BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ebû Bekr ibn-i Arabî

Ebû Bekr ibn-i Arabî

"Resûlullahın hizmetinde bulunmakla şereflenmiş olan Enes bin Mâlik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerîfin defnolunmasını vasiyet etmiştir..."



Ebû Bekr ibn-i Arabî hazretleri, hadîs, tefsîr ve Mâlikî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Endülüs âlimlerinin sonuncusudur. 468 (m. 1075) senesinde İşbiliyye'de (Sevilla) doğdu. 543 (m. 1148) yılında aynı yerde vefât etti. Bu mübarek zat, bir dersinde buyurdu ki: Peygamberleri ve onların yolunda olan seçilmiş, sevilmiş velîleri vâsıta kılarak, Allahü teâlâdan dilekte bulunmanın caiz olduğunu gösteren hadîs-i şerîfler o kadar çoktur. Buhârî ve Müslim kitaplarında yazılı olduğu üzere, Esma binti Ebî Bekr, yanındakilere yeşil bir cübbe gösterdi. "Bu palto, hazret-i Âişe'nin yanında idi. O vefât edince, ben aldım. Bu cübbeyi hastalarımıza giydirerek, tedâvi etmekteyiz. Hastalarımız bununla iyi oluyorlar" dedi. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevgili Peygamberi ve bütün üstünlüklerin sahibi giymiş olduğu için, Eshâb-ı Kirâm, bu cübbeyi şifâ bulmak için vesile etmektedirler. Buhârî-i şerîfte diyor ki: Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) çok zaman hizmetinde bulunmakla şereflenmiş olan Enes bin Mâlik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerîfin defnolunmasını vasiyet etti. Kabirde, Allahü teâlânın huzûruna sakal-ı şerîf ile birlikte çıkmak istedi. "Şifâ" kitabında diyor ki: Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) faziletlerinden, kerâmetlerinden ve bereketlerinden birisi de şudur ki, Hâlid bin Velîd (radıyallahü anh), başında, sarığı arasında bir sakal-ı şerîf taşırdı. Bunu taşıdığı her muharebede zafer kazanırdı. Hazreti Hâlid, Resûlullahın mübârek bir kılı sebebi ile muradına kavuşuyor da, O'nun mübârek zât-ı şerîfini vesîle ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu? Ebû Bekr ibn-i Arabî hazretleri, vefatından kısa bir zaman evvel buyurdu ki: "Allahü teâlânın dinini insanlara anlatan, dînin muhafızları durumunda olan âlimler dört sınıftır. Birincisi: Resûlullah efendimizden gelen haberleri muhafaza eden âlimlerdir. Bunlar, insanların maddî varlıkları için lüzumlu olan ihtiyâçları koruyan bekçi durumundadırlar, ikincisi: Usûl âlimleridir. Allahü teâlânın dînini bid'at sahiplerinden korurlar. Bunlar, İslâmın kahramanlarıdır. Bunlar, İslama bid'at karıştırılmasına mâni olur. Üçüncüsü: İbâdetin temellerini, muamelâtın kaide ve şartlarını zabtedip, helâl ile haramı birbirinden ayıran ve din bilgilerini ortaya koyan âlimlerdir. Dördüncüsü: Bunlar, kendilerini Allahü teâlâya ibâdet ve tâat yapmaya vermişlerdir."
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT