BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sizin tavrınız, onun kişiliğini şekillendiriyor

Sizin tavrınız, onun kişiliğini şekillendiriyor

Kişiliğin temeli çocuk yaşlarda oluşuyor. Bu dönemde minikler, büyüklerini taklit ediyor. Bu yüzden sizin tavrınız onun kişiliğinin temelini de oluşturuyor. Peki siz nasıl bir anne babasınız?



Gökhan Ergür - PSİKOLOG Çocuğun psikolojik ve sosyal gelişiminde anne ve baba tutumlarının etkisi büyüktür. Kişilik gelişimi her ne kadar hayat boyu sürse de yapılan araştırmalar ve kuramların belirttiği gibi kişiliğin temeli çocuk yaşlarda atılır. Çocuk bu yaşta ailesinden ve çevresinden gördüğü şeyleri taklit etmede ustadır. Annesi gibi konuşan, babası gibi davranan çocuklara dikkat edin, bu işi ne kadar da ustalıkla yapıyorlar. Çünkü çocuklar iyi birer gözlemcidir, ayrıntılara önem verirler. Bizim o an gelişi güzel yaptığımız bir hareket, ileride çocuğumuz üzerinde hiç beklemediğimiz olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden çocuklarımızın yanında biraz daha dikkatli davranmamız gerekir. Mesela futbol karşılaşması izlerken futbolcunun yanlış bir hareketinde kötü söz kullanan baba modelini düşünün. Bu ailede yetişen bir çocuğun okul ortamında yanlış bir hareket yapan arkadaşına, babasının kullandığı kötü kelimeleri söylemesi muhtemeldir. Ve bu noktada babanın “Çocuğum neden böyle konuşuyor?” demeye hakkı olduğunu sanmıyorum. Peki siz nasıl bir anne babasınız? İşte tutumlarına göre anne babalar: Aşırı koruyucular: Bu tutumu benimseyen anne-baba, çocuğun her hareketine müdahale eder. Bu tutumda ebeveyn, çocuğa, sevginin yanında aşırı koruyucu bir ortam sunar. Çocuğun yaşına uygun olmayan şekilde davranan ebeveyn çocuğa sürekli “Sen küçüksün, sen yapamazsın!” gibi engeller koyar. Bu tutum çocuğun kendini tanımasını engeller ve yapabileceklerini fark etmesinin yolunu tıkar. Bu tutumla yetiştirilen çocuklarda bağımlı kişilik özellikleri görülebilir. Başkası olmadan yaşayamayacağı düşüncesi, kişiliğinin temelini oluşturur. Bu tip kişiler dıştan denetimlidir ve kendi kararlarını vermekte güçlük çekerler. Ebeveynin bu tarzı, çocuğun ilerleyen yıllarda çeşitli problemler yaşamasına yol açar. Aşırı baskıcılar: Bu tutumu benimseyen aileler, çocuklarına hâkim olduğunu düşünürler. Çocuğun bir kişiliği ve hayatı olduğunu görmezden gelirler. Çocuklarına karşı baskıcı bir tutum içindedirler. Çocuktan her daim itaat beklerler ve huzursuz bir aile ortamına sahiptirler. Ailede aşırı baskı ve disiplin olduğundan çocuk kendi kişiliğini kabul edemez ve uyumsuz davranışlar gösterebilir. Aile içinde gördükleri olumsuz tutumları sosyal hayatta çevresine uygulamaya çalışabilir. Sürekli eleştiriye maruz kalan çocuk, saldırgan davranışlarda bulunabilir. Demokratlar: En ideal olanıdır. Bu tutumun iki temeli vardır: sevgi, disiplin. Bu tutum, temel ihtiyaçları en uygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendini doyurabilme yetisi geliştiren iki temel ögeyi en sağlıklı biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur. Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında önemlidir. Ancak disiplin, toplumumuzda çoğunlukla “cezalandırma” ile eş anlamlı olarak algılanır. Ne var ki disiplin cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir. Çocuğun topluma uyumunu, davranışların yönlendirilmesini de sağlar. Disiplin, esneklik ve tutarlılık gibi temel ilkeleri de içerir. Burada kastedilen; kuralların açık ve net olması, çocuğun sınırlarının belli olması, aile içinde tutarlılık sağlanmasıdır. Demokratik bir tutum benimseyen aile içinde yetişen çocuklar; rahat, bağımsız, kendini ifade edebilen, temel güven duyguları gelişmiş, fikirlerini söyleyebilen, girişimci, sorumluluk alabilen, kendine ve çevresine saygılı bireyler olarak yetişirler. Anne ve babanın tutumları arasındaki farklılık, çocuğun kafasını karıştırır. Yapması ve yapmaması gereken şeylerin ayrımına varamaz. Çocuğa konulan kuralların ve sınırların anne ve baba tarafından ortak bir şekilde kabul edilmiş ve uygulanıyor olması gereklidir. Aksi hâlde çocuklara uygun bir ortam sunamayız ve onların kişilik gelişimlerine katkıdan çok zarar vermiş oluruz. PENCERELER Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Hakkında bilmediğiniz 3 şey: ÜTÜ 17. yüzyıldan beri hayatın vazgeçilmezi > Ütünün keşfi 17. yüzyılın başlarına kadar dayanmaktadır. İlk başlarda giysileri düzleştirmek için ısıtılmış ağır taşlar kullanılırken daha sonra saplı düz demir plakalar ateşte ısıtılmaya başlandı. Bu yöntemle ısının uzun süre korunamaması yüzünden demir plakaları oyarak içlerini kömür közüyle doldururlardı. Kor halinde kömür konularak ısıtılan bu ütüler ise oldukça ağırdı. > Henry W. Seely (ABD) ilk defa ütünün taban kısmını ısıtmak için elektrik kullandı ve 1882’de elektrikli ütüyü keşfetmiş oldu. Ütü iki karbon tabaka arasında kalan elektrik arkı sayesinde ısıtılıyordu. 1883 yılında ütüyü kablosuz yaparak daha güvenli bir hâle getirdi. Çalışma sistemi, günümüzdeki sisteme çok benzerdi. Kablonun prize takılması ve ısıtılması gerekiyor, daha sonra prizden çıkarılıp rahatça kullanılabiliyordu. > Ütüler zaman içinde gelişti. 1926 yılında Eldez isimli bir kuru temizleme firması buharlı ütüyü üretti. 1905’te ilk defa son derece hafif elektrikli ütü piyasaya sürüldü. KARMA SÖZLÜK -?Sözlüklerden seçmeler... İş görüşmelerinde sorulan sorular - Twitter hesabınız var mı? - Var. - Öğrenebilir miyim? - Heue kapattım ben onu ya çok gereksizdi. (divit) *** - Neden iş arıyorsunuz? -Hö? (catapultam habeo) İlaç prospektüslerini okur musun? (confusedcat) *** - İyi günler anti bey, ben x firmasından arıyorum. -İyi günler, buyrun. - Sizinle olan sürecimiz olumlu devam ediyor, referanslarınızı arayacağız. -Pek tabi, özgeçmişimde var referanslarım. -Evet var. Peki bunlar gerçek mi? -Nasıl yani? - Hani bazen yalan yazıyorlar da. -İyi de yalan olsa bile ben size bunlar yalan der miyim? Arayın öğrenin. Böyle saçmalık mı olur? -Tabi haklısınız. Biz arayalım bunları o zaman. İyi günler size. -Size de. (antipodes) *** En fazla bir metre uzağınızı görebileceğiniz kadar sisli bir havada, bir ormanın orta yerinde tek başınasınız, ne yöne gitmeniz gerektiğini nasıl bulursunuz? (blankmore) EĞİTİM AJANDASI İnsan Kaynakları Zirvesi 2013 MCT Danışmanlık’ın bu sene 18.sini düzenleyeceği İnsan Kaynakları Zirvesi, 13-14 Şubat 2013 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 50’den fazla oturumda 80 konuşmacının katılımı ile düzenlenecek. Elif Şafak’ın da konuk olacağı zirvede yerli ve yabancı birçok lider, yönetici ve insan kaynakları uzmanı konuşmacı olarak yer alacak. Zirve boyunca iş hayatında enerjiyi sağlayan etkenleri tartışacaklar. Bu alanda çalışan veya bu alanda kendini geliştirmek isteyen herkes için faydalı olacak bir zirveye benziyor. tweetçi twitter.com/twtci ADETABİRHALKKAHRAMANI Takımı silip bi daha kurun. Crack klasöründe ki alex.avi’yi takım klasörüne yapıştırın. olmazsa Aykut.exe’yi kaldırın. Konuşan Kumbara En sonunda anladın ki hiç kimse ama hiç kimse ben değil. Olsun ay sonunda yine de buluştu gözlerimiz! Dr. Tanju Tanjant Tarih atarken 2012 yazıp 2’yi zorla 3’e çevirme mevsiminin son günleri bunlar. 2013 de biter yakında. Serdar Nalçakar Komple vücudu çalıştırmak için en ideal hareket: Perde takmak. Omuz, göğüs, karın, göbek, adale, bacak, bilek hepsi çalışıyor. Berkay Daçe dolmuşun arka dörtlüsündeki muhteşem sıkışıklıkta kolum yanımdaki adama yapışmış; adam ani kalkınca kolum da çıkıp gitti müsait bir yerde :( Elif Tanverdi Bi maniniz yoksa bu akşam annemler sizin eve check-in yapacaklar? Rögar Kapağı Tost yerken ısırdığım yerden kopmayıp bütün çıkan sucuğu kopartarak tekrar yerine koyar bir sonraki ısırıkta yerim, her şeyin bir zamanı var. İhlas Koleji’nden mektup Hami Koç - hami.koc@tg.com.tr Yürüyen bant sistemi ve okullar Dünyada seri üretime dayalı olarak tasarlanan yürüyen bant sistemi ilk kez otomobil firması Ford’un kurucusu olan Henry Ford tarafından kullanılmıştır. Yürüyen bant sistemi sayesinde üretim miktarları artmış ve bu üretim modeline Fordizm adı verilmiştir. Fordizm, aynı ürünün çok miktarda üretilmesi demektir. Aynı renge, aynı şekle ve aynı fonksiyonlara sahip ürünlerin standart olarak çok büyük sayılarda üretilmesi sonucunda tüm dünyada maliyetler düşmüş ve endüstrinin seyri değişmiştir. Bu sistemde işçiler vasıfsızdır. Üretim süreci hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler. Sadece yönetim tarafından alınan kararları uygularlar ve kararlara katılamazlar. Yani işçiler üretim sürecine veya yönetime kesinlikle müdahale edemezler. Ancak 1970’li yıllarda bu sistem tıkanmış ve ürün taleplerinin çeşitlenmesi sebebiyle bant sistemi yetersiz kalmaya başlamıştır. Bunun üzerine üretimde çeşitliliği artırmak için yeni bir sistem getirilmiştir. Postfordizm olarak da adlandırılan bu sistem tüketicilerin her türlü isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mecburi olarak yaşanan bir değişimdir. Bu sistemde üretimin ve iş gücünün esnek olması ve işçilerin fordizmden farklı olarak birden fazla işleve sahip olması gerekmektedir. Ayrıca yeni sistemde işçiler yönetim kararlarına aktif olarak katılırlar. Eğitim sayfasında endüstri ile ilgili bu bilgilerin ne işi var diye düşünebilirsiniz. Ancak eğitimin tarihine baktığımızda yaşanan gelişmelerin çok farklı olmadığını görebilirsiniz. Son zamanlarda özellikle eğitimci Sir Ken Robinson’un sıklıkla vurguladığı şey, sanayi devrimiyle okulların da bant tipi üretime benzer bir sistem uyguladığıdır. Uzun yıllar ülkemizde ve bütün dünyada tek tip öğretim modeli uygulanmış ve bu yüzden okullarda tek tip öğrenciler yetişmiştir. Öğretmenler sadece kendilerine verilen müfredatları uygulamış, yönetim süreciyle ilgili kararlara katılamamış, kendilerini geliştirmelerine fırsat tanınmamıştır. Ancak sanayide yaşanan tıkanma, bir süre sonra eğitim dünyasında da yaşanmış ve değişen taleplerle bireysel eğitim ön plana çıkmıştır. Bir sınıf içinde kaç tane öğrenci varsa o kadar sayıda öğretim modeli uygulanmalı anlayışı hâkim olmuştur. Tabii böyle bir sistemde öğretmenlerin de birçok vasfa sahip olmaları gerekmektedir. İşte bu yüzden İhlas Eğitim Kurumlarında en çok üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi de bire bir eğitim programlarıdır. Sınıf içindeki eğitimi desteklemek amacıyla kurduğumuz bu sistem sayesinde hiçbir öğrenci geride kalmamakta, zil çaldıktan sonra da eğitim devam etmektedir. Bizim gözümüzde her öğrenci farklı bir dünyadır ve öğretmenlerimiz önce bu dünyayı keşfetmek için uğraşır. Çünkü keşif tamamlandıktan sonra her şeyin ne kadar kolaylaştığını çok iyi bilirler. Sanayi devriminde maliyetleri düşürmek için uygulanan yürüyen bant sistemi, birbirine benzer ürünlerin çok miktarda üretilmesi amacıyla uygulanmıştır. Ancak okullar fabrika değildir. Pazartesi günü MEB’e bağlı bütün resmî ve özel okullarda ders başı yapıyoruz. Sevgili öğrencilerimize ve herkese coşkulu taze başlangıçla... Huzurlu bir hafta diliyorum efendim.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108953
    % 0.33
  • 3.482
    % -0.35
  • 4.1105
    % 0.01
  • 4.4532
    % -0.62
  • 144.153
    % -0.16
 
 
 
 
 
KAPAT