BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hidâyetullah Erbilî

Hidâyetullah Erbilî

“Bir kimse kendisini iyi sıfatlarla süslenmiş, güzel ahlâkla bezenmiş bilir, kendini bir başkasından üstün tutarsa, bu, ulûhiyyet davasına kalkışmak olur!”



Hidâyetullah Erbilî hazretleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin ve evliyânın en yükseklerinden olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin halifelerindendir. Kuzey Irak’ta bulunan Erbil beldesindendir. Önceleri ümmî idi. Sonra âlim oldu. Kerâmetler sahibi, firâseti ve ileri görüşlülüğü çok kuvvetli olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri ona; “Belki bazı ilimleri öğretmeye muhtaç olursun gel sana çeşitli ilimleri öğreteyim” buyurdu. O da kabûl edip, talebesi oldu. Aklî ve naklî ilimlerde yetişerek icâzet aldı. Hocasının vefâtından sonra, Osmanlı vâlilerinden Mahmûd Paşa, Erbil ve civarına varınca, hakîkatte ilim ile meşgûl olmayan, görünüş olarak o mevkilerde bulunan İmâm ve şeyhlerin hepsini yerlerinden çıkararak uzaklaştırdı. Hidâyetullah Erbîlî ise, Mahmûd Paşa’nın isteğiyle ders vermeye başladı. Mevlânâ Hâlid hazretlerinden aldığı ilim ve ma’rifetleri talebelerine büyük bir sabırla anlattı. Bu gelenler; “Biz bu zamana kadar bu zâtın bu kadar ilme sahip olduğunu bilmiyorduk. Hâlbuki ilim ve edeb sahiplerinden kadri yüce bir âlimmiş” diyerek hayretlerini bildirdiler... Bu mübarek zat, sohbetlerinde daima hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinden bahsederdi. Vefatından kısa bir zaman evvel bir sohbetinde, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin yazdığı mektuplarından birini okudu. Bu mektupta şöyle demektedir: Allahü teâlâya hamd, Muhammed aleyhisselâma, temiz âline ve seçkin Eshâbına salât ve duâdan sonra biliniz ki, bir kimse kendisini iyi sıfatlarla süslenmiş, güzel ahlâkla bezenmiş bilir ve görür, kendini bir başkasından üstün tutarsa, bu, ulûhiyyet davasına kalkışmak olup, sonsuz olarak tard olmasına sebep olur. Allah korusun! Nitekim İblîs (şeytan); “Ben ondan (Âdem aleyhisselâmdan) iyiyim” dedi ve bu sözü onun kovulmasına sebep oldu. O hâlde son derece korkmalı ve titremelidir ki, hiçbir talebeyi, hiçbir kimseyi hattâ içki içeni dahi, kendinden aşağı bilmemelidir. Bu, içki içmek haram ve kötü değildir manâsına düşünülmemelidir. Böyle i’tikâddan Allahü teâlâya sığınırım. Belki son nefeste kimin imânla gidip gidemeyeceğinin bilinmediğindendir. Çok içki içenler vardır ki, sonunda pişman olup, titreyen elleriyle, Hakîm-i mutlakın dergâhının istiğfar, pişmanlık ve tövbe eteklerine sıkıca tutunmuş, iyiler defterine kaydolmuşlardır. Çok riyâzet çeken zâhidler vardır ki, sonunda fâcirler tarafına kaymış, belki küfür alâmetlerini işlemişlerdir. Allahü teâlâdan dünyâ ve âhirette bize afiyet vermesini isteriz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT