BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocukların kalıcı depremi boşanma

Çocukların kalıcı depremi boşanma

Çocukların boşanmayı algılamaları, içinde bulunduğu yaş dönemine göre değişiklik gösterebilir. Okul öncesi dönemde gelip geçici zannedilir. Ancak ilerleyen yaşta çocuk yaşadığı acıları şiddetle ve yalnızlıkla belli eder.



Gökhan Ergür - PSİKOLOG gokhan.ergur@ihlaskoleji.com "Sınıfın en arka köşesinde sessiz ve düşünceli bir şekilde otururdu hep. Tüm sınıf, teneffüslerde kola tenekelerini ezip maç yaparken o tek başına dolanır, manasını sonradan öğreneceğimiz içli türküler söylerdi. Ders başarısı çok iyi değildi ve sürekli hamburger yerdi. İkisi arasında nasıl bir bağlantı kurduğumu soracak olursanız inanın ben de bilmiyorum. Ama o zamanlar hamburger yemek çok afili bir eylemdi, tıpkı cüzdan ve anahtarlık taşımak gibi. Anahtarlığını sürekli parmaklarının arasında sallar, biz de bu büyüyüp de küçülmüş "adama" hayranlıkla bakardık. Çok geç öğrendim durumun pek de hayran olunacak bir hâl olmadığını ve o anahtarlığın koca koca anlamlar taşıdığını." Hayat bu, iyi ve kötünün kesişim kümesi... Her zaman işler yolunda gitmeyebiliyor, mutluluk kadar hüzün de var içinde; bazen bir çay kaşığı, bazen de çorba... Aile hayatı da böyledir, ebeveynler bazen anlaşamaz ve ayrılık kararı alabilir. Bu durumun çocuğa yansıması genellikle kötü olur. Çocuklar genel itibariyle anne ve babasıyla bir hayat sürmek ister ve bu, onların ruhsal ve sosyal uyumları için gerekli bir durumdur. Çünkü içinde bulunulan ortam huzurludur, yani anne ve baba uyumludur. Bir de durumun böyle olmadığı hâller vardır aynı ev içinde iki yabancı. Birbirleriyle konuşmayan, daima asık suratlı, sürekli kavga eden, çekişen iki yetişkinin arasında kalan çocuğu düşünün. Bu durum çocuğa fayda mı verir zarar mı? Cevabını lütfen siz verin. Bahsettiğimiz gibi ayrılıklar da hayata dâhildir. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre her dört çocuktan biri öz anne ya da babasından ayrı kalmaktadır. Türkiye'de ise 2011 yılının son çeyreğinde 28 bin 370 çift boşanmış. Dağılan binlerce aile ve çocuklar... Burada önemli olan boşanma sürecini en az hasarla atlatabilmek. Anne ve baba kendi çekişmeleriyle boğuşurken çocukları ezdiğini bazen unuturlar. Bazen de çocukları bir hırs nesnesi hâline dönüştürebilirler. Boşanmadan önce ya da sonra yaşadıkları gerginlikleri ve problemleri çocuklar üzerinde yaşarlar, çocukları kendi taraflarına çekmek isterler. Kendi vicdanını ve toplum vicdanını rahatlatmak için gereksiz yere abartılı davranışlar gösterebilirler. Anne, babayı; baba da anneyi kötülemek için fırsat kollar. Bu, hoş bir tavır değildir. Hiçbir çocuk, annesinin beceriksiz; babasının ilgisiz biri olduğunu duymak istemez. Çocukların boşanmayı algılamaları, içinde bulunduğu yaş dönemine göre değişiklik gösterebilir. Okul öncesi dönemde (0-5 yaş) boşanma sadece bedensel bir ayrılıştır ve çocuk bu durumun gelip geçici olduğunu düşünür. Bu dönemdeki çocuklar, ebeveynlerin birbirine karşı beslediği olumsuz hisleri algılayacak seviyede değillerdir, olan biteni anlamakta zorluk çekerler. Özellikle boşanma sonrası bunalım belirtileri gösteren annelerin çocuklarında anneye aşırı bağımlılık, anneden kopamama ve kazandığı tuvalet alışkanlığını kaybetme gibi davranışlar görülebilir. Kimi çocuk bu dönemde yaşadığı acıları şiddet olarak çevresine yansıtırken kimi de bu acının etkisiyle içine iyice çekilir ve yalnızlaşır. İlkokul döneminde çocuk için boşanma, artık sonuçları bilinen bir durumdur. Çocuk, anne ve baba arasındaki ilişkinin farkındadır. Anne ve babaya karşı aynı anda farklı hisler besleyebilir. Dalgalı bir şekilde bazen anneyi bazen de babayı haklı bulabilir. Ayrılığın temel nedeninin kendisi olduğunu düşünüp vicdan azabı çekebilirler, buna değersizlik hissi de eklenebilir. Ama zamanla durumun böyle olmadığını, olayların kendi dışında geliştiğini fark eder. Ergenlik döneminde ise boşanma tam manasıyla kavranabilir, çocuk anne ve babanın duygularını net olarak anlayabilecek seviyededir. Ve olaya iki taraftan bakıp kendince değerlendirmelerde bulunabilir. PENCERELER Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Hakkında bilmediğiniz 3 şey: YÜRÜYEN MERDİVEN İlk yürüyen merdiven 1892'de yapılmıştı Yürüyen merdivenler insanları yukarı ya da aşağı daha hızlı taşımak için yapılmıştır. Merdivenin açılış amacına uygun olarak merdivende beklemek yerine yürümeye devam etmek gerekir. Yürüyen merdivende sağ tarafta durup, boşta kalan sol şeridi acelesi olanlara bırakmak doğru bir davranıştır. 15 Mart 1892'de yürüyen merdivenin patentini Jesse W. Reno almıştır. Bu taşıma aracının ilk örneği, patent tarihinden 3 yıl sonra (Eylül 1895) New York'taki Coney Island eğlence merkezinde, 25 derecelik eğimli bir düzenekle kullanıma sunulmuştur. Türkiye'nin ilk yürüyen merdiveni için ise "29 Nisan 1964 günü sabahından itibaren faaliyete geçen İstanbul'un ve memleketimizin ilk yürüyen merdiveni, mağazaya 250.000 liraya mal olmuş ve bir gecede monte edilmiştir. 5 metre yüksekliğindeki ikinci kata ortalama 10 saniyede müşterileri çıkarabilen merdivenin saatlik kapasitesi 5000 kişidir. 'Schlieren' marka ve 12 ton ağırlığındaki merdiven, hizmete girdiği günden itibaren yıllarca halkın ilgi odağı olmuştur, haberi yapılmıştır. KARMA SÖZLÜK -?Sözlüklerden seçmeler... Yanlış anlaşılmış şarkı sözleri > Duygu, biraz duygu, bütün isteğim buydu" yerine; "uyku, biraz uyku, bütün isteğim buydu". (dolls) > Yıllar önce kalabalık bir ortamda saf durumuna düşmemi sağlayan olay: Kalabalık masada pek konuşmayan, sessiz sessiz oturan beyefendiye sırf muhabbet olsun, konuşmaya katılsın diye bir soru sordum, -Nerelisiniz? - Karslıyım ben, Kağızman'dan. - Yaaa, sizin oranın nargilesi meşhurmuş galiba di mi? -Yooo, hiç duymadım öyle bir şey, siz nereden duydunuz? -E şarkısı da var hani, "Kağızman'a ısmarladım nargile nargile." diye. - Puhahahaha yok bacım, nargile demiyor orada, nar gele nar gele diyor, bizim oraların narı meşhur hahahahahha! Bir hafta sonra bir koli nar hediye göndermişti üstüne üstlük :) (kadifepanter) > Doğuş'un söylediği: Kör belalı yarim. Anlaşılan / hatırlanan: Kerbelalı yârim (maidis) > "Aç karnına yatılmıyor, Mihriban" şeklinde algıladığım şarkı sözleridir. Üstelik biliyorum da sözleri, artık bilinçaltımda nasıl bir açlık doğduysa. (zgn) > Doğrusu: "Ayrılık geldi başa katlanmak gerek, seni çok çok özledim arkadaşım eşşek." Eğrisi: "Ayrılıp geldi paşa katlanmak gerek, seni çok çok özledim arkadaşım eşşek." (hele buna) > Doğrusu: Aşk dipsiz bataklık / İçinde çırpınmaktan yoruldum. Anlaşılan: Aşk dipsiz bataklık / İçinde Çağan Irmak'tan yoruldum (kederli bir seyir) EĞİTİM AJANDASI Akademik Bilişim 2013 Üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek; bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla Akademik Bilişim 2013 konferansı düzenlenecek. Akdeniz Üniversitesi'nin ev sahipliği yapacağı etkinlik 23 - 25 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleştirelecek. Konferans, herkese açıktır ve katılım ise ücretsiz. tweetçi twitter.com/twtci serkalac 2012'ye son sözüm, hepiniz aynısınız... Maya takvimi bile bitti; değişik bir şey olmadı. Hidrojan İstediği an uyuyabilen insanı kıskandığım kadar başka hiçbir şeyi kıskanmıyorum. Ondaki lüks başka kimsede yok. Nafer Ermiş "Garantili aşk testi: Eşini ve köpeğini arabanın bagajına kilitle. 15 dakika sonra aç. Tahmin et bakalım hangisi seni gördüğüne sevinecek?" istiklalakarsu Altın gününü Dünya'ya anlatmaya kalksak acayip kafaları karışır. 20 kadın+4 kg börek+3 tencere dolma+20 tabak kısır+19 çeyrek altın. acimasiztweet Ömrümüzün yarısı hayalimizdeki sevgiliyi aramakla diğer yarısı ise kaybettiğimiz koli bandının ucunu bulmakla geçiyor. pazartesigibi Şu hayatta kimsenin peşinden koşmadım hareket etmek üzere olan dolmuşu yakalamak için koştuğum kadar. hakankoksal En sinir olduğum huyum, kendi kendime konuşurken sözümü kesmek. İhlas Koleji’nden mektup Hami Koç - hami.koc@tg.com.tr Ana dilin kıskançlığı Anne babaların özel okul tercih etmelerindeki en büyük sebeplerden bir tanesi de çocuklarının yabancı dili iyi öğrenmeleri. Çünkü her geçen gün yabancı dilin önemi artıyor. Artık tek yabancı dil lüks değil. İş ilanlarında "tercihen ikinci yabancı dil" ifadesine daha sık rastlamaya başladık. Ebeveynler de çocuklarının geleceğini düşündükleri için fedakârlık yaparak özel okulları tercih ediyor. Ancak çocuğu özel okula göndermek, yabancı dil öğrenme işini garantiye almak anlamına gelmez. Okuldaki eğitim kalitesi ne kadar iyi olursa olsun, bazı çocuklar dil öğrenme konusunda büyük zorluklar çekiyor. "Bizim çocuk kaç yıldır İngilizce öğreniyor, hâlâ tek kelime konuşamıyor!" diyen anne babaların ilk refleksi okulu sorgulamak. Elbette bir özel okul velisinin okuldaki eğitim kalitesini araştırma hakkı var. Ancak meselenin temelinde yatan asıl mesele maalesef çoğu zaman göz ardı ediliyor: O mesele de ana dil meselesi. Yani bir çocuğun yabancı dildeki başarısı, ana dildeki başarısına bağlıdır. Kendi dilinde hiç kitap okumayan bir çocuğun, İngilizce kitap okuması beklenemez. Eğer bir çocuk ana dilinde bir sayfa kompozisyon yazmakta zorlanıyorsa yabancı dilde birkaç satırdan öteye gidemez. Ana dilinde ortalama 500 kelimeyle konuşan bir çocuğun, yabancı dil konuşurken kullanacağı kelime sayısı 300'ü geçmez. Öyleyse meselenin temelinde ana dille olan ilişki yatmaktadır. Türkçe kitap okuması için teşvik edilmeyen çocuklar, bir zaman sonra İngilizce kitap okumaları için zorlandığında hiç de istenmeyen durumlar oluşabiliyor. Baskı altında kitap okumaya çalışan çocuklar dilden iyice soğuyor. Meselenin sosyal tarafları da var elbette. Bazen anne babalar çok gereksiz bir şekilde çocuklarının turistlerle konuşmalarını istiyor. Bir öğretmenimiz anlatmıştı. Öğrencinin velisi İngilizce öğretmenine gelerek dert yanmış: "Hocam, yazın Antalya'daydık. Çocuk, turistlerle tek kelime konuşamadı!" Öğretmenimiz de: "Peki, çocuğunuz tanımadığı bir Türk'le konuştu mu?" diye sorunca veli "hayır" diye cevap vermiş ve elbette meseleyi anlamış. Dil, bir bütün olarak düşünülmesi gereken bir kavram. Kendi diliyle arası iyi olmayan bir çocuğun, yabancı dille çok samimi olmasını beklemek insanı sükût-ı hayale uğratabilir. Henüz takla atmayı beceremeyen bir çocuktan perende atması beklenir mi? Ana dil kıskançtır. Yabancı dili kıskanır ve asla kendisinden daha iyi olmasına izin vermez. Öyleyse yabancı dilde başarı bekleyen anne babalar için çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak tek yoldur. Sakın unutmayalım! Yabancı dil, ana dilden her zaman geride kalmaya mahkûmdur. Ana dilimizi ve bir yabancı dili, daha mutlu olmak için konuşacağımız büyük kazanımlar öncesinde, ana dilli huzurlu bir hafta diliyorum değerli okuyucularım.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT