BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Olup bitenleri yabancılara anlatmak!

Olup bitenleri yabancılara anlatmak!

Dün, gün boyunca, yurt dışından ve içinden beni arayan yabancı medya mensuplarına seçimlerdeki DSP ve MHP oy patlamalarının sebeplerini, dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım.



Dün, gün boyunca, yurt dışından ve içinden beni arayan yabancı medya mensuplarına seçimlerdeki DSP ve MHP oy patlamalarının sebeplerini, dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. Özellikle, MHP’nin ikinci parti olarak çıkması, DSP’nin de büyük bir oy patlaması yapması, yabancı basın için, hatta yıllardır burada yaşayanlar için, büyük bir sürpriz oldu. Mesela, Wall Street Journal gazetesinin Türkiye muhabiri, yıllardır İstanbul’da yaşayan, tecrübeli Hugh Pope, cumartesi günü çıkan haber analizinde şöyle yazmıştı: “Pazar günü yapılacak genel seçimlerde Bülent Ecevit’in kazanması bekleniyor ama zaferi çok az bir farkla olacak ve onu şimdiye kadar gerekli ekonomik ve insan hakları reformlarını yapmaktan alıkoyan koalisyonlardan birini yeniden yapmaya zorlayacak.” Pope, daha sonra da, seçimlere katılacak 21 siyasi partiden ancak dördünün DSP’nin, ANAP’ın ve FP’nin barajı aşabileceğini, “aşırı sağ” MHP ile “Sosyal Demokrat” Baykal’ın CHP’sinin barajı zorla ve belki aşabileceklerini ve HADEP’in de Güneydoğu’da birçok belediyeleri ele geçirmesine rağmen 1995’teki % 4 oranını geçemeyeceğini ve böylelikle de “Kürt Milliyetçilerinin” parlamentoya giremeyeceklerini yazıyordu. Velhasıl, Pope özellikle MHP konusunda fena halde yanılmıştı. Muhabire telefonda, “Haber kaynakların yanlış” diye takıldım. Yıllardır, kendimizi dışarda tanıtamıyoruz veya yanlış tanıyoruz diye şikayet ederiz. Doğrudur, ama yabancılar da bizi tanımak için fazla gayret göstermezler, Türkiye’de olsalar bile bilgileri de, yalan yanlış, peşin hükümlü mahalli kaynak ve kişilerden alırlar. Mesela, eminim, seçimleri takip eden yabancı TV ve gazete muhabirleri, Milliyetçi Hareket Partisi’ni, yönetimini, Genel Başkanını ve son yıllardaki gelişmeleri anlamak için hiçbir gayret sarfetmemişler ve olsa olsa bazı Türk dost ve meslekdaşların topladıkları basmakalıp bilgilerle yetinmişlerdir. Bu bilgilere göre de MHP “kan içici, aşırı sağcı hatta Faşist ve ırkçı bir partidir... Mensupları mafya ile iç içedirler ve Susurluk’a karışmışlardır... MHP 1995 seçimlerinde barajı aşamamıştır ve bu seçimlerde de barajı aşması enteresan olur.” Hoş aynı izlenim, aynı imaj, sadece yabancıların zihinlerinde değil, içimizdeki birçok kentli aydınların, yarı aydınların da zihinlerine kazınmıştır. Hem öylesine kazınmıştır ki, silmek için 1970’lerde olup bitenleri ve o yıllarda Ülkücülerin, niçin ve nelerle mücadele ettiklerini yerlilere ve yabancılara anlatabilmek için, Hasan Cemal’in o yıllara ait şok anıları da yetmeyecek anlaşılan... DİLİMİN DÖNDÜĞÜ KADAR... Beni arayan yabancılara son seçimlerin tahlillerini ve özellikle MHP’nin, aslında nasıl bir parti olduğunu, oylarının patlamasının gerçek sebeplerini, dilimin döndüğü kadar anlatmaya ve 1995 seçimlerinden sonra sistemin hataları yüzünden bir türlü kurulamayan ve yolsuzlukların arkasının neden alınmadığını, birbiri arkasından kurulan, pamuk ipliğine bağlı koalisyonların neden icraat yapamadıklarını anlatıyorum ve diyorum ki: “İlk defa olarak, yolsuzlukların hiç değmediği iki lider ön sırada kazanmışlardır ve bu iki lider ve partileri, küçük hesap ve saplantıları bırakıp, asgari müştereklerde birleşirlerse uzun yıllardan beri yarınından endişe etmeyen, kaprislere aldırmayan kuvvetli bir icraat hükümeti kurulabilir...” DYP’nin, FP’nin ve ANAP’ın niçin oy kaybettikleri sorusuna da cevabım özetle şöyle oluyor: “Çünkü, eski kavgaları sürdürdüler. Seçmenlerin büyük oranını teşkil eden gençlerin artık kısır çekişmelerden bıktıklarını, yeni şeyler duymak istediklerini anlayamadılar ve özellikle bölücülük ve terör tehlikesi karşısındaki beklentilerine tatminkar cevaplar veremediler, çözümler önermediler.. Öcalan’ın yakalanışı ve şehit tabutları karşısındaki milliyetçi tepkilere tercüman olmadılar... Çağdaş milliyetçilik söylemleri oluşturamadılar. Aksine, türban ve sekiz yıllık eğitim konularının, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne meydan okumanın prim yapacağını sandılar..” CHP’NİN HEZİMETİ CHP’nin ve Baykal’ın büyük hezimetinin sebebine gelince; onun hataları da çok. En başta kurucuları Atatürk’ün felsefesine karşı çıkmaları, Atatürk ve ülke düşmanlarını himaye etmeleri, sonra da Baykal’ın yıkıcı ve hırçın üslubu... Son olarak da, yerine alternatif göstermeden ANAP-DSP koalisyonunu bozması ve ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemesi... Bu izahlarından sonra, yabancı gazeteciler soruyorlar: Bu hataları yapan, partilerinin yenilgisine sebep olan, ANAP, DYP ve FP liderlerini, kendi partileri cezalandırmayacak mı? Zira kendi ülkelerindeki teamüle göre bu duruma düşen liderlerin yapacakları şey hemen istifalarını vermektir. BUNDAN SONRA Yabancıların merak ettikleri hususların başında “aşırı milliyetçi” diye tanımladıkları MHP’nin ve “Kıbrıs Fatihi” Ecevit’in saldırgan bir dış politika takip edip etmeyecekleri. Buna karşılık, iki liderin de maceracı eğilimlerinin olmadığını, fakat Türkiye’nin, mesela Orta Asya ve Balkanlar’daki çıkarları hususunda pasif kalmayacaklarını söylüyorum. Avrupa Birliği konusunda da, Avrupa Birliği’ne girmeye ilke olarak taraftar olmalarına karşılık Avrupa kulübünün kapısında, şapka elde beklemeyi ve Batılılar’ın istedikleri “ev ödevlerini” yapmayı aşağılayıcı bulduklarını belirtiyorum. Pekala, bundan sonra ne olacak? Evvela politika alanında başlıca iki partinin sivrilmesi, kıytırık partilerin tasfiyesi ve yanlış bazı faraziyelerin ortadan kalkması ile istikrarın alt yapısı hazırlanacak, koalisyon kurulması daha kolay ve çabuk olacak. Bugün Parlamentoda net bazı kombinezonlar, nazari olarak mümkün.. En makulü MHP-DSP (261 milletvekili) koalisyonu ama oyları 276’yı bulmuyor. Bağımsız Ağar ve Özal destekleseler bile.. ANAP-DYP-FP kombinezonu (284 milletvekili) veya DSP-FP-DYP (329 milletvekili) veya MHP-DYP-ANAP (304 milletvekili) formülleri nazari olarak güvenoyu alsalar bile, reel politikada mümkün görünmüyor. Tabii politikada herşey mümkün ama bunalımdan kurtulalım derken, bazı formüller, daha büyük bunalımlara sebep olur.. Tabii bir ihtimal daha var; Çiller’i kendi partisi bertaraf ederse, DYP’nin ANAP’la, mesela Ağar’ın liderliği altında birleşmesi ve bu yeni oluşumun Yeni Demokrat Parti’nin de ya DSP ya da MHP ile koalisyon kurması... Ancak şu sırada en yakın ve makul ihtimal gene DSP-MHP-ANAP (326) koalisyonu! Üç parti, ayakları yere sağlamca basarak, hem ekonomiyi yürütebilir, hem de geleceği hazırlarlar. MHP’de böyle bir koalisyona karşı kompleks yok ama galiba bazı DSP’lilerde var.. Ancak politika mümkün olanı yapmak sanatıdır ve Bülent Ecevit de artık bunu yapabilecek güçte ve olgunluktadır. Şurası muhakkak; 18 Nisan seçimleriyle bir hayli yıpranmış olan siyaset platformu, birçok saplantı ve alışkanlıklardan, yanlış ve peşin hükümlerden arındırılmıştır. Bu da yeni bir başlangıç için çok müsait bir zemindir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT