BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Soner Yalçın’a Açık Mektup

Soner Yalçın’a Açık Mektup

Öyle sanıyorum ki, sizin mukaddes kitabınız DAS KAPİTAL’dır. Bunu, tahliye edildiğiniz gün, cezaevi kapısı önünde yaptığınız açıklamadan sonra anladım. Benim mukaddes kitabım da Kur’andır.



Öyle sanıyorum ki, sizin mukaddes kitabınız DAS KAPİTAL’dır. Bunu, tahliye edildiğiniz gün, cezaevi kapısı önünde yaptığınız açıklamadan sonra anladım. Benim mukaddes kitabım da Kur’andır. Kur’an üzerine yemin ederek yazıyorum ki, tevkif edilmenize üzülmüştüm. Sadece sizin için değil, Balyoz ve Ergenekon dâvâsında yargılanan bütün komutanlarımız için de üzülmüştüm. Ben, askerî darbelere şiddetle muhalif olanlardan biriyim. Çünkü biliyorum ki, askerî darbelerden en büyük zararı ordumuz da görüyor. Ülkemiz geri gidiyor. Devlet nizamımız alt-üst oluyor. Ve askerî darbeleri yeni askerî darbeler takip ediyor. Ama ordusuz millet, ordusuz devlet de katiyyen kendisini koruyamıyor. Askerî darbelerin dehşetini bildiğim hâlde, aylarca önce, yine bu sütunda yazmıştım. Demiştim ki: Yetkim olsaydı, darbe teşebbüsünde bulunan subayların hepsini ordudan uzaklaştırır, ama bir tekini bile cezaevine sokmazdım. Sayın Soner Yalçın! Darbeci subayların bile tevkif edilmelerine üzülen kimse, sizin gibi birkaç gazetecinin içeri alınmasına nasıl sevinebilir? Ama sizin, tahliye edildikten sonra cezaevi kapısı önünde yaptığınız açıklamayı gazetelerden okuyunca çok üzüldüm. Diyorsunuz ki: “Biz bu vatana hasret içinde sürgün yaşamayı Nâzım Hikmet’ten öğrendik. Biz Aziz Nesin’den, Sabahattin Ali’den, Rıfat Ilgaz’dan inadına gazete çıkartmayı öğrendik. Ama bize yenilgiyi öğretemeyeceksiniz. Biz yenilgiyi öğrenmeyeceğiz ve inadına yazacağız!” Siz ya hiç okumamış, ya okuduklarınızı hiç anlayamamış veya gerçekleri ters yüz etme alışkanlığına yakalanmışsınız. Önce bilmelisiniz ki, Nâzım Hikmet, Türkiye’den katiyyen sürgün edilmedi. Kendi gönlüyle, bilerek, isteyerek Moskova’ya kaçtı. 1951 yılında, Moskova Havaalanına indiği zaman, TASS Ajansına, göğsünü gere gere dedi ki: “O kadar mutluyum ki! Bütün hayatımı, aşkımı, idealimi bu muazzam şehre borçluyum. Ben Sovyetler Birliği’nin çocuğuyum. 24 yıl sonra bu büyük şehre gelirken, tekrar kendi vatanıma dönmüş oluyorum. Stalin, benim için çok önemlidir. Gözümün ışığıdır. Beni Stalin yarattı!” Sürgüne gönderilen insan böyle mi konuşur Soner Yalçın? Siz Nâzım’ın, çok yakın dâvâ arkadaşlarından Zekeriya Sertel’in Milliyet gazetesi yayınları arasında çıkan Nâzım Hikmet’in Son Yılları isimli kitabını da ya hiç okumadınız veya okuduğunuz hâlde inkâr ediyorsunuz. Sertel’in de belirttiği gibi, Ruslar, Nâzım Hikmet’i, her yerde, hatta yattığı hastanede bile iki KGB mensubuyla adım adım takip ettirdikleri halde, o bundan katiyyen şikâyetçi olmadı. Bir şiirinde diyordu ki: “Ben burada (Moskova’da) rüzgâr gibi/Bir halk türküsü gibi hürüm/ Ama sürgünde değil, gurbet ellerinde değil/ Öleceğim rüyalarımın memleketinde/ Beyaz şehrinde en güzel günlerimin.” Siz bırakın Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz gibi Marksist, Leninist dostlarınızı, bize Marksist sistemle huzur bulmuş kalkınmış bir tek ülke gösterin. Marksist sistem, milyonlarca insanı öldürmesine, ülkelerinden kaçırtmalarına rağmen, neden gümbür gümbür yıkılıp gittiğini düşündünüz mü? Bilmelisiniz ki siz değil, bin Nazım Hikmet, bin Sabahattin Ali, bin Aziz Nesin, bin Rıfat Ilgaz... bile, çağımızın yüz yıl gerisinde kalan o sistemi Türkiye’de yaşatamaz, yayamaz. Siz de boşuna yazarsınız ancak okumamış, araştırmamış bazı gençleri kandırmakla kalırsınız Soner Yalçın Bey!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT