BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ali Taberî

Ali Taberî

“Lâ ilâhe illallah!” Yani ülûhiyyete, ma’bûdiyyete hakkı olan, yalnız Allahü teâlâdır. Şerîki, ortağı, benzeri yoktur. Vâcib-ül-vücûddur, varlığı, elbette lâzımdır...



Ali Taberî hazretleri, Şafiî mezhebindeki tefsîr, hadîs, fıkıh ve kelâm âlimlerinin büyüklerinden olup, İmâm-ı Eş’arî’nin üstün talebelerindendir. 380 (m. 990) yılları civarında vefât etmiştir. Ali Taberî hazretleri, bir dersinde buyurdu ki: (Lâ ilâhe illallah!) Yanî ülûhiyyete, ma’bûdiyyete hakkı olan, yalnız Allahü teâlâdır. Şerîki, ortağı, benzeri yoktur. Vâcib-ül-vücûddur, varlığı, elbette lâzımdır. Noksânlık ve yaratılmak sıfatları, alâmetleri, Onda yoktur. (Ma’bûd), ibâdet olunan şey demektir. (İbâdet), kulluk etmek, tapınmak, yani hudû’ ve tezellüldür. Yani, kendini aşağılamak, alçaltmak demektir. Bütün kemâlât, yükseklikler, iyilikler kendisinde bulunan, hiçbir noksânlığı olmayan ve her şey, var olmak için ve varlıkta kalabilmek için, O’na muhtâç olan ve kendisi hiçbir şey için, hiçbir şeye muhtâç olmayan ve herkese fâide ve zarâr yalnız Ondan gelen ve Onun izni ve emri olmadıkça, hiçbir şeyin, hiçbir şeye zarar ve iyilik yapamayacağı, Ondan başka her şeyin önü ve sonu yokluk olup, hep var olan bir kimseye ancak ibâdet olunur. İbâdet, yalnız böyle bir kimsenin hakkıdır. Allahü teâlâdan başka, böyle bir kimse yoktur ve olamaz. Bu yüksek sıfatlar başkasında da var dersek, Ona, başkası denilemez. Başka olmak için, farklı olmak lâzımdır. Böyle bir başkasını, ondan farklı, ayrı düşünürsek, ülûhiyyet ve ma’bûdluk şartları, bu ikincisinde noksân olur. Ülûhiyyet ve ma’bûdluk hakkı olamaz. Çünkü, bunun, birinciden ayrı olması için, ma’bûdluk sıfatlarından birinin, bunda bulunmaması lâzımdır. Bunun için de, noksân olmuş olur. Bu ikincisinin, kemâl sıfatlarını tamâm kabûl edip de, ayrılık olmak için, noksân sıfatlardan bir tânesini kendisinde bırakırsak, yine kendisi kusûrlu olmuş olur. Meselâ, her şey Ona muhtâç olmasa, muhtâç olmayanların ibâdet etmesi niçin lâzım olur? Eğer, bir işte, bir şeye muhtâç olursa, yine noksânlık olur. Eğer her şeye iyilik ve zarar Ondan olmasa, Ona ne lüzûm olur. İbâdete neden lâyık olur? Eğer, Onun izni, haberi olmadan, bir kimse, bir şeye iyilik ve zarar yapabilirse, Ona yine lüzûm kalmaz. İbâdet olunmaya hakkı olmaz. Bütün kâmil sıfatları kendinde toplayan, ancak bir olmak, şerîki, ortağı bulunmamak lâzımdır. İbâdete hakkı olan, yalnız bir olmak lâzımdır. O da bir olan, Allahü teâlâdır. Ali Taberî hazretleri, vefatından kısa bir zaman önce şu şiiri söyledi: “Zaman kötü zamandır./İnsanlar ona uydu./Bütün kerîmler gitti./Nefsim pişmanlık duydu./Cömertlikten sorunca,/Cevapları yok oldu.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT