BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dua, tedavide çok etkili!

Dua, tedavide çok etkili!

Yaklaşık 9 ay önce troid ameliyatımı yapmıştı. Sonuç; kanserdi. Dr. Güneş tam da o günlerde 'kardeş acısını' romanlaştırdığı kitabını yayımlamıştı. Pek çok yerde haber oldu. O'nunla bu defa hem gazeteci, hem hastası olarak bir de ben röportaj yaptım... Cerrahım'la hayatı ve ölümü konuştum.



ÖZEL RÖPORTAJ Yücel KOÇ - yucel.koc@tg.com.tr (Fotoğraflar: İrfan Özfatura BİR DE BENDEN OKUYUN! Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefi Opr. Dr. Mehmet Emin Güneş, genç yaşta kaybettiği kız kardeşinin ölümüyle yaşadığı duygu fırtınasını romanlaştırdı. Kitap pek çok gazete ve televizyona haber oldu. İstedim ki O’nu bir de benden okuyun. Sadece gazeteci değil, aynı zamanda troid kanserinden kurtulmasına vesile olduğu bir hastası olarak sordum sorularımı. Kanser... Adı bile yetiyor ürkütmeye... Kiminde umut yüksek, kiminde günler sayılı. Ne olursa olsun, büyük şokun sonrasında hastaların sorusu hep aynı; “Niye ben?” İşte buradan başlıyor zor imtihan. Peki acı gerçekle yüz yüze geldikten sonra ne yapmalı? Bu sorgudan geçmiş birisi olarak doktorumun karşısına oturdum. Hasta-doktor değildik bu defa... Ömrünü ameliyathanelerde geçirmiş, nice trajik öykülerle karşılaşmış, kardeşini kaybettikten sonra acının ne demek olduğunu çok daha iyi anlamış, bunu da yazdığı romanla kitap-laştırmış bir cerrah ile gazeteci ve hastası olarak sohbete koyuldum. Her şartta hayata tutunmanın ne demek olduğunu, ölümü kabullenmeyi, inanç ve duanın hasta üzerindeki etkilerini konuştum. Cerrah M. Emin Güneş ile yazar olanın arasındaki fark ne? Cerrah olunca hep yakınını kaybeden insanları görüyorsunuz. Bu insanların çırpınışlarına, umutsuzluklarına şahit oluyorsunuz. Bunlar beni hiç etkilemiyordu. Profesyonel olarak bakıyordum. Nispeten üzülüyorsunuz ama, her hastaya üzülseniz mesleğinizi yapamazsınız. Kardeşimi kazada kaybettiğim 2007 yılı 17 Ağustos’u, benim 17 Ağustos’umdu. Yakınını kaybeden birisi olunca bu insanları çok daha iyi anladım. Aslında bedenini ameliyat ettiğiniz insanların bir de ruhu olduğunu kavradım. Önceden hiç mi etkilenmiyordunuz? Yapı olarak hiçbir zaman çok ters bir insan değildim. Yine de bu olay hastalarıma yaklaşımımı çok değiştirdi. Önceden belki “Buyurun dışarıda ağlayın” dediğim insanlara şimdi sarılıyorum, sırtını sıvazlıyorum, onlarla beraber gözyaşı döküp, acılarını paylaşıyorum. Bunu yapmak, duygularımla hareket edip, mesleki olarak işimi yapmama da engel olmuyor artık. Bu onlara da çok iyi geliyor. O en zor anında ne söylenebilir ki insanlara? Onlara ölümden korkulmaması gerektiğini anlatıyorum. Ölüm bir son değil, bir başlangıç. Ölüm aslında bir köprü, bir odadan bir diğerine geçiş. Bizler masanın hem ameliyat eden kısmındayız, hem de ameliyat olan veya orada ölen insanların arasındayız. Bu iki duyguyu da yaşayanlar olarak doğruyu göstermeye çabalayabiliriz. Herkes sizi anlıyor mu? Ölüme illâ ki birşey vesile olacak. Bazen hastalar, “Siz ölümsüzlük vermeliydiniz. Nasıl oldu bu?” gibi düşünüyor. Oysa bizim de yetmediğiniz bir yer var. Ben hep ameliyata girerken “Allah’ım şifa sendendir” derim. Şifanın geldiği yer bellidir. Bizler vesileyiz. Siz hekim olarak elinizden geleni yaparsınız, gerisini bırakırsınız. Herşeyi yapmanıza rağmen birşeyler yolunda gitmiyorsa hekimin de, cerrahın da yapacağı birşey yoktur. Geçen bir doktor arkadaşım, “Sanki ölümü ben çıkarmışım gibi konuşuyorlar” diyor. Böyle birşey yok tabii ki... Hâşâ biz ne hayat vereniz, ne de alanız. Bizler tamamen bir vesileyiz. Bir hastanızı kaybettiğinizde siz nasıl etkileniyorsunuz? Zor. Ameliyat masasında olmasa da, sonradan kaybedilen hastaları çok gördük. İşimiz bu, yapacak birşey yok. Kanser niye bu kadar yaygınlaştı? Günümüzde kimyasal maddeler ve radyasyon çok fazla. Herşeyde tatlandırıcı veya yapay bir madde var. Yediğiniz sebze ve meyve bile organik değil. Bunlar kanserin başlıca sebepleri. Bunun dışında insanlarda stres çok fazla. Bu da tetikleyici oluyor. Kanser hayatın bir gerçeği olarak kabullenilebilir mi? Maalesef hastalar kanser kelimesini duyduktan sonra bununla yatıp, bununla kalkıyor. Biz hekimlerin aslında hayatlarında bozulan birşey olmadığını söylememiz lazım. Ameliyattan sonra dört duvar arasına hapsolmamak gerekiyor. Öncesinde çalışıyorsan çalışmaya devam et. Bunu yapamayacak güçtekileri kastetmiyorum. Ne var ki bazen hayatına devam edebilecek olanlar da depresyona giriyor, hayata küsüyor. Bütün kanser türlerinde durum aynı mı? Evet. Genelde bu durumu görüyoruz. Özellikle de meme kanserinde... Kadınları organ kaybetme duygusu çok üzüyor. Oysa meme kanseri, şu anda kanser türleri arasında tedavisi en iyi olanlardan... Mide, akciğer gibi kanser türlerinde uzun bir yaşam beklenmiyor. Ne var ki sağlam bir insanın da ne zaman öleceğini bilemezsiniz. Bakarsınız kanser hastası yaşamaya devam ederken, sağlam bir insan başka bir sebepten ölebilir. Önemli olan bence son nefesine kadar hayatı dolu ve kaliteli yaşamak. Kanser tedavisinde en önemli unsur nedir? İnanç çok önemli. Ben kitabımda da onu vermeye çalıştım. İman ve dua... Meselâ yabancı bilimsel yayınlara bakın, “dua insanın ömrünü uzatıyor” deniliyor. Yaradana sığınmak, yaradanımızın kapısının her zaman açık olduğunu bilmek ve O’ndan gelip, yine O’na döneceğimizi bilmek, bu bilinçle hareket etmek zaten korkuya yer bırakmıyor. Bütün mesele tevekkülde mi? Şunu hastalarımızda çok açık görüyoruz. İnançlı insan hayatına devam ediyor. Daha tevekküllü oluyor. Yaşadığı hadisenin kendisini yıpratmasına izin vermiyor. Tedaviden sonra işine gidiyor, başına geleni de çok fazla sorgulamıyor. Öneriniz nedir? Genelde insanlar başına bir şey geldiğinde bunu “şanssızlık” diye yorumlar. “Niye benim başıma geldi?” diye düşünür. “Bu niçin beni buldu?” demek lazım bence. Bunun suçunu etrafta, şanssızlıkta aramamak lazım. Bunun sebebini de insan kendisinde aramalı. “Bu niçin benim başıma geldi?”nin sorgusunu yapınca aslında yanlışı da bulabiliyorsunuz. Hayr da, şer de Allah’tandır muhakkak. Ama şunu da bilmeli insanlar; genişlik sabırdandır, neşe gamdan gelir. Hayatta hiçbir şey tekdüze devam etmez. Her zaman neşeli olamazsınız, her zaman gamlı da olmazsınız. Hayat böyle. Bu ikilemler bence sizi “Bir”e götürmeli. Güzel gözle bakarsanız güzel görürsünüz. İmam-ı Azam Hazretleri sokakta yürürken bir köpek leşini görür. Etraftakiler “Ne kadar kötü kokuyor” derken O mübarek der ki “Ne kadar güzel dişleri varmış.” Bakan göz çok önemli. TESADÜF YOK Dr. Güneş, “Hayatta tesadüf değil, tevafuk var. İşaretleri iyi okumalıyız” diyor. Herkesin hayatında işaretler var Bana neden hep bir şeyim yokmuş gibi davrandınız hocam? (Kişisel bölümleri atlayıp, sonrasından devam ediyorum) İnsanlara umut vermeliyiz. Umutsuz hiçbir şey olmaz. Umudu kaybettiğiniz an o insan bitiktir, tükenmiştir. Bilmeliyiz ki, kapı son nefese kadar açık. Bu kapı, umutsuzluk kapısı değil. Bu kapı, herkesi kabul eden bir kapı. Üstelik sadece iyilere de açık değil. Öyle olsaydı kötüler kime gidecekti? Yeter ki o kapıdan girmek isteyin. Oraya yönelelim, o kapıyı bulalım. Asıl çözülmesi gereken bu. Burada ortada bir çizgiyi tutturmak gerekmiyor mu? Nasılsa bu dünya boşmuş deyip bir kenarda oturmak gerçekten iman etmiş insan için doğru birşey değil. Öbür taraftan yiyip-içip, eğleneyim, keyfime bakayım demek de yanlış. Hayat bu ikisi arasında bir denge kurmayı gerektiriyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, hemen ölecekmiş gibi ahirete çalışmak... Bizim inanç sistemimizde bu vardır. Gönül penceresinden bakınca insanları da daha çok seviyorsunuz, işinizin kıymetini daha çok biliyorsunuz. Yapılan herşeyin bir değeri olduğunu, hepsinin kayıt altına alındığını biliyorsunuz. Bunu bilince elinizden gelenin en iyisini yapma ihtiyacı duyuyorsunuz. Dünya boş olsa insan niye yaratıldı? Bence dünya hakikati arama atölyesi. Siz kardeşinizi kaybetme acısını yaşamasaydınız bugün yine bu idrakte olabilir miydiniz? Bunları insana acı mı öğretir? Bu noktaya yaşayarak geldim. Her zaman seyrettiğim hayatın içinde oldum. Herkesin hayatında böyle işaretler var. Sebep sadece ölüm olmayabilir. İnsanın kişisel menkıbesinde, doğru yolda ilerlemesi için bu işaretler her gün veriliyor aslında. Bunları doğru anlamak önemli. Sanmıyorum ki bir insan hayatına acı olmadan devam etsin. MUHTEŞEM VARLIK Cerrah gözüyle insan kalbinin verdiği duygu! ACABA NE DÜŞÜNÜYORLAR? Opr. Dr. Mehmet Emin Güneş... O’nun iş yeri ameliyathane... Gün boyu sedyelerin biri girip, diğeri çıkıyor otomatik sürgülü kapıdan. Tabii düşünmeden edemiyorsunuz; acaba burada çalışanlar ölüm, hayat ve insan vücudu hakkında ne düşünüyor? “Hiç unutmam, üç sene önce bir çocuk kapısının önünde bir tinerci tarafından kalbinden bıçaklanmıştı. Yaralı, olay yerinde EX olmuş ama, kalbi atmaya devam ediyordu. Göğüs kafesini açıp kalbi çıkardık ve elle masaj yapmaya başladık. Kalbi elime aldığımda bana çok enteresan bir duygu verdi. Bakıyorsunuz, bunun bir elektriği yok, pili yok, bir şarj cihazı yok ama, sıkınca tekrar çalışmaya başlıyor. Nereden geliyor bu güç? O kalbin atımını elinizde hissettiğinizde o büyük gücü de hissetmemek mümkün değil.” NİYE “İKRA”? “Oku”nun da bir sırrı var > Kitabın adını “İkra” koydum, çünkü bu, Kur’an-ı kerimin ilk ayetidir. Yani insanlığa ilk olarak “Oku” diye sesleniliyor. İnce düşünürseniz ne kadar müthiş bir şey. Yaradılışı oku, kendini oku, insanlığı oku, evreni oku. Niye yaratıldım ben, onu “oku”. > Günlük hayatta çok koşuşturmaca içindeyiz. Trafikte, işte, evde. Hayat çok hızlı geçiyor. Geçen aslında hep ömürden tükettiğimiz günler. Bu arada çok şeyi kaçırıyoruz, “keşke”lerimiz oluyor. Sonra bakıyoruz ki herşey için artık çok geç. > Kimseyi zorla inançlı yapamazsınız. Kitabımı okuyanlar, kapağını kapattığında hayatı sorgulasın, ölümü sorgulasın, sevgisiz geçen bir ömrü sorgulasın istedim. > İkinci kitabı da yazmaya koyuldum. İstanbul’un unutulmuş sokaklarında geçen bir hikaye olacak. Okuyanlar hem İstanbul’u daha iyi tanıyacaklar, hem de sevgiyi ve umutsuzluğa kapılmamayı öğrenecekler. > Sırf bunun için Türk Dili ve Edebiyatı’na yazıldım. 1. sınıf öğrencisiyim. Keyifle kuyruğa girip kitaplarımı aldım. 46 yaşındayım. 25 yıl sonra tekrar öğrenci oldum. İnsanlar hayatta keyif aldığı işleri yapmalı, sevdiği insanlarla bir arada bulunmalı. > Hekimlik zor, cerrahlık daha zor. Ama ben çok seviyorum. Sanki başka meslek yapamazdım. Fakat yazmak da bana terapi gibi geldi. Kendimi yeniden keşfettim. BAŞSAĞLIĞI: Hastanede kaldığım dönemde öğrenmiştim durumunu. Değerli büyüğümüz merhum Prof. Dr. Orhan Karmış hocamızın kıymetli oğlu Mustafa Karmış’ın akciğer kanseri olduğu haberi ile üzülmüştüm. Takdir böyleydi. Aylar geçti... Mustafa ağabey pazartesi sabahı vefat etti. Tanıdığım kadarıyla adam gibi adamdı... Ahirete de öyle intikal etti. Cenazesini defnederken sanki kendimi koydum o tabuta... Düşündüm; bir gün hepimiz kabre girdiğimizde kimin önce, kimin sonra gittiğinin anlamı kalacak mı? Oraya ne götürebildiğimiz değil midir bütün mesele? Bu vesileyle ailesine başsağlığı diler, dualarınızı istirham ederiz. Y.K.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT