BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > O Rambo mu ki herkesi öldürsün

O Rambo mu ki herkesi öldürsün

23 yıl önce suikasta kurban giden Muammer Aksoy'un oğlu, babasını Ferhat Özmen'in öldürdüğüne inanmıyor. Numan Arın Aksoy, "Babamın öldürülmesi dahil bütün suikastları üstleniyor. Bu adam Rambo mu ki, bütün suikastları tek başına yapabiliyor" dedi.



ÖZEL HABER MELİH DUVAKLI melik.duvakli@tg.com.tr Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy, 23 yıl önce 31 Ocak 1990 tarihinde Ankara'da oturduğu binanın girişinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. 27 Mayıs darbesinden sonra 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon sözcülüğü görevinde bulunan Aksoy, bir dönem CHP milletvekilliği de yapmıştı. Aksoy cinayeti 1990'lı yıllara damgasını vuran ve "laiklik-şeriat" tartışmalarına malzeme yapılan cinayetler serisinin ilkiydi. Aksoy'un ölümünü Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri izledi. Yıllarca aydınlatılamayan ve mütedeyyin kesime mal edilen bu kopya cinayetler, 2000 yılında başlayan Umut Operasyonu adı verilen bir dosya ile aynı torbaya doldurulup üstü örtüldü. İlk cinayetin 23. yıl dönümünde oğul Numan Arın Aksoy ile konuştuk. Aksoy'un anlattıkları cinayetler serisinin nasıl karanlıkta kaldığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: - Suikast sırasında neredeydiniz? - Suikast sırasında Ankara Etimesgut'ta yedek subay olarak askerlik yapıyordum. Hemen o gün beni eve getirdiler. Annem ise o sırada evdeydi. Babamın bürosu ikinci sokakta... Evden işe yürüyerek gidip gelirdi. Kayıtlara da geçen haliyle suikast şöyle oluyor, bunlar kurgu da olabilir: Bir araba ile evin önünde duruluyor. Biri apartmana giriyor. Apartmanın girişinde, ikisi kafasına, biri göğsüne olmak suretiyle üç el ateş ediliyor. Sonra da kaçıyor. GÖRGÜ ŞAHİDİ YOK - Silah sesi duyuluyor mu? Kayıtlarda susturucu silah kullanıldığı yazıyor... - Susturuculu da olsa silahtan ses çıkar. 'Ateş sesi duydum' diyen yok, yalnız annem bir ses duyuyor ama tam silah sesi olarak ifade edemiyor. Gürültü gibi bir şey duymuş. 'Ne oluyor' diye çıkıyor ve katil o sırada kaçmış oluyor. Çiçekçi de egzoz patlaması gibi bir ses duyduğunu söylüyor. Olay anına ait görgü tanığı da yok. - Olay yeri incelemesi nasıl yapılıyor? - Ölen kişi Muammer Aksoy olduğu için siyasi bir şey olduğu anlaşılıyor, polis geliyor. Partiden, çevreden, mahalleden gelenlerle apartmanın içi doluyor. Polis bir bantla olay yerini çevirmiyor. Orası insanların akın ettiği bir yer haline geliyor. Kanlara basılıyor. Hatta orası süpürülüyor. Polis mermi kovanlarından bir tanesini unutuyor, çocuklardan biri bulup polise veriyor. Yani üstünkörü bir çalışma. Bunlar hepsi ispatlarıyla bildiğimiz şeyler. Suikastçının acele kaçtığı da kovanları toplayamamasından belli zaten. - Soruşturmayı kimler yürütüyor? - Olaydan sonraki yayınlarda Binbaşı Ülkü Coşkun'un adı geçiyor. 1999'da bir savcı "Muammer Hocam yakın dostumdu, bu soruşturmada ona vicdan borcumu ödeyeceğim" diyor. (Dönemin DGM savcısı Nusret Demiral) 2000 yılındaki Umut Operasyonunda tatbikatı Savcı Hamza Keleş yürüttü. - Olaydan sonra nasıl bir soruşturma yapılıyor? - 1990'dan 2000'e kadar 10 sene boyunca hiçbir şey yapılmıyor. Bana 10 sene ile ilgili bir şey sormayın. Umut Operasyonu 2000 yılında, yani olaydan 10 yıl sonra yapıldı biliyorsunuz. - 1990'lı yıllarda işlenip faili meçhul kalan siyasî cinayetler, Umut Operasyonu adı verilen bir dosyada birleştirilip, bazı dini gruplara mal edildi. Babanızın da dahil olduğu pek çok suikastı, bu örgütlerle ilişkilendirilen Ferhan Özmen diye biri üstlendi. Cinayetleri nasıl işlediğini anlattığı tatbikatta orada mıydınız? - Oradaydım. Ferhan Özmen'in anlattıklarında beş çelişki buldum. Tabancada susturucu olduğu söylendi, oysa annem gök gürültüsü gibi bir ses duymuştu. Susturucuda da ses olabilir ama annem evin içinden duyup bakmak için çıktığına göre bir ses duymuş. Dolayısıyla susturucu olmayabilir. Çünkü daha güçlü bir ses olduğu anlaşılıyor. Ferhan Özmen apartmandan çıkıp sola doğru gittiğini söylüyor, oysa görgü tanıkları sağa dönüp çitten atladıklarını söylemişler. Bu görgü tanıklarının kim olduğunu anlamadık biz. Olaydan sonra silahı kanalizasyona attığını söylüyor. Kanalizasyona atılan silah daha sonra Umut Operasyonu'nda Sincan'daki cephanelikte ele geçiriliyor. Uydurma bir silah mı, yalan mı söylüyor. Ferhan Özmen, iki kurşun sıktım diyor. Halbuki babam üç kurşunla öldürüldü. Enseden sıktığını söylüyor. Oysa önden sıkıldı kurşunlar. İkisi şakağına, biri göğsüne isabet etti. Ben taa o zaman, 'Bu saygısızlıktır bizi ciddi olmayan şeylerle oyalamayın' diye tepki gösterdim. - Bir de mermi meselesi var, olay yerinde bulunan kovanlar değiştiriliyor mu sonra? - Asıl skandal burada zaten. 2002 tarihli Yargıtay ilamını okuyorum size: "31 Ocak 1990 tarihinde Muammer Aksoy'un öldürülmesi sırasında olay yerinde bulunan ve aynı tarihli tutanak ile ekindeki krokilerde, üç adet 'Geco' marka olduğu belirtilen kovanların, 21.11.1996 tarihli makbuzla Cumhuriyet Başsavcılığı emanetinin 1996/88 emanet sırasına 3 adet HP marka olarak alınması..." Açıkça yazıyor. Olay yerinde bulunan boş kovanlar 'Geco' marka olarak kayda geçiriliyor ama 1996'da savcılık emanetine HP marka olarak geçiyor. 6 sene içinde ne olmuş? Bu soruşturmayı ben nasıl ciddiye alayım? 6 sene sonra niye çıkıyor? Bu bir felaket yaa!.. Demek ki farklı kurşun. Yargıtay ilamını okumaya devam ediyorum: "Mahkemece karara esas alınan Ankara Merkez Kriminal Polis Laboratuvarlarının 18.5.2000 tarih ve 1085 uzmanlık numaralı ekspertiz incelemesi ve Adli Tıp Kurumu Fizik Balistik İhtisas Dairesinin 15.11. 2000 tarih ve 2497 numaralı incelemesinin de bu 3 adet HP marka kovan üzerinden yapılması karşısında, sanık Ferhan Özmen'in olayda kullandığı iddia edilen tabanca ile olay yerinden alınan 3 adet kovan arasındaki uygunluğun kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi..." 1990 yılında meydana gelen bir olayın kriminal incelemesi ve adli balistiği 2000 yılında yapılıyor. İnceleme de HP marka üzerinden yapılıyor. Oysa kovanlar 'Geco' marka olarak alınmıştı. Böyle rezalet olur mu? AYNI KİŞİ OLUR MU HİÇ? - Ferhan Özmen'in bütün bu olayları üstlenmesini nasıl yorumluyorsunuz? - Hiç yorumlayamıyorum. Bu adam nerden çıktı, nerden buldular? İnandırıcı görünmüyor, filmlerde olur ancak. Söylediği hatalar çelişki bile değil, zaten hiçbiri birbirini tutmuyor. Bu kişi Rambo gibi demek ki! Bir kişi her şeyi yapmış. Bir şeye inanabilmek için akla uygun olması lazım. Kim inanıyor bilmiyorum ama ben inanmıyorum. Bir örgüt eylem için bir başka kişiye görev vermez mi? DHKP-C, PKK, ne bileyim İslami Cihad Örgütü, İslami Hareket Örgütü dediler ilk başta... Tevhid, Selam... Şimdi bu örgütler görevi bir kişiye mi verir, başka bir kişiye vermezler mi? O zaman deşifre olmazlar mı? Filmde olur. Gerçek hayatta ben böyle bir şey bilmiyorum. POLİS, OLAY YERİNİ ÇEVİRMEDİ! Cinayetin 23. yıl dönümünde konuştuğumuz Numan Arın Aksoy, "Suikast sırasında Ankara Etimesgut'ta yedek subay olarak askerlik yapıyordum. Hemen o gün beni eve getirdiler. Partiden, çevreden, mahalleden gelenlerle apartmanın içi doluyor. Polis bir bantla olay yerini çevirmiyor. Kanlara basılıyor" diye anlatıyor o günü... 1977'DE MECLİS'E GİRMİŞTİ 1977'de CHP İstanbul Milletvekili olarak Meclis'e giren Muammer Aksoy, 12 Eylül 1980'den sonra Ankara Barosu başkanlığına seçilmişti. Aksoy, 1989'da Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurmuştu. ‘CHP de babam için bir şey yapmadı’ Numan Arın Aksoy, "Devlet neden bu cinayetleri çözemedi?" sorumuza, "Kabiliyeti yok. Beceremiyor. Teknik olarak yeterli değiller. Polis de yeterli değil, savcı da, teknik olarak yeterli değil" diye cevap veriyor. Aksoy, "Şu anda bir beklentim yok, 2000 yılında da yoktu. CHP de bir şey yapmadı. CHP'nin babama yakınlığı ile bir başka partinin babama yakınlığı arasında bir fark yok" şeklirnde konuştu. - Ama CHP bu konuları siyasi söylemlerinde hep kullanıyor. - Bizi hiç sahiplenmediler. Beni bir kişi aramış mı, nasılsın diye sormuş mu? Sahiplenme nasıl olur? Muammer Aksoy, CHP milletvekili. Önder Sav, babamın arkadaşı olduğu için geliyordu. Geçen sene ilk defa iki tane milletvekili geldi, onlarla da tartıştık. - Babanızın ölümü laiklik tartışmalarına çok konu edildi. - Bir örgütün hangi kurgu ile harekete geçtiğini, laiklik için mi, İslami bir başka şey için mi, etnik kökenle mi harekete geçtiğini, yapılanmasını devletler çözer. Bu şekilde bir devlet, rezalet. Yani adam markasını tutturamıyor kurşunun, siz bana ne örgütü çözmesinden bahsediyorsunuz. - Ancak laiklik konusu, söylem olarak çok kullanılıyor. - Çıkıp televizyonda ne konuşacaklar ki! Bahsederse bahsetsinler benim için önemli değil ki. Benim babam öldürüldü, bitti. Böyle bir insanı öldürmüşler. Devlet ne yapmış? Peki bakkal öldürseydi ne yapacaktık? - O zaman bu tartışmaları samimi bulmuyorsunuz. - Hayır, öyle bir şey demiyorum. O tartışmalar beni hiç ilgilendirmiyor. O tartışmaları benim babam yapardı. O laiklik konularında gider, babamın kitaplarını bir zahmet okurlar. Babamın fikirleri kitaplarında yazıyor zaten...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT