BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Daha gün görmedik taze gelindi

Daha gün görmedik taze gelindi



Çankırı’dan Zekeriya Yukarıkır’ın hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. 1996 yılı Mirac Kandili gecesi sahura kalkan okuyucumuz, gelen acı haberle şok olur. Ankara’daki ağabeyinin büyük kızı İlknur’un ölüm haberini almışlardır. Ama neden, niçin, nasıl öldüğünü bilememenin de verdiği merakla, gecenin o saatinde komşularını arayıp, kendilerini Ankara’ya götürmelerini rica ederler. “Komşumuz, hiç ikilemeden hem arabayı çalıştırıyor, hem de bizi teselli ediyordu: - Ya öyle bir şey yoktur. Belki başka bir konu vardır... Arabaya bindik, Ankara’ya hareket ettik. Aman Allahım o yollar ne bitiyor ne tükeniyor. Gittikçe yol uzuyor. Ben, hem ağlıyorum hem de “Vah yavrum İlknur’um! Sana nasıl dayanırım?” diye ağlıyorum. Çocuklarım bana bakıp ağlıyorlar. Benim de iki çocuğum var. İnsanın aklına her şey geliyor. “Acaba benim çocuklardan birisi olsaydı dayanabilir miydim?” diye onlara bakıyorum, daha çok ağlıyorum... Hanım benim durumumdan endişeleniyor ve teselli etmeye çalışıyor: -Belki annen hastalanıp, ölmüştür de diyemiyorlardır... Cevap veriyorum: -Yahu hanım, ben çocuk muyum? 70 yaşındaki anamın öldüğünü söylemek zor da, 18 yaşındaki bir genç kızın öldüğünü söylemek mi kolay? Derken Ankara’ya eve geldik. Kapıya vardığımızda evden annem çıktı. Boynuma sarılıp ağlamaya başladı: -Oğul, benim cenazem yerine kızıma mı geldin? Düğününe değil cenazesine mi gelecektin?.. Ana oğul sarıldık, ağlaşıyoruz. Orada bulunanlar teselli etmeye çalışıyor: - Sen koskocaman adamsın? Erkek adamsın. - Benim yüreğim yanıyor, siz bana ağlama diyorsunuz. Çatlayayım mı? Yeğenim, ciğerparemi toprağa vermek üzere köyümüze, Başovacık’a götürdük. Cenazenin defninden sonra Ankara’da uzun bir süre ağabeyimleri yalnız bırakmamak için kaldık. Gelenler hep gitti. Bizim de ayrılmamız gerekiyordu. Onları acılarıyla başbaşa bırakarak Çankırı’ya döndük. Yeğenimin ölümünden bahsetmeyi sona bıraktım. Özür dilerim. Ünlü SSK imtihanları vardı ya. Yeğenim o imtihana girecekti. Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece. Akşam yemek, çay, meyveler yendikten sonra banyosunu yapıyor, imtihana girerken giyeceği kıyafetlerini ütülüyor, hazır ediyor. Saat 01.00 sıraları ben yatacağım deyip odasına giriyor. Ağabeyim televizyon seyretmeye devam ediyor. Aradan 15 dakika ya geçiyor ya geçmiyor, hırıltı şeklinde yüksek perdeden bir ses duyuyor. Ağabeyim, acaba TV’den mi geliyor diye sesi kesiyor. Ama hırıltılı ses devam ediyor. - Acaba kızın üzeri açık mı kaldı, yoksa başı yastıktan mı düştü ki diye odaya giriyor. Giriyor ki ne görsün. Rahmetli İlknur yatağında yatıyor. Ağzına burnuna köpükler yağılmış. Eli yüzü mosmor olmuş. “Kızım, İlknur’um ne oldu sana?” diye kızı sarsıyor. Yengeme, çocuklara sesleniyor. İlknur’u kucağına alıyor. İlknur ile babası birbirlerini çok severlerdi. İlknur gözlerini açıyor babasına bakıyor bakış o bakış, kafası yana düşüveriyor. Ağlaşmalar, bağrışmalar arasında hastahaneye götürüyorlar ama maalesef yapılacak bir şey yok. Takdiri ilahi. Teşhis: Kalp Krizi. İmtihanın heyecanına zavallı kalbi dayanamamış.... Ağabeyim bu acıyı metanetle karşıladı. Çok ağladı ama Allah’tan gelene ne denir. Yengem ise bu acıyı kaldıramadı. Şimdi maalesef psikolojik problemler yaşıyor. Atalar “Ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan her gün ağlar” demişler. Ağabeyim kızının acısının yanı sıra şimdi yengemle de uğraşıyor. Her zaman duâ ediyorum. Ona Allah sabır versin. Ben ise amcası olduğum halde radyoda, TV’de Fırat türküsü çıktığı zaman “Daha gün görmedik taze gelindi” bölümüne gelince gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Günde on defa dinleyeyim on defa ağlıyorum. Ben böyle acı çekerken annesine, babasına Allah sabırlar ve kolaylıklar versin diyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT