE SÖYLEME” Hazret-i Ali, bir gün Resûlullah efendimizle hazret-i Hatice’nin beraber namaz kıldığını görür ve namazdan sonra; -Bu yaptığınız nedir? diye sorar. Resûlullah efendimiz; -Bu Allahü tealanın dinidir. Seni bu dine dâvet ederim. Allahü teala birdir, ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putları terk etmeni emrederim diye cevap verirler. Hazret-i Ali; -Önce babama bir danışayım der. Resûlullah efendimiz ona; -İslâma gelmezsen, bu sırrı kimseye söyleme buyurur. Hazret-i Ali ertesi sabah, Resûlullah efendimizin huzûruna gelerek; -Ya Resûlallah! Bana İslâmı anlat diyerek Müslüman olur. Müslüman olanların üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir. Hazret-i Ali, İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devri süresince yani onüç sene Peygamber efendimizin yanında, Onun huzûrunda ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müşriklerin bütün ezâ ve cefâlarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu. Resûlullah efendimize hicret için müsaade edilince, her tehlikeyi göze alarak, Onun yatağına yatıp, hiç kimseden çekinmedi. Ertesi gün kendisine emânet edilenleri sahiplerine verip, Mekke-i mükerremeden yola çıktı ve Peygamber efendimize Kuba’da yetişti. Mescid-i Nebevi’nin inşâsında çok gayret gösterdi. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazâlarda bulundu. Pekçok gazâda Resûlallah efendimiz, sancağı hazret-i Ali’ye teslim etmiştir. Bir gün Peygamber efendimiz hazret-i Aliye hitaben; -Ya Ali! Altı yüz bin koyun mu istersin, yahut altı yüz bin altın mı veya altı yüz bin nasihat mı istersin? buyurunca hazret-i Ali; -Altı yüz bin nasihat isterim ya Resûlullah cevabını verir. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyururlar ki: -Şu altı nasihate uyarsan, altı yüz bin nasihate uymuş olursun. 1-Herkes nâfilelerle meşgûl olurken, sen farzları ifâ et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri, sünnetleri, müstehâbları ifâ et. 2-Herkes dünya ile meşgûl olurken, sen Allahü teâlâyı hatırla. Yani din ile meşgûl ol, dine uygun yaşa, dine uygun kazan, dine uygun harca. 3-Herkes birbirinin ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgûl ol. 4-Herkes, dünyâyı imâr ederken, sen dinini imâr et, zinetlendir. 5-Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızâsını gözetirken, sen Hakkın rızâsını gözet. Hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6-Herkes çok amel işlerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlâslı olmasına dikkat et! HERKESİN MÜRACAAT KAPISIYDI Hazret-i Ali, Eshâb-ı kirâmın en büyük fıkıh âlimlerindendi. Halledilemeyen mevzûlar ona havâle edilirdi. Ehl-i beytten olması sebebiyle, Peygamber efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakıftı. Bu hususta herkesin müracaat kapısıydı. Hikmetli sözleri birçok kitaplarda toplanmıştır. Buyurdu ki: “Câhil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allahü teâlâ bilir demekten sakınmasın.” Netice olarak, buğday benizli, orta boylu, güler yüzlü olan hazret-i Ali, ilim ve amel bakımından en yüksek derecede idi. Âyet-i kerîme ve pek çok hadîs-i şerifle methedilmiştir. Allah korkusundan devamlı ağlardı. Namaza durunca, bütün âlem altüst olsa, haberi olmazdı. Bir harpte ayağına saplanan oku, namazda çıkardıkları hâlde haberi olmamıştır. İlme ve öğrenmeye çok kıymet verir ve buyururdu ki: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT