BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aral Gölü 50 yılda bitti!

Aral Gölü 50 yılda bitti!

1960 yılından itibaren kurumaya yüz tutmuş olan Aral Gölü, insanoğlu tarafından yapılmış en acımasız doğa kıyımının kurbanı olmuştur. Gölü besleyen nehir güzergâhlarının pamuk üretimi için Sovyetler tarafından değiştirilmesi kurumayı ateşlemiştir



Sevgili okurlar, 20. Yüzyılın ilk yarısında su alanı olarak 68.000 kilometrekarelik yüzölçümü ile dünyanın 4. büyük gölü olmasına karşın, günümüzde bu alanın % 80'ini kaybederek 2010 yılı itibariyle 13.900 kilometrekareye düşmüştür. Gölde bulunan birçok ada artık karayla bağlantısı olan yarımada şeklindedir. Daha önceki yazılarımda belirtmiş olduğum gibi, Aral Gölü çok eski zamanlarda Avrasya'nın büyük bölümünü kaplayan Paratethys Denizi'nin doğudaki en uç kısmını oluşturmaktaydı. 1930'lu yıllardan itibaren pamuk tarlalarını sulamak üzere büyük miktarlarda alınan su sebebiyle bu azametli göl yavaş yavaş yok olmaktadır. 1960 yılından 1997 yılına kadar su yüzeyi 53 metreden 35 metreye düşerek 18 metre azalmıştır. Güney ve kuzey kesiminden Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin girişi olmasına rağmen, aşırı su çekimi ve şiddetli buharlaşma sebebiyle devamlı seviye kaybetmekte ve tuzlanma artmaktadır. Kazakistan ve Özbekistan sınırları gölü ortadan ikiye böler. 1960 yılında kuzey kıyısında bulunan Kazakistan'ın Aralsk şehri bugün kıyıdan 30 km uzaklaşmıştır. Geçmişte binde 9 olan tuzluluk, kuruyan güneybatıdaki Büyük Aral Gölü'nde kuraklık ve aşırı buharlaşma sebebi ile bugün binde 75'e yükselmiştir. Kuzeydeki küçük göllerde ise alınan önlemlerle su seviyesinde 11 metrelik bir yükselme sağlanmıştır. Yıllarca gölün etrafındaki arazilerde kullanılan suni gübrelerin artıkları, Pestisit, Herbisit gibi tarım ilaçları, aşırı su çekimi ve azalan suyla birlikte ısınıp artan buharlaşma geriye uçsuz bucaksız, tuzlanmış bir kum ve toz çölü bırakmıştır. Sovyetler döneminde Ostrow Wozrochdeniya Adası’na kurulan biyolojik laboratuvarların kalıntıları hâlâ duruyor. SOVYETLER GÖLDE BİYOLOJİK SİLAH LABORATUVARI KURMUŞ Gölün diğer bir talihsizliği de, Sovyetler zamanında göldeki bir adada inşa edilen laboratuvarlarda askerî amaçla üretilen tonlarca biyolojik (Bakteri, Virüs gibi Mikroorganizmalar) silahın depolanmış olduğu gerçeğidir. Ostrow Wozrochdeniya (Yeniden Doğuş) Adası 1936 ile 1991 yılları arasında bu silahların üretilip, çeşitli test hayvanları üzerinde denenmesi şeklinde faaliyetine devam etmiştir. Bu mikroorganizmalar insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olup, kolayca salgın haline dönüşebilmektedir. Bu nedenle 1991 yılından sonra NATO ve Özbekistan yetkilileri, kötü emelli grupların bu biyolojik silah materyalini ele geçirmelerinden çekinmekteydi. Adadaki laboratuvarların faaliyet içinde olduğu tarihte Kantubek adlı yerleşim bölgesinde 1.500 kişi yaşamaktaydı. Şimdi ise tamamen bo-şaltılmış durumda bulunuyor. 2002 yılında gölün o bölgesinden suların tamamen çekilmesiyle, adanın karayla bağlantısı olan bir yarımada şekline dönüşmesi endişeleri daha da arttırdı. Çünkü artık kolayca alana ulaşmak imkanı olabilecekti. ABD'li uzmanlar, 2002 yılında üç aylık bir çalışma sonucu 200 ton bulaşıcı malzemeyi 5 milyon dolar harcayarak temizledi. Ancak bugün terk edilmiş saha kontrol altında tutulsa dahi, çeşitli sürüngenler ve tarla fareleri tarafından bazı ‘Sporlar’ın (mikroskobik tohum kesecikleri) ana karada bulunan yerleşim merkezlerine ulaşabileceğinden endişe edilmektedir. Bu sporların birçoğu güneşten korunaklı olarak yüzlerce yıl aktif kalabilmektedir. Bugün harap vaziyette bulunan kalıntılar arasında toprağa gömülmüş ve bulunamamış deney tüpleri, çeşitli büyüklükte kafeslerde; maymun, kobay, fare, koyun ve at gibi deney hayvanlarının iskeletlerinin varlığı biliniyor. Bu biyolojik silahların bazılarını tanıtmak istiyorum: > Anthraks Basili (Bacillus anthracis): Sporları uzun yıllar aktif kalabilir. Semptomları: Yüksek ateş, titreme, nefes darlığı, şiddetli öksürük. Tedbir alınmazsa % 50 yaşam kaybı (Ölümcül etkisinin nedeni; bakterinin sporlarının oluşturduğu zehirdir). Hastalığa karşı bir aşı mevcut. Antibiyotikler de etkili, ancak bakterinin solunum yoluyla alınması durumunda antibiyotikler yetersiz kalıyor. > Botulinum Toksini (Clostridium botulinum): Solunum yoluyla alındığında 24-48 saat içinde felç ve solunum yetersizliği sebebiyle hayati tehlike büyük. Zehirin etkisini geçiren bir ilaç geliştirildi. > Tularemi (Francisella tularensis): Semptomları; yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, ishal, akciğer ödemi ve nefes darlığı. Tedbir alınmazsa %30 yaşam kaybı. Havadan alındığında daha etkili. Antibiyotiklere cevap veriyor. Hastalığın aşısı da var. > Veba (Yersinia pestis): 1348-1352 yılları arasında Avrupa kıtasında 70 milyon insan bu hastalıktan hayatını kaybetti. Fareler üzerinde yaşayan pirelerin ısırığından bulaşıyor. Zatürreyi andıran bir gelişme gösteriyor. Solunum güçlüğü ve oksijen yetersizliği ortaya çıkıyor. Antibiyotik tedavisine cevap veriyor, ancak havadan alındığında geliştirilmiş aşısı yetersiz kalıyor. 1930 yılında başlayan ve 15 yıl süren, 1945'de Japonların teslim olmasıyla biten Japon-Çin harbinde, Japon ordusu veba mikrobu bulaştırılmış pireleri 1942 yılında Mançurya'da Çin güçlerinin üzerine paraşütle atmıştı. > Brucellose: Semptomları; ateş, baş ağrısı, halsizlik, terleme ve depresyon. Etkili aşısı yok, ancak antibiyotikler etkili. > Tifüs (Rickettsia prowazekii): Semptomları; yüksek ateş (40 derece), bilinç kaybı, dalak şişmesi, vücutta kırmızı lekeler, beyin zarı iltihabı. Bakterileri hücre içinde yaşar ve hücreyi tahrip eder. İnsan bitinden geçmektedir. Türkiye'de çok nadir görülebilir. Antibiyotiklerle tedavisi mümkündür. Değerli okurlar, birçok ülke 2. Dünya Savaşı'nda stratejik tehdit ve önemli bir savaş gücü olarak Biyolojik Silahları kullanmış veya en azından laboratuvarlarda kullanıma hazır tutmuştur. Daha sonraları bir anlaşmanın oluşturulması insancıl yönüyle ele alınmış ve birçok ülke Biyolojik ve Zehirli Silahlar Anlaşması'nı (BWC)1972 yılında imzaladı. Fakat aradan geçen zamanda bazı ülkelerin anlaşmaya uymadıkları ve gizlilik içinde ücra köşelerde üretime devam ettikleri tespit edildi. Biyolojik silahlar kimyasal silahlara nazaran daha az tercih ediliyor olsalar da, nükleer silahlara göre daha kullanışlı kabul ediliyor. Bunun nedeni, bu silahların hazırlanması ve kullanımı hem daha ucuz, hem daha kolay kitleleri etkileyebilir olması. Yayılması istenen mikropların en kolay yerleştirildikleri yerler havalandırma tesisatları, temiz su tankerleri veya yiyecek, içecekler. Biyolojik silahlar günümüzde her ne kadar konvansiyonel silahlardan daha az tehlikeli görünseler de, ilerleyen teknolojiyle birlikte bu silahların ortaya çıkaracağı tehdit daha da artmış olacak. Bu arada ülkemizde de kuruma tehlikesi içinde bulunan birçok gölümüzün mevcut olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum. Gerçek bilimsel yöntemlerle birçoğunun kurtarılabileceğine inanıyorum. Aşırı su çekimi sonunda sığlaşan göller daha çabuk ısındığından buharlaşma kuvvetlenmekte ve sonunda göl kurumaktadır. Bu vesile ile dünyadaki tatlı su rezervlerinin çok az olduğunu tekrar vurgulamak isterim. Hepinize sağlıklı, güzel bir hafta diliyorum. Sevgiyle kalın. BAN Kİ-MUN DA ŞOKE OLMUŞTU 2010 yılında Aral Gölü'nün içler acısı halini gören BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, gördüğü manzara karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Ban Ki-Mun, bölge liderlerinin acilen bir araya gelerek soruna çare bulmaları çağrısında bulunmuştu. BİNDİKLERİ?DALI?KESTİLER... Aral'ın küçülmesi balıkçılığa darbe vururken, gölün kuruması pahasına yetiştirilen pamuk, şu anda eski Sovyet cumhuriyetlerinin büyük bölümünün ana gelir kaynaklarından birini oluşturuyor. Balkonlardan çanak antenler kaldırılıyor > Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve RTÜK balkon ve dış cephelerde çanak antenlerin oluşturduğu görüntü kirliliği için çalışma başlattı. Konuya ilişkin açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, "Şehirlerimizi güzelleştirmemiz lazım, bu bağlamda balkonlarımızdaki o çirkin görüntüleri 2 yıl içinde sistemli olarak kaldıracağız" dedi. Yeni yapılacak binalara kesinlikle ayrı ayrı anten konulmayacağını vurgulayan Bayraktar, merkezî anten sistemiyle vatandaşların daha kaliteli görüntüye ulaşabileceklerini de sözlerine ekledi. Flamingolar son 20 yılın rekorunu kırdı > Adana Çukurova Deltası'nda bulunan Akyatan Lagün’ü son yirmi yılda tek bir alanda görülen en fazla flamingo sayısı ile bir rekora imza attı. Doğa Araştırmaları Derneği, ODTÜ ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmada lagünde 43.350 flamingo sayıldı. Bu sayı son 20 yılda Türkiye'de tek bir alanda görülmüş olan en yüksek flamingo sayısı oldu. Özellikle lagünün batı kısmında yoğunlaşan flamingoların suyun yüzeyinde âdeta pembe adalar oluşturduğu görüldü. Atmacanın vücudunda 9 saçma tespit edildi > Bodrum'da vatandaşlarca yaralı olarak bulunan atmacanın vücudunda 9 saçma tespit edildi. Bodrum'a bağlı Gümüşlük beldesinde geçtiğimiz günlerde vatandaşlarca bulunan atmaca, beldedeki veterinere götürülerek tedaviye alınmıştı. Yapılan tedavisinin ardından röntgen çekilen atmacanın kanadında, kuyruğunda ve sağ bacağında toplam 9 saçmaya rastlandı. Zavallı kuşun sağlık durumunun iyiye gittiğini belirten Veteriner Selahattin Hilaloğlu, "20 gün sonra doğaya bırakmayı düşünüyoruz" dedi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT