BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aile kasabı

Aile kasabı

Bir kasap tam 30 yıl nafile oruç tutmuş. Kimseye söylememiş, kimse de farkına varmamış. Şeytan yeni yetme delikanlı kılığına girip yanaşmış. “Kasap amca demiş bana kıyma yap. En iyisinden olsun ama... Hani bu gün oruçluyum da...”



Bir kasap tam 30 yıl nafile oruç tutmuş. Kimseye söylememiş, kimse de farkına varmamış. Şeytan yeni yetme delikanlı kılığına girip yanaşmış. “Kasap amca demiş bana kıyma yap. En iyisinden olsun ama... Hani bu gün oruçluyum da...” Adamcağız en semiz etleri seçmiş, tahtaya yaymış, almış eline zırhı, inceden kıymış. Tam bitecek delikanlı “ya acaba biftek mi yaptırsaydım” demiş, “kusura bakma bugün oruçluyum da...” Kasap kıymayı kenara koymuş, bifteklik parçaları kesip doğramış, güzelce ezmiş hazırlamış, zarafetle uzatmış. Şeytan “kalsın” demiş “canım birden pirzola çekti, hani bugün oruçluyum da ...” Maksadı “a be evladım biz otuz yıldır oruçluyuz” dedirtmek. Kasap demiş de kaybetmiş mi, sabredip de kazanmış mı bilmiyoruz ama onların naz çekmek gibi bir yanları varmış, kolay darılmazlarmış. BEYAZ MUŞAMBA Kasap mahalle renklerinden biridir, olmazsa olmaz. Sabah gün ağarırken mezbahanın Thames’leri gelir kapıya dayanırlar. Amcam beyaz muşamba önlüğünü kuşanır, dana butlarını, koyun gövdelerini omuzlar. Götürüp tek tek çengellere asar. Buzdolabı dediğin haza odadır. Kapısı nikelajlı saçtır, ayna gibi parlar. Mekanizma dışarıdadır, iterseniz kilitleniverir, şrık şrak! İçeride dili kolu bulunmaz. Hattâ kasabın biri dolapta kalmış (anlatanların yalancısıyım), sabah donmuş cesedini bulmuşlar... Bizim kasaplarımız eti vitrinlemez, ööle domates biberle şekil yapmazlar. Niye? Çünkü alan var, alamayan var. Sadece camekâna bir koyun asar, kabasını gramofon kağıdı ile kapatırlar. Kapıda boncuk dizili şeritler... Aradan dalarsın iki yana sallanırlar. Ses girer, hava girer, sinek asla! Kasap kurban bayramlarında eliniz ayağınız olur. Hem hayvan seçer, hem keser, yüzer, doğrar. İri parçaları fakir fukaraya dağıtırsınız, ufak tefekleri alır yine götürürsünüz ona. Hiç nazlanmadan çeker, arzu ederseniz içine sarımsak ve sucuk baharı katar. Kuru bağırsakları ıslatıp el makinesine takar. İki dakkada 15 - 20 kangal sucuk yapar. Kıyma sucuk asli işidir oysa. Garibim dostluk adına pazarını daraltır, tabiri caizse ayağına sıkar. KEDİ PAYI Şimdi girdin kasaba parmağınla gösterirsin, “şu parçayı alsam?” - N’apçan? - Taze fasulyeye doğrıycam... - I ıh ondan olmaz. Sen bana bırak. Gider dolabı açar, gövdeleri gözden geçirir, kendince bir hesap yapar. Neyi nasıl keseceğine karar verdi mi kasaturayı masada sürer, keyifle işe başlar. Bıçak eline yakışır, misal mezbahanın mor mührünü ustalıkla sıyırır, istenmeyen yağları sinirleri hızla ayıklar, kapının önündeki kadrolu pisiciklere atar. Bazı kedici teyzeler vardır, akciğer (mancar) alıp, doğratırlar... Hayvanlar her gün aynı yer ve saatte hazır olur, vaveyla ile zikrolunan hanımı karşılarlar. Sen saati ne biliyorsun, hani bir gün de vakti şaşırsalar. Tezgâhın yanı başında bir bıçak kutusu olur, ağızları olukta, sapları dışarı bakar. Kasap birini alır, öbürünü koyar, ellerini takip edemezsin, sanatını konuşturur adeta. Pirzolaları, biftekleri ustalıkla keser, pirinç tokmakla ezip şekle sokar. Kekik biber serper, yağlı kağıdı kenarından kıvıra kıvıra sarar. Kağıt kalındır okka tutar, bu yüzden terazinin öbür kefesine de kağıt bırakır, kul hakkından kurtulurlar. MÖ MARKETTEN ÖNCE Duvarda stilize bir dana resmi vardır. Hudut çizgileri ile ayrılmış numaralandırılmıştırlar. Altında yazar: 1-Baş... 2-Boyun... 3-Antrikot... Kasap buna bakıp öğrenecek değildir ya, lüzumu halinde sana bana izah yapar. O devrin kıyma makineleri güçsüzdür, kasnaklar kaydırır, motorun devri düşer, bayıldı bayılacak. Kasap eti tokmakla iter, bir nevi ayar yapar. Deliklerden çıkan kıyma kasa geldikçe kızarır, yağa geldikçe ağarır. Hatırlı müşterilerinkini çift çeker, daha yumuşak ve daha pembe bir karışım sunar. Her gelen “yağsız olsun” dese de bildiğinden şaşmaz. Kıymada bir parça yağ olmalıdır köfte kazık gibi kaykılır yoksa. O yıllarda tavuk ayağa düşmemiştir daha. Pazara gider, köylülerle el sıkışırsın. “Al takke ver külah!” Kadınlar tavuk kesmez, ilk rastladığı veledin eline tutuşturur, yollar kasaba. Kasap nazlanmaz, çeker besmeleyi bıçağı çalar. Eleman beklemez ki damarı boşala. Kaptığı gibi döner, yolları kana boyaya boyaya.. Aile kasabı dediğin aileden gibidir, evde yoksan kapına bakar, mektuplarını alır, misafirini oyalar. Lâkin marketler hazır kıyma ve kuşbaşı işine dalınca... Hiç acımadık onlara, satıverdik anında.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT