BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nice yıllara

Nice yıllara

‘Huzur veren gazete’ sloganını şiar edinen Türkiye, gurur dolu 30 yılı geride bıraktı. Dr. Enver Ören ve arkadaşlarının attığı temellerin üzerinde şimdi onbinlerce çalışan ve yüzbinlerce okuyucu ve dev bir yayın grubu yükseliyor....



Bugün mutlu bir gün. Çünkü 30 yaşındayız. Dile kolay, 30 koca yıl... Acısıyla, tatlısıyla, zahmeti ve rahmetiyle geçen yarım ömür. Evet, gazeteniz Türkiye 30 yaşında, olgunluk çağında. Yeni bin yıla, yeni bir çağa girdiğimiz 2000 yılında, Türkiye gazetesi 30 yıl gibi kısa sayılabilecek bir zamanda basının saygın, dürüst, iddialı ağabeylerinden biri haline geldi. Bir bahar sabahı birkaç idealist gençle yayın hayatına başlayan Türkiye, bugün kardeş kuruluşları TGRT ve İHA ile Türk medya sektöründe ağırlığını hissettirirken, dünyada da bilinen ve güvenilen bir yayın grubu haline geldi. Zorlu yıllar Bugünlere gelmek kolay olmadı. Zorlu yıllardı. 1970’lerin başında gazeteciliğe soyunmak, ateşten gömlek giymek gibiydi. Sermaye yok, matbaa yok, eleman yok, yazar çizer takımının ise yanına bile yaklaşılmıyordu... Bugünkü gibi, dünyanın en ücra köşesinden bile haber ve fotoğraf geçmenizi sağlayan dizüstü bilgisayarlar ve dijital fotoğraf makinaları hayal bile edilemiyordu. Harfler kurşundandı. Linotip ve entertip dizgi makinalarında özenle satır satır dizilip, çelikten bir sayfanın içine sıkıştırılıyordu. Dört bir yandan kuşaklanıp, üzerine bir karton serilerek kurşun dökülüyordu. Sıra alınan matrisi, matbaaya yetiştirmekteydi şimdi. Henüz ofset tekniği geliştirilmemişti. Sekiz sayfalık günlük gazete tipo baskı tesislerinde dönmeye başladığında gazeteciler bir “oh” çekerdi. Dağıtım mı? O zaten başlı başına bir problemdi. Başlıklar, harf sayılarak, punto belirtilerek verilirdi. Manşeti büyük istiyorsanız, özel şimşir harfler yaptırmanız gerekiyordu. Tüm bu zorluklara rağmen, gazete çıkarmakta kararlı olan birkaç genç, inançlı, inatçı ve kararlıydılar. Başlarında bir biyoloji öğretmeni vardı: Enver Ören. İnançlıydılar, çünkü devlete ve millete hizmet etmenin yolunun buradan geçtiğini biliyorlardı. Kararlıydılar, çünkü huzur veren bir yayın organına ihtiyaç vardı. İnatçıydılar, çünkü tıpkı Tarık bin Ziyad’ın Endülüs’e geçtikten sonra gemilerini yakması gibi, kendilerini başarmaya mahkum kılmışlardı. Onlar bir hayalin peşindeydi: Güleryüzlü gazetecilik. Sadece insan köpeği ısırdığında değil, güzel şeyler yapıldığında da haber olmalıydı. Kolay değildi. Ama başardılar. Gazetecilik anlayışını değiştirdiler. Huzur veren gazeteyi kabul ettirdiler. Moral zorlukların yanında gazetecilik her şeyiyle zahmetli bir meslekti. Ankara baskısı için her gün iki matris yola çıkarılırdı. Biri uçağa yollanır, diğeri “ne olur, ne olmaz, ya uçak kalkmazsa” diye araçla yola çıkarılırdı. Aracın şoförü Bolu’ya ulaştığında telefon eder, uçağın Ankara’ya vasıl olduğunu öğrenince geri dönerdi. Kolay değildi. Haber toplamak, haber yazmak haber geçmek zor, çok zooor zanaattı. Hakkari’den cep telefonuyla haber yazdırmak mı? Ankara’dan yıldırım telefon bağlatmak için bile saatlerce telefon başında beklemeniz gerekebilirdi. Hatlar kesilir, konuşmalar karışır, kavga, gürültü, kargaşa, bir türlü baskıya geçemezdiniz. Teleks çıktığında, herkes haberciliği kolaylaştıran bu aleti görmek için sıraya girmişti. Medyadan finansa Bir yıl, üç yıl, beş yıl... Günler, aylar, haftalar, geceler boyu süren çalışmalar... Enver Ören ve arkadaşları gazete çıkarmanın zorluğunu daha iyi kavramışlardı. Para kazanmak mı, aksine üstüne koymanız gerekiyordu. Bırakın yatırımı, kağıt parasını temin etmek bile büyük bir problemdi. Ama kararlıydılar. Gazetecilikten asla vazgeçmeyeceklerdi. Çözüm yolları aradılar. Ve yeni ürünlerden, teknolojiden faydalanma kararı aldılar. Başka yerden para kazanıp gazeteye yatırmalıydılar. Kazandılar da. Önce “tozsuz tebeşiri” çıkardılar. Amerika’nın yeniden keşfi gibiydi bu. Peynir ekmek gibi tozsuz tebeşir satıyorlardı. İyi de para kazanıyorlardı. Öyle ki, altın bulmuş gibi olmuşlardı. İsmini de öyle koydular: Altın tozsuz tebeşirleri. Tebeşiri başka ürünler izledi. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hemen her eve girmiş olan “İhlas Küçük Ev Aletleri” olarak yaşantımızın birer parçası oldular. Yetmedi, gazeteniz Türkiye’nin cesur öncüleri yeni sektörlere girdiler. İnşaat, otomotiv, finans ve enerji... Türkiye Gazetesi ile atılan tohum bugün onbinlerce çalışanı ile dev bir holdinge dönüştü. Umutla, ileriye Dr. Enver Ören hep öndeydi. Güler yüzü, tatlı dili ile bir medya patronunun da ötesine geçti. Bu yapının hamurunu yoğuranlar, bugün onlar da öne geçecekler... Bunca yılın emeğinin, bunca yılın geceli gündüzlü çalışmasının mükafatını alacaklar. Yayın hayatında sayısız ilke imzasını atan Türkiye Gazetesi, yeni bir ilki daha başlatıyor. İhlas Holding Konferans Salonu’nda yapılacak törenle, İhlas camiasına 25 yıl hizmet veren sessiz kahramanlar birer şükran plaketi ile ödüllendirilecek. Sadece onlara mı? Her şirketten seçilen birer kişiye de başarı plaketi verilecek. Bizzat İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören’in ödüllendireceği üç isim daha var: Medyanın üç dev kuruluşunun başındaki üç yönetici: Türkiye Gazetesi Genel Yayın Müdürü Kenan Akın, TGRT Genel Müdürü Ali Baransel ve İHA Genel Müdürü Hasan Erkut Saylan. Ardından İzzet Altınmeşe konseri var. 30 yıl dile kolay. Kolaylıkları, zorlukları, zahmet ve rahmeti ile... 30 yaşındaki Türkiye, İhlas Holding bünyesindeki 30 bin kişi, yurt içi ve yurt dışındaki yüzbinlerce okuyucusu ile şimdi ileriye daha cesur, daha atak ve daha bir umutla bakıyor. Çiller’den kutlama Bu arada, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Türkiye Gazetesi’nin ve TGRT’nin kuruluş yıldönümlerini kutladı. Çiller, gazetemiz ve TGRT’ nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören ile TGRT Genel Müdürü Ali Baransel’e gönderdiği mesajlarda, her iki yayın kuruluşunun yıldönümlerini kutladı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT