BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Annesine karşı gelmesi imkânsızdı...

Annesine karşı gelmesi imkânsızdı...

Lamia hanım elindeki porselen çay fincanını mübalağalı bir dikkatle bıraktı sehpanın üzerine. Ortada duran bardaklarla aynı desendeki yuvarlak tabağın içindeki un kurabiyelerinden birini alıp hafifçe ısırdı.



Lamia hanım elindeki porselen çay fincanını mübalağalı bir dikkatle bıraktı sehpanın üzerine. Ortada duran bardaklarla aynı desendeki yuvarlak tabağın içindeki un kurabiyelerinden birini alıp hafifçe ısırdı. Elini kırıntıların dökülmemesi için çenesinin altına doğru tutmuştu. Mırıldandı beğeniyle: - Güzel olmuş, bu Seniye de bayağı güzel şeyler yapmaya başladı. Yıllardır yanlarında çalışıyordu aşçı kadın. Ömer bey bir seyahati sırasında tanımıştı Seniye’yi. Haline acımış, dönerken yanında getirip gelmişti. Niğdeli’ydi ve bütün yörelerin yemeklerini çok güzel yapıyordu. Onun bu yeteneğini de Lamia hanım ortaya çıkarmıştı. O günden sonra Seniye mutfakta çalışmaya başladı. Evin müştemilatında kalıyor, bütün hayatı Ömer Aydemirlerin konağında geçiyordu. Handan, kayınvalidesinin söylediklerini başını sallayarak tasdik etti. Ağzı kurabiyeyle dolu olduğu için konuşamıyordu. Bir yudum çay daha içti Lamia hanım. Kaşları yeniden çatılmıştı. Meraklı bir tavırla söylendi: - Nerede kaldı bu Çetin? Bu kadar uzun mu sürer bu işler? Handan biraz da çekinerek sordu. Lamia hanım gelininin ailenin önemli kararlarına karışmasından, ilgilenmesinden pek hoşlanmazdı. Tek otorite, tek söz sahibi kendisi olmalıydı. Bu nedenle bir işe ne kadar çok insan girerse, o kadar olumsuzluk çıkacağına inanırdı. - Nereye gidecek anne Çetin? - İsviçre’ye. Gidip orada kalsın biraz. Yani hayretler içinde kaldım kocana. Kendi kardeşini elin iki paralık muhasebecisi için ateşe atmaktan çekinmeyecek müdahale etmesem. Hayret doğrusu... Handan ses çıkartmadı. Zaten çıkartamazdı. Başını önüne eğmekle yetindi. Nalân, öğlen uykusundaydı. Onlarda gelin kayınvalide ikindi çayı içiyorlardı. Her gün saat dört buçukta bu çay salona getirilmek mecburiyetindeydi. Büyük hanımın emirleri böyleydi. Handan fincanındaki son yudumu da içti. Ağzını zarif çiçek desenli peçete ile kuruladı. Sol tarafındaki o korkunç ağrı yine başlamıştı. Yaklaşık iki aydır şikayetçiydi bu ağrılardan. Ara sıra ağzının içi dayanılmaz derecede acıyla doluyor, hemen ardından da bu ağrılar başlıyordu. İki kere doktora gitmişlerdi Feyyaz’la. Ama her ikisinde de kesin bir teşhis konamamış, “inceleyelim” denmişti. Sonra da gerisini getirmemişti Handan. Oldum olası doktorla haşır neşir olmaktan hoşlanmazdı. Lamia hanım kendi kendine konuşur gibi devam etti: - Böyle şey hiç görülmedi. Niçin bu iki kardeş arasında böyle bir kopukluk var anlamam mümkün değil. Ama bütün bunlar Feyyaz’dan kaynaklanıyor. Ailesine gereken önemi asla vermiyor. Kime benzedi bilmem. Bu sırada salon kapısı açıldı ve içeriye Çetin girdi. Yılışık bir şekilde gülerek baktı yengesine: - N’aber yenge, bızdık nerede? - Uyuyor Çetin. Hoş geldin. Elindeki siyah kaplı küçük defteri annesine doğru salladı: - Tamam, pasaport işini hallettik. Bileti de ağabeyim alacak. Zürich’e gidiyorum. Oradaki temsilcimizle konuştu ağabeyim. Bana kalacak bir yer ayarlayacaklar. Sağ ol anne. Lamia hanım büyük bir iş başarmanın verdiği gururla sert bakışlarını yumuşatmadan salladı kafasını: - Haydi bakalım, artık aklını başına topla. Bir müddet kal orada. Biz şu işi halledelim hayırlısıyla. Sana gereken parayı ben gönderirim. Ama çizmeyi aşma sen de... Çetin şımarık bir tavırla annesinin koltuğunun kenarına ilişti. Sarıldı onun boynuna, yanaklarından öptü. Lamia hanımın yüzündeki otoriter ifade birkaç saniye içinde yok oluverdi bunun sonucunda. Sırtını okşadı oğlunun. Gülüyordu. Handan ise hayretler içinde izliyordu bu manzarayı. Büyük hanım böyle davrandığı sürece Çetin’in bir baltaya sap olması imkansızdı. Kocası ise günlerdir uyku uyumuyordu. Hapishanedeki Fehmi beyi düşünüyor, onun babasız kalan ailesini aklına getiriyor, dönüp duruyordu. Annesinin emirlerine karşı gelmesi ise imkansızdı. Bu ikilem içerisinde bocalayarak geçiriyordu saatlerini. Tek avuntusu ise kızıydı. El ayak çekilip, karı koca odalarına geçtikten sonra biricik kızları hakkında konuşuyorlardı saatler boyu. Onun istikbalini, onun hakkındaki temennilerini ve hayallerini konuşuyorlar, bundan mutlu oluyorlardı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT