BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu bir “Taraftar” yazısıdır...

Bu bir “Taraftar” yazısıdır...

Taraf tutmak kalkanı arkasına geçip, “fanatik” durumunu geride bırakan ve “holigan” kavramına bile rahmet okutan bir kitleden söz edeceğim bugün. Şimdiye kadar yapılanlar “ayıp” ötesine geçmek üzereydi. Ancak bir engellinin tekerlekli sandalyesini kıranlar artık “günah” durumuna geldiler.



Tekerlekli bir sandalyeye mahkum o... Ayağa kalkamayacak hiç bir zaman ve iki ayağı üzerine yeni kalkmış birisi onun kafasını kırmaya kalkıyor. Bu nasıl bir aczdir... Bu nasıl bir zavallılıktır... Sandalyesinden kalkabilse bir tokatta üçünü beşini yere serebilecek o adam; hayatında hiç spor yapmamış bir zavallıdan, spor yaparken dayak yiyecek... Burası nasıl bir ülkedir... Yalnız iken bir hamam böceği kadar ürkek ve kaçak, güruha dönüştüğünde ise Viyana’yı almaya kalkacak kadar gözü kara. 6.5 gün “ben” olarak yaşayan ve sadece bir yerde bir maç olduğunda klanı ile bütünleşip cemaate dönüştüğünde “biz” haline gelen biri o. Toplumla ve hayatla olan kavgasını en kolay dışa vurabileceği ortamda, yani bir tribün köşesinde kendisinin olmayan formaya saldıran biri o. AKILLI KÖPRÜ ARARKEN DELİ SUYU GEÇERMİŞ... Akıllısı takımı pazar günü yenildiyse pazartesi günü işe gitmek istemeyendir, delisi ise acilen bir rakip bulup kafasını kırması gerektiğine inanandır. Tribün terörü sokağa oradan da salonlara kadar indi sonunda. Daha yeni, kızların voleybol maçında maç yarıda kalıyordu da hakemleri rica minnet döndürdüler salona. Ardından ülkemizin yüz akı engelli sporculara; yani spor bile yapabilen engelli insanlara saldırdılar. Kimin haklı olduğu bir yana, o yaratıkların ne denli gözünün dönmüş olmasıdır konumuz. Ona göre hakem hep rakibi tutar, rakip seyirci ise esas suçludur. Kendisi para verip seyreder, oyuncusu ise para alıp oynar. Ama o; oyuncusunun kendisi kadar o takım için “çarpışan bir cengaver” olmasını umar. SİS YELPAZE İLE DAĞILMAZ... Ortalığı toz duman edenler, taraftarlığı edepsizlikle harmanlayanlar, rakibini düşman görenler, salonun ortasındaki çaresiz kız voleybolculara veya tekerlekli sandalyeye mahkum gençlere saldıranlar.. Bunların kafasını koparılmadıkça bu işler dü-ze-le-mez... Şiddet yasasını yöneticiye uygula ama elinde kolluk kuvveti olmayan yöneticinin ödediği bedeli engellilere saldıran ucubelerden esirge. Maça rakip taraftar götürmemek değil çözüm, götürüp de korumaktır çözüm; a iki gözüm.. Yolda telefonla konuştuğu için cezası evine gelecek kadar teknolojik olduysan ve ilk itirazında resmini de gönderiyorsan şayet, salonun orta yerinde kelepçelersin o polisten korkmayan canavarı, olur biter... Sahalara ve salonlara “homo sapiens” evresini geçmemiş olanları sokmayacaksın demek ki... Elinde kaydı olacak ve kapıda bakacaksın, “brakisefal” oluşmadıysa almayacaksın içeri. Bakmayacaksın iki ayağının üzerine kalkmış olduğuna... Unutma ki yılan ile kelebek aynı biyolojik tanıma girer ama çok farklı iki tür olarak bilinirler... ------------- Onlar kördü... Geçen yıl poligonda hedefi 12’den vurmuşlardı. G.Saray ile Beşiktaşlı basketbolcular dünya şampiyonu olabildiler milli takımda... Tribüne gelen “peynir beyinliler” ise onları hayata bağlayan tekerlekli sandalyelerini kırdı... ------------ >>> S-ÖZ: “Her yangının temelinde küçük bir kıvılcım yatar...” demiş Dante... “Koca selleri meydana getirenler küçücük dereciklerdir” demiş Shakespeare... ------------ Spor yazarı koyunu kırpmakla mükelleftir. Ancak; bir spor yöneticisi o koyunun derisini yüzmekle ve postunu evinin duvarına asmakla mükelleftir. Buradaki koyun salona saldıran oluyor...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT