BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuk kitabı yazmak çok büyük sorumluluk

Çocuk kitabı yazmak çok büyük sorumluluk

Çocuk edebiyatının duayen isimlerinden Gülten Dayıoğlu, "Çocuğa kitaplarla öğretilen yanlış duygu, düşünce, yargı ve görüşler, mezara kadar sürüyor" uyarısı yaptı. Dayıoğlu, "Çocuk kitabını bu bilinçle yazmak, sözcükleri bile özenle seçmek gerekiyor" dedi.



SUNUŞ... "Bir Yaşamış Bir Yazmış..." Ülkemizin çok kıymetli yazarlarından Gülten Dayıoğlu'nun hayat hikâyesini anlatan şahane kitabın başlığı... Ne kadar da güzel özetliyor büyük üstadın hayatını... 50. sanat yılında 31. Uluslararası Kitap Fuarının onur yazarı seçilen ve hayatıyla ilgili birçok hatıranın yer aldığı kitap, TÜYAP tarafından bir kültür yayını olarak okuyucuyla buluştu. Okudukça duygulanıyorsunuz, gerçekten de "bir yaşamış bir yazmış" Dayıoğlu... 50. yılına ulaşmış bir edebiyat hayatı, nesillere dokunmuş, onları önce Fadiş'le, ardından Ayşegül'le büyütmüş, dünya çocuklarıyla tanıştırmış, bugünün çocuklarını, anne ve babalarını gizemli dünyalarda, gerçek hayatların içerisinde büyütmüş, geliştirmiş, kısacası okumayı seven herkesin hayatına bir şekilde dokunmuş dünya çapında değerli yazarımızı bu hafta sayfamızda ağırlamaktan, sizlerle bir araya getirmekten o kadar mutlu ve gururluyum ki; sözü daha fazla uzatmadan bu zarif, mütevazı, dünya tatlısı insana bırakıyorum... İŞE GİDER GİBİ EVDE ÇALIŞIRIM Öğretmenlikten ayrıldıktan sonra kendisini tamamen yazmaya verdiğini söyleyen Gülten Dayıoğlu, "Masamın başına sabah 9'da otururum, öğleye kadar çalışırım. İşe gidermiş gibi giyinir kuşanırım. Öyle sabahlıkla falan olmaz... Bir disiplindir bu benim için. Bazen 3 sayfa yazarsınız, bazen 15 sayfa" diyor... Uluslararası Kitap Fuarının onur yazarıydınız. Neredeyse mesleğinizde 50. yılınıza yaklaşırken duygularınızı öğrenebilir miyiz? - 2012 Yılı Uluslararası Tüyap Kitap Fuarının Onur Yazarı olmak beni çok mutlu kıldı. 2013'te 50. sanat yılımı kutlamaya hazırlanırken, onur konukluğu olayı bana, Çocuk ve Gençlik Edebiyatına verdiğim elli yıllık emeğin ödülü gibi geldi. Yaşarken bugünleri görmüş olmanın mutluluğunu da yaşıyorum üstelik. - Türk okuyucusu için de bir klasik haline gelen Fadiş, 40. yaşına girdi. Bunca yıldır ilgiyi hâlâ üzerinde tutabilmesini, güncelliğini koruyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? - Fadiş'in geçen sene, kırkıncı yılıydı. İlk romanımdır. Benim için de çok özeldir. Başta okullar olmak üzere değişik ortamlarda çeşitli etkinliklerle kırkıncı yıl kutlandı. Bu kitabı üç kuşak okudu. Fadiş'in bilgisayarla bütünleşmiş olan en yeni kuşaklar tarafından bile hâlâ ilgiyle okunuyor olmasının nedeni; her kesimden, her yaştan okurun bu romanda kendinden bir parça buluyor olmasıdır. Romanda kendi çocukluk yaşamımdan esintiler var. O esintiler, yüreğimden kopup geldiği için, öyle sıcak ve gerçek ki!.. Bence her insanın yüreğinde, çocukluk yıllarından kalma sızılar ya da sevinçler, coşkular yer etmiştir. Okurlar Fadiş tipiyle özdeşleşerek, hayatta yürek sızısı çeken, zor bir çocukluk geçiren insanların varlığını anlıyor. Yani bu konularda yalnız olmadığını görüp rahatlıyor. - "Çocukluğum biraz buruk geçti" benim diyorsunuz, yazarlığınızı, anneliğinizi nasıl etkiledi bu durum? - Zor geçen çocukluk yıllarımı, daha doğrusu analı babalı olduğum halde öksüz, yetim gibi annemle babam arasında kalışımı hiç unutamıyorum. Belleğimde yer eden o anılar, elbette anneliğimi, öğretmenliğimi, yazarlığımı etkiledi. Yuvamın yıkılmaması için hep tetikte oldum. Evlatlarımın analı babalı bir yuvada büyümesi için bencilliğimi yenip, pek çok konuda özveride bulunmayı yaşam biçimi edindim. Öğrencilerime ve "İNSAN"a yaklaşımım, hep sevgi ve şefkatle oldu. Zorda ve darda olanlarla empati kurmaya kendimi koşulladım. Sanırım kimliğimdeki bu özellikler, çocukluğumdaki buruk hayatımdan kaynaklanıyor. - Neden çocuk kitapları? Çocuklara ulaşmanızda öğretmenlik mesleğinizin etkisi büyüktür sanırım. - Çocuk ve gençler için yazmayı çok seviyorum. Sevgiyle yapılan işlerin, iyi sonuçlar verdiğine inananlardanım. Ben yetişkinler için okura edebi zevk veren, sosyal içerikli öyküler yazarak başladım bu işe. Öğretmen olunca kalemimi çocuk ve gençlere adadım. - Özellikle çocuk yazarı olmak çok mesuliyetli bir iş diye düşünüyorum. Siz de bir röportajınızda "bir kelimenin bile vebali var" diyorsunuz. Genç yazarlara ne tavsiye edersiniz? - Çocuklara kitap yazmak çok büyük bir sorumluluktur. Çocuk kitabı yazmayı kolay sananlar çok yanılıyorlar. Gerçekten önemli sorumlulukları yüklenmek gerekiyor. Çocuğa kitaplarla öğretilen yanlış duygu, düşünce, yargı ve görüşler, mezara kadar sürüyor. Çocuk kitabını bu bilinçle yazmak, sözcükleri bile özenle seçmek gerekiyor. Ama günümüzde çocuk edebiyatı karmaşık halde. Nitelikli kitap sayısı az. Etrafı cicili bicili, elma şekeri gibi kitaplar sarmış durumda, ama maalesef içleri boş... - Kitapların ismini vermek de çok önemli, zor bir süreçtir diye düşünüyorum. - Kitaba isim verme aşamasında uykularım kaçar. İsim, okuru kavrayıp merakını tetikleyecek ki, onu almak istesin. Kitabın ismi en son gelir. Önce ara başlıkları yazarım, sonra onlardan esinlenerek bir liste hazırlarım. Listeyi yayınevine gönderirim, onların da oyu geçer, içime sinerse en beğenilen ismi veririm. Söyleşi ve imza etkinliklerine gittiğim okullarda da bu listeleri öğrencilere sunduğum olur. Kıyamet Çiçekleri adlı kitabımın adı, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde yaptığımız bir konferansta öğrenci oylarıyla ortaya çıktı. İstanbul'a dönerken vapurda sevinçten uçuyordum. Çünkü kitabın adı konmuştu. - Bize vakfınızın çalışmalarından da bahseder misiniz? - Yeni ve ne yaptığının bilincinde olan yazarlara çok ihtiyaç var. Bu nedenle Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfını kurdum. Nitelikli eser yazan genç yazarlara ödül veriyor vakfımız. Altın Kitaplar Yayınevi de yazar isterse, ödüllü kitapları, telif ücreti ödeyerek basıyor. Yani yayıncı da bulmuş oluyoruz yeni yazarlara... Ancak bu çaba yeterli değil. Piyasada çalakalem yazılmış, niteliksiz çocuk ve gençlik kitapları kol geziyor. İyiler onların arasında sıkışıp kalıyor yazık ki!.. Çocuklar yarınki Türkiye'mizin sahipleri. Ülkemizi iç rahatlığıyla teslim edebileceğimiz seçkin yurttaşlar yetiştirmede çocuk kitaplarının önemi çok büyük. Vakfımız bu yıl gençlik romanına ödül verecek. İnternet sitemizde ödül koşulları yazılı. Elinde gençlik romanı olan yazarlar, 31 Aralık 2012 tarihine kadar eserlerini sitemize gönderebilirler. (Yarışma hakkında detaylı bilgi için: Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı... www:gultendayioglu.com... 0212 230 37 14...) - Okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesajınız olur mu? - Bütün Türkiye Gazetesi okurlarını -yediden yetmişe- sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 107 ülkede çocukları gözlemledim Gülten Dayıoğlu, günümüz çocuklarının dünyasına nasıl ulaştığını şöyle anlatıyor: "Her dönemde günün çocuklarına uyum sağlama kaygı ve çabası içindeyim. Sadece güne değil çağa ayak uydurma bilincim de erken oluştu. Eserlerimi de bu bilinçle yazmaya özen gösterdim. Ben aynı zamanda bir dünya gezginiyim, 107 ülke gördük eşimle, bu geziler bana çok şey kazandırdı. Kültürel farklılıkları inceliyorum, bu da çeşitliliği getiriyor. Dünyanın her yerinde çocukları gözlemliyorum. Her birinde farlı bir ışık ve renk var. Kitaplarımın her birinin kurgusunun, içeriğinin farklı olmasının nedenlerinden biri de gezdiğim gördüğüm yerlerde edindiğim izlenimleri romanlarımda değerlendirmemdir. Mesala, "Ganga" adlı kitabımın planını, teybimi açıp Ganj Nehri'nin üzerinde sıcağı sıcağına yaptım. Diğer taraftan (1996) Tömer, (2006) Milli Eğitim Bakanlığı ve (2009) Kütüphaneciler Birliği tarafından yapılan araştırmalar sonucunda ülkemizde 3 defa en çok okunan yazar seçilmemi de gençlerin ve çocukların düzeylerine erişme kaygı ve çabamın sonucu olarak değerlendiriyorum..." EBEVEYNE TAVSİYE Çocuğun iç dünyasına erişmelisiniz "Ağır şekilde cezalandırmamak, çocuğu ürkütmemek gerek. Çocuk, her şeyi ailesiyle paylaşırsa hata yapma oranı düşük oluyor..." İki çocuk annesi Gülten Dayıoğlu, aynı zamanda birçok öğrenci yetiştirdi. Çocukların dünyasını çok iyi biliyor. "Çocuk yetiştiren anne ve babalara önerileriniz ne olur?" diye soruşoruz, şunları anlatıyor: "Taşıma suyla değirmen dönmez. 'Ödünç akıl, cepten düşer' demiş atalarımız. Benim önerilerimin genç ana babalara pek yararı olacağını sanmıyorum. Ama çocukları dünyaya getirdikten sonra, kaygısızlığı yaşam biçimi edinerek ya da kolayı seçerek, başı boş bırakmamak gerek. Çocuk, sürekli olarak sizin onun yanında, omuz başında, ardında, önünde olduğunuzu bilmeli. Onların iç dünyalarına da erişmek, onlarla dertleşmek, görüş alışverişinde bulunmak, onlara sorumluluk vermek yararlı oluyor. Hatalarını, onları yalana, yalan yere yemine, gizliye vb. yöneltecek kadar ağır şekilde cezalandırmamak, çocuğu ürkütmemek gerek. Çocuk her şeyi ailesiyle paylaşırsa, hata yapma oranı düşük oluyor. Çocukları yaş düzeylerinde kitaplar okumaya yöneltmek de hayata hazırlanmaları bakımından çok yararlı. Çünkü kitaplar okura hayatla ilgili ipuçları veriyor. Aşı gibi, okura hayatın her zorluğuna karşı bağışıklık kazanma imkânı sağlıyor..." Dayıoğlu, "Öğretmen olunca kalemimi çocuk ve gençlere adadım" diyor. Ben ilhama inanmam, plan yaparım Gülten Dayıoğlu, "Sürekli olarak nasıl yazabiliyorsunuz, her zaman ilham gelir mi?" sorumuza şöyle cevap veriyor: Ben ilhama inanmıyorum, öyle ilham perileri gelip kulağınıza fısıldamıyor. Ben, yazmadan evvel sağlam bir plan yaparım. Ama planların seyrek de olsa, yarı yolda bıraktığı oluyor. Ben de yeni planlar yapmaya girişiyorum. "Dünya çocukların olsa" adlı kitabımda başıma geldi, üzülerek yırttım, attım, yeniden yazdım ve Alman Yayıncılar Birliği tarafından, "Gençliğe yarın umudu veren, dünya çapında üçyüz kitap" seçkisine alındı. Kitabın bu başarısı, benim için ödül... Yazmaya gelince, doğuştan gelen yeteneğin tetiklediği bir dürtü bu... Nasıl açlık bir dürtüyse, yazmak da bir dürtü!.. Bir roman biterken bir başkası dolaşır aklınızda... Yazmaktan kopmak istemiyorsunuz... Nice yorulsanız da...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT